Giriş · 2-0
Bilgi Teknolojisi ve Demokrasi: Genişleyen Bir Uçurum
"Gözetim kapitalizmi… yukarıdan bir darbedir… halkın egemenliğinin devrilmesi ve demokratik çözülmeye doğru tehlikeli savruluşta öne çıkan bir güçtür…" — Shoshana Zuboff, The Age of Surveillance Capitalism[1], 2019
"Bize yalan söyleniyor… teknolojinin işlerimizi elimizden aldığı, ücretlerimizi düşürdüğü, eşitsizliği artırdığı, sağlığımızı tehdit ettiği, çevreyi mahvettiği, toplumumuzu bozduğu, çocuklarımızı yozlaştırdığı, insanlığımızı zedelediği, geleceğimizi tehlikeye attığı ve her an her şeyi berbat etmenin eşiğinde olduğu söyleniyor." — Marc Andreessen, "The Techno-Optimist Manifesto"[2], 2023
Teknoloji ve jeopolitik kaynaklı kaygı bugün her yere sinmiş durumda. Ne var ki büyük güçlerin teknik üstünlük mücadelesinden çok daha temel bir çatışma sürüyor. Daha derinde, birer sistem olarak teknolojinin ve demokrasinin izlediği yollar ikisini karşı karşıya getirdi ve bunun doğurduğu savaş her iki tarafta da kurbanlar verdi.
Son on yıllarda teknolojideki başat eğilimler yapay zekâ ve blokzincirler oldu. Bunlar sırasıyla merkezî, yukarıdan aşağıya denetimi güçlendirdi ve atomlaşmış kutuplaşma ile finansal kapitalizmi hızlandırdı. Her iki sonuç da demokratik çoğulculuğun değerlerini aşındırıyor. Öyleyse teknolojinin demokrasiye yönelik en büyük tehditlerden biri olarak görülmesine ve hem dışarıdaki otoriterlerin hem de demokrasileri içeriden çökertmek isteyenlerin elinde güçlü bir araç sayılmasına şaşmamak gerek.
Öte yandan demokrasi bir zamanlar, bir şehir devletinin yönetişimini kıtalara yayılmış milyonlarca yurttaşa ölçeklendirmeye çalışan köktenci bir deneydi. Washington D.C.'deki Amerika Birleşik Devletleri'nin Kurucu Babası Thomas Jefferson anıtının duvarındaki bir alıntı şöyle der: "Yasalar ve kurumlar insan zihninin ilerleyişiyle el ele gitmelidir… Uygar bir toplumdan barbar atalarının düzeni altında sonsuza dek kalmasını istemek, bir adamdan çocukken üzerine olan ceketi hâlâ giymesini istemek gibidir." Oysa bugün demokrasi, dünyanın büyük bölümünde katı, çağdışı, kutuplaşmış, felç olmuş ve giderek meşruiyetini yitiren hükûmetleri koruma yolundaki gitgide daha çaresiz çabanın eşanlamlısı hâline geldi. O hâlde pek çok teknoloji insanının demokratik katılıma duyduğu küçümsemeye, onu ilerlemenin önünde bir engel olarak görmesine şaşırmamalıyız; demokrasi savunucularının pek çoğunun, teknik ilerlemenin otoriter rakiplerin egemenliğiyle ya da içeriden çöküşle sonuçlanacağı korkusuna da şaşırmamalıyız.
Bu kitapta, bu trajik çatışmanın kaçınılabilir olduğunu ve doğru kavrandığında teknoloji ile demokrasinin güçlü ve doğal müttefikler olabileceğini göstermeyi umuyoruz. Ne var ki bu yöndeki savların pek çok çevrede göz devirmeye yol açması tesadüf değil. Bu ayrımın iki yakası arasında son on yılda bir küskünlük ve güvensizlik uçurumu oluştu ve bu uçurum kolay kapanmayacak. Ancak çatışmanın her iki tarafının meşru kaygılarını ve eleştirilerini bütünüyle kabul edip benimseyerek kökenini görme ve onu aşmaya çalışma şansımız olur. Bu yüzden işe, bu küskünlükleri cömert bir ruhla ortaya sererek başlıyoruz; geniş kaygılar dile getiren eleştirileri, eldeki kanıtlarla kusursuz biçimde desteklenmedikleri durumlarda bile kabul ediyoruz. Bu uç ayrışmaları uzlaştırmaya çalışmak, demokratik teknolojinin ufkunu yükseltmek için bir fırsat sunuyor.
Teknolojinin demokrasiye saldırısı
Bilgi teknolojisinin son on yılı demokrasiyi birbiriyle bağlantılı ama zıt iki biçimde tehdit etti. Daron Acemoğlu ve James A. Robinson'ın ünlü savına göre özgür demokratik toplumlar, toplumsal çöküş ile otoriterlik arasındaki "dar koridor"da var olur[3]. Bilgi teknolojileri bu koridoru her iki yandan daraltıyor ve özgür bir toplum olasılığını sıkıştırıyor gibi görünüyor.
Bir yandan teknolojilerin (örneğin sosyal medya, kriptografi ve bazı başka finansal teknolojiler) toplumsal dokuyu çözdüğü, kutuplaşmayı artırdığı, normları aşındırdığı, kolluk gücünü zayıflattığı ve finansal piyasaların hızını ve erişimini demokratik siyasal topluluklara hesap veremeyecek noktaya dek genişlettiği düşünülüyor. Bu tehditlere "toplum karşıtı" diyeceğiz. Öte yandan teknolojiler (örneğin makine öğrenmesi, temel modeller, nesnelerin interneti) merkezî gözetim kapasitesini, küçük mühendis gruplarının milyarlarca yurttaşın ve müşterinin toplumsal yaşam kurallarını biçimlendiren sistemlerde örüntü belirleme gücünü artırıyor ve insanların kendi yaşamlarını ve topluluklarını biçimlendirmeye anlamlı biçimde katılma alanını daraltıyor. Bu tehditlere de "merkezileştirici" diyeceğiz. Her iki tehdit de demokrasinin kalbine iniyor; çünkü Alexis de Tocqueville'in Amerika'da Demokrasi'de ünlü biçimde vurguladığı gibi demokrasi, serpilebilmek için derin ve çeşitli, piyasa dışı, merkezî olmayan toplumsal ve sivil bağlara dayanır[4].
Son dönem teknolojilerinden gelen toplum karşıtı tehdidin toplumsal, iktisadi, hukuki, siyasal ve varoluşsal yüzleri var.
-
Toplumsal açıdan, sosyal medyanın daha önce toplumsal olarak yalıtılmış olanlara (örneğin muhafazakâr yerlerdeki cinsel ya da dinî azınlıklara) bağ kurmaları için güçlü yeni platformlar sunduğuna, ama ortalamada bu araçların toplumsal yalıtımı ve dışlanmışlık duygusunu derinleştirmeye katkıda bulunduğuna dair kanıtlar artıyor[5].
-
İktisadi açıdan, internetin ve giderek uzaktan çalışmanın sağladığı coğrafi, zamansal ve çoklu işveren esnekliği, gelişmekte olan ülkelerdeki ya da geleneksel işgücü piyasalarına iyi uymayan pek çok çalışan için fırsatları genişletti. Ne var ki bunlara, çalışanların bu düzenlemelerin olası yararlarını paylaşmasına olanak tanıyacak uygun işgücü piyasası kurumlarının (sendikalar ve çalışma mevzuatı gibi) ortaya çıkışı büyük ölçüde eşlik etmedi. Böylece bu düzenlemeler işyeri güvencesizliğini artırma ve pek çok gelişmiş ülkede orta sınıfın "içinin boşalmasına" katkıda bulunma eğilimi gösterdi[6].
-
Siyasal açıdan, pek çok gelişmiş demokraside kutuplaşma ve aşırılıkçı partilerin etkisi istikrarlı biçimde yükseliyor. İnternet temelli sosyal medya ortamının rolü ciddi bir akademik tartışma konusu olsa da, son araştırmalar bu araçların farklılıklar arasında toplumsal ve siyasal bağları güçlendirme vaadinin çok gerisinde kaldığını ve özellikle ABD'de 2000'den bu yana görülen uzun vadeli kutuplaşma artışına katkıda bulunmuş olabileceğini gösteriyor[7].
-
Hukuki açıdan, son birkaç on yılda finansal yeniliğin çoğalması ölçülebilir tüketici yararlarını (risk azaltımı, sermaye tahsisi ya da krediye erişim bakımından) sınırlı düzeyde artırırken finansal sistemin büyük bölümünde riski yükseltti ve finansal araçları çoğalttı; böylece bu zararları azaltmayı amaçlayan mevcut düzenleyici rejimlere meydan okudu, hatta onları atlattı[8]. 2008 finansal krizine giden yolda konut finansmanı çevresindeki yenilikler bunun en önemli örneklerinden biriyken, belki de en uç (ama daha sınırlı) örnek dijital "kripto" varlıklar ve para birimleri çevresindeki son dönem hareketliliği oldu. Mevcut düzenleyici rejimlere uymadıkları için spekülasyon, kumar, dolandırıcılık, düzenlemeden ve vergiden kaçınma ve başka toplum karşıtı etkinlikler için yaygın fırsatlar sundular[9].
-
Varoluşsal açıdan, toplumsal anlamlandırma ve kolektif eylem kapasitesindeki parçalanmanın, etkileri çevresel yıkımdan (örneğin iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı, okyanus asitlenmesi) daha doğrudan silahların (örneğin hizadan çıkmış yapay zekâ ve biyolojik silahlar) kıyamet getirebilecek yıkımlarına uzanan kitle imha teknolojilerinin artan gelişmişliği karşısında tehlikeli olduğuna dair kaygı büyüyor[10].
Ne var ki teknoloji demokratik toplumların bütünlüğünü aşındırıyor görülürken, aynı zamanda hükûmetlerin denetimini güçlendirerek ve iktidarı küçük bir özel aktör grubunun elinde toplayarak demokrasiyi tehdit ettiği de giderek daha çok düşünülüyor.
-
Toplumsal açıdan, bilgi teknolojisinin belki de en tutarlı etkisi bilginin erişilebilirliğini genişletmek ve yayılımını hızlandırmak oldu. Bu, özel yaşam alanını çarpıcı biçimde aşındırdı ve giderek daha geniş bir bilgi yelpazesini kamuya açık hâle getirdi. Böyle bir şeffaflığın ilkece bir dizi toplumsal etkisi olabilecekken, bu bilgiyi işleme ve anlamlandırma gücü giderek, bilgiye ayrıcalıklı erişim ile bu verileri eyleme dönüştürecek büyük ölçekli istatistiksel modellere (yani "yapay zekâ"ya) yatırım yapacak sermayeyi bir arada barındıran şirketlerin elinde yoğunlaştı. Dahası, bu modeller daha çok veriye ve sermayeye erişimle büyük ölçüde geliştiği için, merkezî aktörlerin her ikisinden de çok büyük havuzlara eriştiği toplumlar algılanan "yapay zekâ yarışı"nda öne geçme eğilimi gösterdi; bu da tüm toplumları rekabet edebilmek için böylesi bir bilgi gücü yoğunlaşmasına izin vermeye zorladı[11]. Bu güçler birlikte, görülmemiş gözetim sistemlerini ve bilgi akışı üzerindeki merkezî denetimi olağanlaştırdı.
-
Hukuki açıdan, yapay zekâdaki son ilerlemelerin hızı pek çok demokratik toplumun temel haklarını alt üst etti ve kritik seçimleri benzer toplumsal geçmişlerden gelen dar mühendis gruplarının eline bıraktı. Fikrî mülkiyet hukuku ve yaratıcı etkinliğin diğer korumaları, büyük yapay zekâ modellerinin içeriği "yeniden harmanlayıp yerine geçme" kapasitesi karşısında büyük ölçüde işlevsiz kaldı; mahremiyet rejimleri bilginin patlamalı yayılımına ayak uyduramadı; ayrımcılık hukuku, kara kutu yapay zekâ sistemlerinin olası beliren yanlılıklarının doğurduğu sorunları ele almak için fena hâlde elverişsiz. Öte yandan bu sorunlarla ilgilenebilecek mühendisler genellikle kâr güden şirketler ya da savunma sektörü için çalışıyor ve ezici çoğunlukla çok belirli bir eğitimsel ve demografik geçmişten geliyor (tipik olarak beyaz ya da Asyalı, erkek, ateist, yüksek eğitimli vb.). Bu durum, yönettikleri geniş toplumun iradesini temsil etmeyi amaçlayan demokratik hukuk rejimlerinin temel ilkelerine meydan okudu[12].
-
İktisadi açıdan, yapay zekânın ve bilgi teknolojisinin 1980'lerin ortasından bu yana (özellikle düşük eğitimli) insan emeğini tamamlamak yerine ikame etme yönündeki daha geniş eğiliminin, son on yıllarda gelirin emeğe değil sermayeye giden payındaki çarpıcı artışta merkezî bir etmen olduğuna ve böylece gelişmiş ülkelerdeki gelir eşitsizliği artışının başlıca nedenlerinden biri hâline geldiğine dair kanıtlar artıyor.[13] Emeğin payındaki bu düşüşe, dünya genelinde piyasa gücünde, kâr marjlarında ve (daha az tutarlı biçimde) sınai yoğunlaşmada bir yükseliş eşlik etti; bu özellikle bilgi teknolojisini en yoğun benimseyen ülkeler ve sektörlerde belirgin[14].
-
(Jeo)politik açıdan, yukarıdaki güçler otoriter rejimleri ve siyasal hareketleri demokratik ülkeler karşısında güçlendirdi. Kitlesel gözetimin araçlarını ve teşviklerini yaratan yapay zekâ ve diğer büyük ölçekli veri işleme araçları, hükûmetlerin sansürü ve toplumsal denetimi doğrudan sürdürmesini kolaylaştırdı. Dolaylı olarak da, iktisadi gücü ve toplumsal denetim kollarını küçük bir (çoğu zaman şirketlere ait) darboğaz kümesinde yoğunlaştırarak, sermaye gelirindeki ve piyasa gücündeki artış ile küçük mühendis gruplarının artan yetkisi, otoriter rejimlerin istedikleri anda ekonominin ve toplumun "kumanda tepeleri"ni manipüle etmesini ya da ele geçirmesini kolaylaştırdı[15].
Dahası, bu iki tehdit kesişiyor; otoriter rejimler demokratik ülkelerde iç bölünme ve çatışma ekmek için sosyal medyanın ve kripto paraların "kaosu"ndan giderek daha çok yararlandı. Merkezî sosyal medya platformları, kullanıcıların hizmetleriyle etkileşimini eniyilemek için yapay zekâdan yararlandı ve bu, çoğu zaman yanlış bilginin ve kanaat kümelenmesinin merkezkaç eğilimlerini körüklemeye yardım etti. Yine de, etkin biçimde birbirlerini tamamlamadıkları ve pek çok bakımdan karşıt güdülere sahip olabildikleri durumlarda bile, her iki güç de demokratik toplumları baskı altına aldı ve onlara duyulan güveni sarsmaya yardım etti; bu güven, gelişmiş demokratik dünyanın büyük bölümünde ölçülmeye başlandığından bu yana şimdi en düşük düzeyinde.[16]
Demokrasilerin teknolojiye düşmanlığı
Ne var ki düşmanlık hiç de tek taraflı olmadı. Demokrasiler bu düşmanlığı büyük ölçüde geri verdi ve teknolojiyi giderek yekpare bir bütün olarak görmeye başladı. Bir zamanlar demokratik ülkelerdeki kamu kesimi bilgi teknolojisinin gelişiminin küresel itici gücüyken (örneğin ilk bilgisayarlar, internet, küresel konumlandırma uyduları), bugün çoğu demokratik hükûmet bunun yerine teknolojinin gelişimini sınırlamaya odaklanmış durumda ve teknolojinin yarattığı hem fırsatlara hem de zorluklara yanıt vermekte başarısız oluyor.
Bu başarısızlık dört biçimde kendini gösterdi. Birincisi, demokratik ülkelerdeki kamuoyu ve siyasa yapıcılar büyük teknoloji şirketlerine, hatta pek çok teknoloji insanına giderek daha düşman; bu eğilim yaygın olarak "techlash" (teknolojiye tepki) diye anılıyor. İkincisi, demokratik ülkeler bilgi teknolojisinin geliştirilmesine yaptıkları doğrudan yatırımı ciddi biçimde azalttı. Üçüncüsü, demokratik ülkeler teknolojiyi kamu kesimi uygulamalarında ya da ciddi kamu kesimi katılımı gerektiren alanlarda benimsemekte yavaş kaldı. Son olarak ve bununla bağlantılı biçimde, demokratik hükûmetler teknoloji insanlarının çoğunun teknolojinin sürdürülebilir biçimde ilerlemesi için kamu katılımının, düzenlemenin ve desteğin kritik olduğuna inandığı alanları büyük ölçüde ele almadı; bunun yerine daha tanıdık toplumsal ve siyasal sorunlara odaklandı[17].
Kamuoyunun ve siyasa yapıcıların teknolojiye yönelik tutumu 2010'larda belirgin biçimde olumsuza döndü. 2000'lerin sonunda ve 2010'ların başında sosyal medya ve internet açıklığın ve katılımın güçleri olarak görülürken, 2010'ların sonunda yorumlarda ve daha az ölçüde kamuoyu araştırmalarında yukarıda sıralanan kötülüklerin pek çoğundan sorumlu tutuldular[19]. Tutumlardaki bu kayma belki en açık biçimde seçkinlerin tutumlarına yansıdı: Cathy O'Neil'in Weapons of Math Destruction'ı ve Shoshanna Zuboff'un The Age of Surveillance Capitalism'ı gibi çok satan teknoloji kitapları ve The Social Dilemma gibi filmler kamusal tartışmaya egemen oldu; siyasal yelpazenin her yerinden liderler (örneğin solda Jeremy Corbyn, sağda Josh Hawley) teknoloji sektörüne karşı giderek daha karamsar ve saldırgan bir ton benimsedi. Techlash bu kaygıları anlatmak üzere öne çıktı ve Şekil A'da resmediliyor. Bunu, tanınmış kişilere saldırmak ya da kültürel itibarlarını azaltmak için çoğu zaman sosyal medyadan yararlanan ve sık sık teknoloji sektörünün liderlerini hedef alan bir "iptal kültürü"nün yükselişi pekiştirdi.
Hem AB'de hem ABD'de düzenleyiciler bir dizi eylemle karşılık verdi: önde gelen teknoloji şirketlerine yönelik antitröst denetiminin çarpıcı biçimde artırılması, Avrupa'da Genel Veri Koruma Tüzüğü ile Veri Yönetişimi Yasası, Dijital Piyasalar Yasası ve Dijital Hizmetler Yasası üçlüsünü içeren bir dizi düzenleyici müdahale. Bütün bu eylemlerin açık siyasa gerekçeleri var ve olumlu bir teknoloji gündeminin parçası da olabilirler. Ne var ki olumsuz tonun, teknolojideki doğal müttefik gelişmelerden görece kopukluğun ve gelişmiş demokrasilerdeki yorumcuların ve siyasa yapıcıların olumlu bir teknoloji vizyonu dile getirmekteki genel çekingenliğinin birleşimi, kuşatma altındaki bir sektör izlenimi yarattı.
Bilgi teknolojisine yönelik bu azalan öngörülü kamusal ilginin belki de en açık niceliksel işareti, araştırma ve geliştirmeye (Ar-Ge) yapılan kamu harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payının, özellikle de bilgi teknolojisinde, düşmesi oldu. Gelişmiş demokrasilerin büyük çoğunluğunda kamu kesiminin Ar-Ge harcamasının GSYH içindeki payı son on yıllarda düşerken, iş dünyasının Ar-Ge harcaması çarpıcı biçimde genişledi ve ÇHC (Çin Halk Cumhuriyeti) hükûmetinin harcaması GSYH payı olarak çarpıcı biçimde arttı ve bilgi teknolojisine odaklandı.[20] Şekil B, ABD örneğini gösteriyor.
Bu niceliksel öykünün ötesinde, bilgi teknolojisi gelişimine yönelik kamusal mali desteğin görünürlüğündeki düşüş en az onun kadar çarpıcı oldu. Bir zamanlar kamu kesimi internete dönüşecek olanı (ABD'de), kişisel bilgisayarın temellerini ve başka demokratik ülkelerdeki benzer projeleri (örneğin Fransa'nın Minitel'i) geliştirmede öncülük ederken, bugün bilgi teknolojisindeki büyük atılımların neredeyse tamamı özel sektör eliyle sürüklüyor.[22]
Özgün internet neredeyse bütünüyle kamu ve akademi kesimlerince geliştirilmiş ve açık standartlara dayanmışken (aşağıdaki "Kayıp Dao" bölümüne bakınız), yeni binyılın ilk yirmi yılının sonuna egemen olan "Web 2.0" dalgası ile "web3" ve merkezî olmayan toplumsal teknolojiler çevresindeki son dönem hareketleri neredeyse hiç kamusal mali destek almadı; demokratik ülkelerdeki hükûmetler dijital para birimlerinin, ödemelerin ve kimlik sistemlerinin olanaklarını araştırmakta zorlanıyor. Bilişimdeki en temel ilerlemelerin çoğu İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş sırasında demokratik hükûmetlerden doğmuşken, bugün hükûmetler bilgisayar bilimini kökten değiştiren "temel modeller"deki atılımlarda neredeyse hiçbir rol oynamadı. Nitekim OpenAI kurucuları Sam Altman ve Elon Musk, başlangıçta hükûmet finansmanı aradıklarını ve ancak defalarca geri çevrildikten sonra özel, kâr güdümlü kaynaklara yöneldiklerini aktarıyor; OpenAI daha sonra kamuoyunun yapay zekânın olanaklarına ilişkin hayal gücünü giderek daha çok ele geçiren Üretken Ön Eğitimli Dönüştürücü (GPT) modellerini geliştirdi.[23] Bu da yine, iddialı kamusal bilgi teknolojisi stratejileri ortaya koyan ve bunları büyük ölçüde başarıyla hayata geçiren, GPT'lere kendi son teknoloji rakiplerini geliştirmek de dâhil, ÇHC ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi otoriter rejimlerle keskin bir karşıtlık oluşturuyor.[24]
Kamu kesiminin teknolojiyle bu ilgisizliği araştırma ve geliştirmenin ötesine, hayata geçirmeye, benimsemeye ve kolaylaştırmaya kadar uzanıyor. Bunu ölçmenin en kolay olduğu alanlar dijital bağlantının ve eğitimin niteliği ile erişilebilirliği. Burada veriler biraz karışık; çünkü iyi işleyen pek çok demokraside (İskandinav ülkeleri gibi) yüksek nitelikli ve yüksek erişilebilirlikte internet var. Ama önde gelen otoriter rejimlerin benzer gelişme düzeyindeki demokrasilerden, özellikle en yeni bağlantı teknolojisinde, çarpıcı biçimde daha iyi başarım göstermesi dikkat çekici. Örneğin Speedtest.net'e göre ÇHC internet hızlarında dünyada 16'ncı sırada yer alırken kişi başına gelirde yalnızca 72'nci sırada; Suudi Arabistan ve diğer Körfez monarşileri de benzer biçimde sıkletlerinin üzerinde vuruyor[25]. Mobil bağlantının en son kuşağı olan 5G'deki başarım daha da çarpıcı: bir dizi araştırma, Suudi Arabistan'ı ve ÇHC'yi 5G kapsamı en iyi ilk 10 ülke arasında, gelir düzeylerinin çok üstünde, tutarlı biçimde buluyor.
Ne var ki demokrasilerde hükûmet sorumluluğunun kalbine daha yakın olan şey, kamu hizmetlerinin dijitalleştirilmesi. Orta gelirli ve zengin pek çok demokrasi, e-devlete otoriter muadillerinden daha az yatırım yapıyor. BM e-devlet gelişim endeksi (EGDI), e-devletin üç önemli boyutunun bileşik ölçüsüdür: çevrimiçi hizmet sunumu, telekomünikasyon bağlantısı ve beşerî sermaye. 2022'de birkaç otoriter hükûmet üst sıralarda yer aldı; bunlar arasında BAE (13'üncü), Kazakistan (28'inci) ve Suudi Arabistan (31'inci), başta Kanada (32'nci), İtalya (37'nci), Brezilya (49'uncu) ve Meksika (62'nci) olmak üzere pek çok demokrasinin önünde bulunuyordu.[26]
Geleneksel kamu hizmetlerinin dijitalleştirilmesi, demokrasilerin teknolojiyi benimsemede ilerlemesini bekleyebileceğimiz belki de en az iddialı boyut. Teknoloji hangi hizmetlerin önemli olduğunu yeniden tanımladı ve bu yeni alanlarda demokratik hükûmetler değişen zamana ayak uydurmakta neredeyse tümüyle başarısız oldu. Bir zamanlar hükûmetin sağladığı posta hizmetleri ve halk kütüphaneleri demokratik iletişimin ve bilgi dolaşımının belkemiğiyken, bugün iletişimin çoğu sosyal medya ve arama motorları üzerinden akıyor. Bir zamanlar kamusal toplanmaların çoğu parklarda ve gerçek anlamda kamusal meydanlarda gerçekleşirken, bugün kamusal meydanın çevrimiçine taşındığını söylemek neredeyse klişe. Yine de demokratik ülkeler dijital kamu hizmetleri sağlama ve destekleme gereğini neredeyse tümüyle görmezden geldi. Özel mülkiyetteki X (eski adıyla Twitter) kamusal figürlerin sürekli saldırısının hedefiyken, en önemli rakibi olan kâr amacı gütmeyen Mastodon ve üzerinde çalıştığı açık ActivityPub standardı yalnızca birkaç yüz bin dolarlık cılız bir kamusal destek aldı ve bunun yerine Patreon bağışlarıyla ayakta kaldı.[27] Daha genel olarak, açık kaynak yazılım ve Vikipedi gibi müştereklere dayalı diğer kamusal mallar dijital çağın kritik kamusal kaynakları hâline geldi; yine de hükûmetler onları desteklemekte tutarlı biçimde başarısız oldu ve hatta diğer hayır kurumlarına kıyasla onlara karşı ayrımcılık yaptı (örneğin açık kaynak yazılım sağlayıcıları genellikle vergiden muaf hayır kurumu olamıyor). Otoriter rejimler Merkez Bankası Dijital Para Birimleri planlarıyla hızla ilerlerken, çoğu demokratik ülke araştırmalara henüz başlıyor.
En iddialı biçimde, demokrasiler de pek çok otokrasinin yaptığı gibi, teknolojilerin toplumsal yapıları nasıl yeniden biçimlendirebileceğine dair köktenci deneyleri kolaylaştırmaya yardım edebilirdi. Ne var ki burada da demokrasi çoğu zaman böyle bir deneyi kolaylaştırmak yerine önünde duruyor gibi görünüyor. ÇHC hükûmeti Şenzen gibi sürücüsüz araçları kolaylaştırmak için şehirler inşa etti ve düzenlemeleri yeniden tasarladı; daha genel olarak da siyasanın, düzenlemenin ve yatırımın neredeyse her yönünü kapsayan ayrıntılı bir ulusal teknoloji stratejisi kurdu.[28] Suudi Arabistan bir dizi yeşil ve akıllı şehir teknolojisini sergilemek için çölde Neom adlı yeni bir akıllı şehir inşa etmekle meşgulken, demokratik ülkelerdeki en mütevazı yerel projeler bile, Google'ın Sidewalk Labs'i gibi, yerel muhalefet altında boğuldu.[29]
Teknoloji insanlarının düzenlemenin ve ihtiyatın kritik olduğunda uzlaştığı alanlarda bile demokrasiler, sektörün toplumsal sorunlara çözüm bulma ihtiyacının giderek daha çok gerisine düşüyor. Teknoloji insanları arasında, bir dizi yeni teknolojinin ortaya çıkmaya başladıktan sonra önlenmesi zor olacak felaket getiren, hatta varoluşsal riskler doğurabileceğine dair büyüyen bir uzlaşı var. Örnekler arasında yeteneklerini hızla kendi kendine geliştirebilecek yapay zekâ sistemleri, sistemik finansal riskler doğurabilecek kripto paralar ve son derece bulaşıcı biyolojik silahların geliştirilmesi sayılabilir. Teknoloji insanları demokratik hükûmetlerin bu riskleri karşılamayı planlamak bir yana, düşünmekte bile başarısız olmasından düzenli olarak yakınıyor. Ne var ki bu felaket olasılıklarının ötesinde, yepyeni bir teknoloji yelpazesi sürdürülebilir olmak için düzenleyici değişiklik gerektiriyor. Çalışma hukuku, teknolojinin güçlendirdiği coğrafi ve zamansal olarak esnek çalışmaya uymuyor. Telif hakkı, büyük yapay zekâ modellerine giren veri girdilerine değer atfetmeyi ele almak için fazlasıyla katı. Blokzincirler, menkul kıymetler hukukunun anlamlandırmakta zorlandığı ve çoğu zaman hukuki tehlikeye soktuğu yeni şirket yönetişimi biçimlerini güçlendiriyor.
Ne var ki kamu kesiminin yeni vizyonlarıyla cesur deneyler otokrasilerde daha yaygınken, demokrasinin kendisi için çok daha temel bir öge var: oy verme, dilekçe verme, yurttaş geri bildirimi toplama vb. dâhil kamusal rıza, katılım ve meşrulaştırma mekanizmaları. Neredeyse bütün demokrasilerde önemli makamlar için oy verme, bir yüzyıldır büyük ölçüde değişmemiş kurallara ve teknolojilere göre birkaç yılda bir gerçekleşiyor. Yurttaşlar gezegen çapında anında iletişim kurarken, büyük ölçüde sabit coğrafi düzenlemeler içinde, yüksek maliyetle ve düşük çözünürlükle temsil ediliyorlar. Modern iletişim ya da veri çözümleme araçlarının pek azı yurttaşların demokratik yaşamının düzenli parçası.
Aynı zamanda otokrasiler, gözetim (iyisiyle kötüsüyle) ve toplumsal denetim rejimlerini güçlendirmek için en son dijital yeniliklerden giderek daha çok yararlandı. Örneğin ÇHC hükûmeti nüfus hareketlerini izlemek için yüz tanımayı yaygın biçimde kullandı, finansal gözetimi kolaylaştırmak için Dijital Yuan'ın ve diğer gözetlenen dijital ödemelerin benimsenmesini teşvik etti (daha mahrem alternatiflere baskı uygularken) ve hatta yurttaş etkinliklerinin geniş bir yelpazesini izleyip bunları tek ve sonuçları geniş kapsamlı bir "puana" indirgeyecek kapsamlı bir "sosyal kredi puanı" geliştirmek üzere çalıştı.[30] Rusya hükûmeti birkaç yıldır protestolara kimlerin katıldığını belirlemek ve onları sonradan gözaltına almak için yüz tanımayı kullanıyor; bu da rejim ya da polis güçleri için çok daha düşük riskle muhalifleri büyük ölçekte ortadan kaldırmasına olanak tanıyor.[31] Bu teknikler yoğunlaştı ve Şubat 2022'de Ukrayna'nın tam kapsamlı işgalinden bu yana savaş için zorunlu askerliği uygulatmak amacıyla da kullanıldı.[32] Bir bakıma demokrasi, teknolojinin kendi demokrasi karşıtı eğilimleri yüzünden olduğu kadar, pek çok otoriter devletin teknolojiyi kendi amaçları için kucaklamaya duyduğu istekli hevesle karşılaştırıldığında teknolojiyi ihmal etmesi yüzünden de teknolojinin gerisinde kalıyor.
Neye para verirseniz onu alırsınız
Buraya nasıl geldik? Bu çatışmalar teknolojinin ve demokratik toplumların doğal seyri mi? Farklı bir gelecek mümkün mü?
Bir dizi çalışma, teknoloji ile demokrasinin çok çeşitli biçimlerde birlikte evrilebileceğini ve çoğu demokrasinin üzerinde bulunduğu yolun, siyasalar, tutumlar, beklentiler ve kültür yoluyla verdikleri kolektif kararların sonucu olduğunu gösteriyor. Olasılıkların yelpazesi, bilimkurgudan gerçek dünya örneklerine uzanan çeşitli merceklerden görülebilir.
Bilimkurgu, insan zihninin hayal edebileceği geleceklerin şaşırtıcı genişliğini gösterir. Pek çok durumda bu hayaller, araştırmacıların ve girişimcilerin sonunda geliştirdiği teknolojilerin çoğunun temelidir. Bunlardan bazıları teknolojinin son dönemde aldığı yönlere karşılık geliyor. Neal Stephenson 1992 tarihli klasiği Snow Crash'te, çoğu insanın yaşamının büyük bölümünü sürükleyici bir "metaevren"de geçirmek üzere geri çekildiği bir gelecek hayal eder.[33] Bu süreçte gerçek dünyadaki toplulukları, hükûmetleri ve benzerlerini ayakta tutmak için gereken katılımı zayıflatır, mafyaların ve tarikat liderlerinin hüküm sürmesine ve kitle imha silahları geliştirmesine alan açarlar. Bu gelecek, yukarıda tartıştığımız teknolojiden gelen "toplum karşıtı" demokrasi tehditlerinin ögelerine yakından karşılık geliyor. Stephenson ve başka yazarlar bu olasılıkları daha da genişletti ve bunlar teknoloji gelişimini biçimlendirmede derin bir etki yarattı; örneğin Meta Platforms adını Stephenson'ın metaevreninden alıyor. Benzer örnekler, Isaac Asimov ve Iain M. Banks kurgusunda olduğu gibi "süper zekâlar" yaratarak iktidarı yoğunlaştırma eğilimi, Ray Kurzweil ile Nicholas Bostrom'un öngörücü fütürizmi ve Terminator ile Her gibi filmler için de verilebilir.[34]
Ama bu olasılıklar hem birbirinden çok farklı hem de bilimkurguda bulunabilecek teknolojik gelecek vizyonlarının tek örnekleri olmaktan uzak. Nitekim en tanınmış bilimkurgu yapıtlarının bazıları çok farklı olasılıklar gösteriyor. Tüm zamanların en popüler iki bilimkurgu dizisi olan The Jetsons ve Star Trek, sırasıyla teknolojinin 1950'ler Amerika'sının kültürünü ve kurumlarını büyük ölçüde pekiştirdiği bir geleceği ve çeşitli, kesişen uzaylı zekâlarından oluşan kapitalizm sonrası bir dünyayı olanaklı kıldığı bir geleceği (buna aşağıda daha çok değineceğiz) gösteriyor. Ama bunlar, Ursula Le Guin'in cinsiyet sonrası ve devlet sonrası hayal gücünden Octavia Butler'ın sömürgecilik sonrası fütürizmine uzanan binlerce örnekten yalnızca ikisi. Hepsi teknolojinin toplumla birlikte evrilebileceği baş döndürücü bir yollar yelpazesine işaret ediyor[35].
Ama yalnız olan bilimkurgu yazarları değil. Bilimin felsefesi, sosyolojisi ve tarihi de dâhil Bilim ve Teknoloji Çalışmaları alanının başlıca teması, bilimin ve teknolojinin gelişiminde içkin olan olumsallık ve olasılık ile evrimleri için zorunlu tek bir yönün bulunmayışı oldu[36]. Bu sonuçlar, geleneksel olarak teknolojik ilerlemeyi sabit ve verili sayan siyaset bilimi ve iktisat gibi sosyal bilimlerde de giderek daha çok kabul gördü. Dünyanın önde gelen iki iktisatçısı, Daron Acemoğlu ve Simon Johnson, yakın zamanda teknolojik ilerlemenin yönünün toplumsal siyasa ve reform için kilit bir hedef olduğunu savunan ve geçmişte gördüğümüz teknoloji yönelimlerine yol açan tarihsel olumsallıkları belgeleyen bir kitap yayımladı[37].
Belki de en çarpıcı örnek, teknolojinin bugün ülkeler arasında nasıl ilerlediğini karşılaştırmaktan geliyor. Bir zamanlar önde gelen düşünürler teknolojinin toplumsal farklılıkları süpürüp götürme gücünü öngörürken, bugün büyük ve kimi zaman küçük güçlerin teknolojik sistemleri, birbiriyle yarışan toplumsal sistemlerini en az resmen ilan ettikleri ideolojiler kadar tanımlıyor: ÇHC gözetim rejimi bir teknolojik gelecek gibi görünürken, Rus hackleme ağları bir başkası, web3 güdümlü toplulukların büyüyen alanı bir üçüncüsü, odaklandığımız ana akım Batılı kapitalist ülkeler bir dördüncüsü, Hindistan'ın, Estonya'nın ve Tayvan'ın türdeş olmayan dijital demokrasileri ise aşağıda derinlemesine inceleyeceğimiz bambaşka bir şey. Büyük ölçüde web3'ün topluluk güdümlü yaklaşımı doğrultusunda, pek çok Afrika kültürünün ortaklaşmacı eğilimini yansıtan, açık kaynak ve birlikte çalışabilirlik üzerine kurulabilecek bir Afrika modeli de mümkün. Yakınsamak bir yana, teknoloji olası gelecekleri çoğaltıyor gibi görünüyor.
Öyleyse, Batılı liberal demokrasilerde teknolojiye dair mevcut gidişatımız ve onunla kurduğumuz toplumsal ilişki kaçınılmaz değilse, bu çatışmacı yolda olmayı hangi biçimlerde seçiyoruz? Ve bu yoldan nasıl çıkabiliriz?
Demokratik toplumların teknoloji konusunda verdiği kararları betimlemenin pek çok yolu olsa da, belki de en somut ve nicelleştirmesi en kolay olanı gerçekleşen yatırımlar. Bunlar, Batılı liberal demokrasilerin (ve dolayısıyla dünyadaki finansal sermayenin çoğunun) teknolojinin geleceğine yapılan yatırımlar konusunda verdiği teknolojik yol kararlarını açıkça gösteriyor ve bunların çoğu oldukça yeni. Bu kararlar son dönemde başlıca özel sektör eliyle sürüklenmiş olsa da, hükûmetlerin daha önce belirlediği ve pek çok bakımdan özel sektör uygulamalarına daha yeni süzülmeye başlayan öncelikleri yansıtıyorlar.
Giderek daha iyi ölçülen risk sermayesi sektöründeki son eğilimlerden başlarsak, son on yılda risk sermayesinin yüksek teknoloji sektörü içinde yapay zekâya ve kripto paraya komşu "web3" teknolojilerine çarpıcı ve ezici biçimde odaklandığını gördük. Şekil C, NetBase Quid tarafından toplanan ve Stanford'un İnsan Merkezli Yapay Zekâ Merkezi'nin 2022 Yapay Zekâ Endeksi Raporu'nda grafiklendirilen, yapay zekâya yapılan özel yatırıma ilişkin verileri gösteriyor; 2010'lar boyunca patlamalı büyümesini ve bu büyümenin özel teknoloji yatırımına egemen hâle gelişini ortaya koyuyor. Şekil D ise Pitchbook verilerine dayanarak web3 alanı için aynısını (farklı bir dönem boyunca ve üçer aylık olarak) gösteriyor.
Ne var ki bu öncelikler görece yeni olsa ve "piyasa"nın mantığından doğuyormuş gibi görünse de, çok daha uzun soluklu ve kolektif olarak doğrudan verilmiş bir dizi kararı yansıtıyorlar. Bunların kökeni, demokratik ülkelerdeki hükûmetlerin yaptığı yatırımlarda.[40]
Dahası, bu yatırımlar yalnızca başka türlü verilebilecek kararlar değil; oldukça yeniler ve hemen öncesinde çok farklı biçimde verilmişlerdi. Bu yatırımlar son birkaç on yılın simge teknolojilerine yansıyor. Yapay zekâ, Google Ngrams'ın izlediği biçimiyle bu ifadenin İngilizce kitaplardaki göreli sıklığını gösteren Şekil E'de görüldüğü gibi, 1980'lerin büyük bölümünde yaklaşan bir devrim olarak müjdelendi. Oysa 1980'lerin belirleyici teknolojisi tam tersiydi: bilişimi bireysel insan yaratıcılığının tamamlayıcısı yapan kişisel bilgisayar. 1990'lara Stephenson'ın kaçış sunan sanal dünyalara ve atomlaştırıcı kriptografiye dair bilimkurgusal hayal gücü musallat olsa da, internetin bağlayıcı dokusu dünyayı sardı ve görülmemiş bir iletişim ve işbirliği çağını başlattı. 2000'lerde mobil telefon, 2010'larda sosyal ağlar, 2020'lerde uzaktan çalışmanın iskeleti… bunların hiçbiri ne kriptografik hiper-kapitalizme ne de yapay süper zekâya odaklandı. Bu durum, aşağıda "Kayıp Dao"da tartışıp belgelediğimiz gibi, kamu kesimi araştırma fon sağlayıcılarının çeşitli (jeo)politik etmenlerin sürüklemesiyle bu teknolojileri desteklemekten uzaklaşıp kriptografiye ve yapay zekâya yatırıma yönelmesini uzun bir gecikmeyle yansıtıyor.
Yirmi birinci yüzyılın ideolojileri
Teknolojinin yolu önceden belirlenmiş değilse ve bunun yerine yatırıma ilişkin kolektif kararlarla ciddi biçimde biçimlendirilebiliyorsa, olası yönler arasında seçim yaparken bir toplum olarak sahip olduğumuz esnekliği nasıl düşünmeliyiz? Seçim için ne kadar alan var ve bu seçenekler neye benziyor?
Bir toplumun alabileceği yönler arasındaki seçimi düşünmek için yararlı bir benzetme ideolojilerdir. Farklı toplumların kendilerini farklı ideolojiler (ya da bunların bileşimleri) çerçevesinde örgütlemeyi seçtiği ya da seçebileceği "sağduyu"ya uygundur: komünizm, kapitalizm, demokrasi, faşizm, teokrasi vb. Bunların her biri güçlü ve zayıf yanlar barındırır, kimilerine kimilerinden daha çok çekici gelir ve değişen derecelerde tutarlıdır ve buyurucudur. Bu ideolojilerin, düpedüz işlemeyen ya da belirli tarihsel ve toplumsal koşullar gerektiren bileşimleri olabilir.
Teknoloji için farklı gidişatlara da benzer biçimde bakabiliriz. Gelecekler yelpazesi sınırsız ya da sonsuzca yoğrulabilir değildir: bazı şeyler daha kolay, daha zor ya da düpedüz olanaksızdır. Ama önceden belirlenmiş de değildir. Akla yatkın gelecek vizyonları ve bunları güçlendiren teknolojiler kümeleri vardır; kolektif teknolojik yatırımlarımız yoluyla bu olasılıklar arasında seçim yapmaya yardım ederiz.
Bugün en yaygın olan teknolojiye ilişkin doğrusal ve ilerlemeci anlatıdan biraz daha az tanıdık olsa da, bu bakış açısı özgün olmaktan çok uzaktır. Yazında, akademide, hatta eğlencede yinelenen bir temadır. Çarpıcı bir örnek, Sid Meier'in yarattığı ve oyuncunun bir halkın rotasını tarih öncesinden geleceğe çizdiği Civilization bilgisayar oyunları serisidir. Oyunun belirleyici bir özelliği, olası teknolojik yolların çeşitliliği ve bunların bir toplumun benimseyebileceği toplumsal sistemlerle etkileşme biçimidir.
Serinin en son oyunu Civilization VI ve özellikle onun "Gathering Storm" genişletme paketi savımızı zarif biçimde örnekliyor. O oyunda "Bilgi Çağı", üç ideoloji arasında bir seçim sunuyor: "Sentetik Teknokrasi", "Şirket Liberteryenizmi" ve "Dijital Demokrasi"; her birinin kendine özgü güçlü yanları, zayıflıkları ve teknolojik gelişmeyle bağlantıları var. Bunların adları biraz hantal olduğundan aşağıda kısaltacağız; ama izleyen sayfalarda, tıpkı 20. yüzyılda Komünizm, Faşizm ve Demokrasi gibi, bunların da çağımızın büyük tekno-ideolojik tartışmasını ana hatlarıyla iyi betimlediğini savunacağız.
Yapay Zekâ ve teknokrasi
Bugün teknolojinin geleceğine dair en yaygın dile getirilen ilk vizyon, Yapay Zekânın (YZ) ve toplumsal sistemlerin ona uyum sağlamak zorunda kalacağı biçimin çevresinde dönüyor; Civilization VI'nın "Sentetik Teknokrasi" kategorisiyle, kısaca Teknokrasi ile yakalanıyor.
Teknokrasi, YZ'nin OpenAI kurucusu Sam Altman'ın "Her Şey İçin Moore Yasası" dediği şeyi yaratma olanağına odaklanır: YZ'nin bütün maddi malları ucuz ve bol kıldığı ve böylece en azından ilkece maddi kıtlığın ortadan kaldırılmasına olanak tanıdığı bir dönüşüm.[42] Ne var ki bu olası bolluk eşit dağılmayabilir; değerinin, YZ sistemlerini denetleyen ve yönlendiren küçük bir grupta yoğunlaşması akla yatkın. Bu yüzden teknokratik toplumsal vizyonun kilit ögelerinden biri, genellikle bir "evrensel temel gelir" (ETG) yoluyla maddi yeniden dağıtımdır. Bir başka merkezî odak, YZ'lerin insan denetiminden çıkıp insanın hayatta kalışını tehdit etmesi riski ve dolayısıyla bu teknolojilere kimin erişebileceği üzerinde güçlü ve çoğu zaman merkezî bir denetim kurma ile onların insan arzularını sadakatle yerine getirecek biçimde inşa edilmesini güvence altına alma ihtiyacıdır. Bu görüşün savunucuları arasında ayrıntılar değişse de, "Yapay Genel Zekâ" (YGZ) fikri merkezîdir: insan yeteneklerini genelleşmiş bir biçimde aşan ve insanın bireysel ya da kolektif bilişine ölçülebilir pek az yarar bırakan makineler.
Bu görüşün Silikon Vadisi'ndeki önde gelen savunucuları Altman, akıl hocası Reid Hoffman ve yakın zamana dek Altman'ın OpenAI kurucu ortağı Elon Musk'tır. Görüş ÇHC'de de popülerdir; orada Jack Ma, iktisatçı Yu Yong-Ding ve hatta ÇHC'nin resmî Yeni Nesil Yapay Zekâ Geliştirme Planı tarafından, Marksist "merkezî planlama" fikrine güçlü biçimde yaslanarak öne sürülmüştür. Bilimkurgu boyunca da, özellikle yukarıda anılan Asimov, Banks, Kurzweil ve Bostrom gibi yazarların yapıtlarında karşımıza çıkar. Bostrom'un son kitabı Deep Utopia: Life and Meaning in a Solved World, belki de bu görüşün en saf ifadesidir.[43] Bu bakış açısıyla uyumlu önde gelen kuruluşlar arasında OpenAI, DeepMind ve başka ileri yapay zekâ projeleri yer alır. Andrew Yang'ın Amerika Birleşik Devletleri'ndeki siyasal kampanyaları bu bakış açısını siyasetin ana akımına taşımaya yardım etti; teknokratik fikirler Ezra Klein, Matthew Yglesias ve Noah Smith gibi yorumcular da dâhil "teknoloji solu"nun düşüncesinin büyük bölümünde yumuşatılmış biçimlerde belirir.
Kripto ve hiper-kapitalizm
İkinci bir görüş ana akım medyada çok daha az yaygın, ama Bitcoin ve diğer kripto paralar çevresinde kurulan toplulukta ve çeşitli ilgili internet topluluklarında başat bir tema oldu; Civilization VI'nın "Şirket Liberteryenizmi" kategorisiyle yakalanıyor; aşağıda bunu "Liberteryenizm" olarak kısaltacağız.
Liberteryenizm, kriptografinin ve ağ protokollerinin insanın kolektif örgütlenmesinin ve siyasetinin yerini alma, bireyleri hükûmetten ve diğer kolektif "zorlama" ve düzenlemeden kurtulmuş, dizginsiz piyasalara katılmak üzere özgürleştirme olanağına (bazı anlatılarda kaçınılmazlığına) odaklanır. Liberteryen düşüncenin başlıca esin kaynağı kurgu olmuştur; buna Ayn Rand'in ve Stephenson'ın yapıtları dâhildir.[44] Stephenson'ın kitapları, özellikle yukarıda tartışılan Snow Crash ve Cryptonomicon (1999), görünüşte ve açıkça distopik uyarılar olarak tasarlanmış olsalar da, Liberteryenizmin taraftarlarınca birer yol haritası olarak benimsendi.[45] Bu yapıtlarda geçen ve o zamandan beri Liberteryen topluluk için merkezî hâle gelen örnek teknolojiler şunlardır: sürükleyici sanal dünyalar (yani Stephenson'ın metaevreni), hükûmetlerden bağımsız dijital para birimleri, özellikle yüzen şehirler ya da "deniz yerleşimleri" gibi yönetilmeyen alanlarda kurulan özel egemenlikler ve kolektif denetimden/hukuktan kaçınmanın bir aracı olarak güçlü kriptografi. Bitcoin, Web3, 4Chan ve diğer "çevresel" ama etkili çevrimiçi topluluklar Liberteryen bakış açısının toplumsal tabanının çekirdeğidir.
Belki kısmen Teknokrasiden daha az ana akım olduğu için, liberteryenizmin çok daha belirgin bir düşünsel külliyatı ve lider kadrosu var. James Dale Davidson ve Lord William Rees-Mogg'un The Sovereign Individual'ı, Curtis Yarvin'in Mencius Moldbug takma adıyla yazdıkları, Balaji Srinavasan'ın The Network State'i ve Bronze Age Mindset toplulukta yaygın biçimde okunuyor ve alıntılanıyor.[46] Risk sermayedarı Peter Thiel, fonladığı ya da yapıtlarını öne çıkardığı diğerleriyle (anılan yazarlar gibi) birlikte, merkezî düşünsel lider olarak görülüyor.
Liberteryenizmin demokratik ülkelerdeki milliyetçi ve aşırı sağla yakın, ama bir o kadar da karmaşık bir ilişkisi var. Bir yandan katılımcıların çoğu, siyasetle ilgilendikleri ölçüde bu grupla özdeşleşiyor ve onu destekliyor; Thiel'in Donald Trump'ın ve destekçilerinin başlıca mali destekçisi olarak öne çıkması bunu gösteriyor. Nitekim önde gelen birkaç sert sağ siyasetçi Liberteryen dünya görüşüyle yakından bağlantılı: tanınmış İngiliz Muhafazakâr Parti milletvekili Jacob Rees-Mogg, Lord William Rees-Mogg'un oğlu; Thiel eski Avusturya Şansölyesi Sebastian Kurz'u istihdam ediyor; 2022'de ABD Senatosu için başarısız biçimde aday olan Blake Masters ile o yıl bir Ohio Senato koltuğu kazanan ve Ocak 2025'te Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı olan J. D. Vance'in kariyerlerini hem mali hem toplumsal olarak destekledi.
Öte yandan Liberteryenizm milliyetçiliğe (ya da başka herhangi bir kolektivizm ya da dayanışma biçimine) tutarlı biçimde düşman ve Liberteryen izleyiciler sağla ilişkilendirilen pek çok temel dinî, ulusal ve kültürel değeri rutin olarak alaya alıp reddediyor. Bu görünürdeki çelişki, egemen saydıkları sol kültürel değerlere duyulan ortak antipatiyle ya da Yarvin, Davidson ve Rees-Mogg'un savunduğu, kaçınılmaz teknolojik eğilimlere karşı "milliyetçi tepki"yi ulus-devletin çözülüşünde bir hızlandırıcı ve olası müttefik olarak gören "hızlandırmacı" tutumla çözülebilir.
Durgunluk ve eşitsizlik
Bu iki ideoloji, çoğu zaman yumuşatılmış biçimde de olsa, çoğu liberal demokraside teknolojinin geleceğine ilişkin kamusal hayal gücüne büyük ölçüde egemen oldu ve böylece son yarım yüzyılın çoğunda teknoloji yatırımının yönünü biçimlendirdi. Teknokratik anlatı taze ve YZ'deki son ilerlemelerle bağlantılı gibi dursa da, Şekil E'nin gösterdiği gibi YZ çevresindeki benzer tartışmalar ta 1980'lerde de neredeyse aynı ateşlilikteydi. Web3 teknolojileri çevresindeki son tartışmalar Liberteryenizmin görünürlüğünü artırmış olsa da, Liberteryenizm tartışmasız biçimde 1990'larda, John Perry Barlow'un "Siberuzayın Bağımsızlık Bildirgesi", Stephenson'ın romanları ve The Sovereign Individual'ın yayımlanmasıyla doruğundaydı.
Bu vizyonların köktenci vaatleri, pek çok kişinin bilgi teknolojisinden çarpıcı bir iktisadi büyüme ve verimlilik artışı beklemesine yol açtı; yaklaşık yarım yüzyıl önce başlayarak çoğu liberal demokraside bunlara eşlik eden özelleştirme, kuralsızlaştırma ve vergi indirimi dalgalarına da. Ne var ki bu vaatler meyve vermekten çok uzak ve iktisadi çözümleme giderek, teknolojinin bu yönelimlerinin söz konusu başarısızlığı açıklamada kilit bir rol oynayabileceğini gösteriyor.
Vaat edilen iktisadi olanak patlaması yerine, son yarım yüzyıl iktisadi ve özellikle verimlilik artışında çarpıcı bir yavaşlamaya tanık oldu. Şekil F, iktisatçıların teknolojideki iyileşmeye ilişkin en kapsayıcı ölçüsü olan "Toplam Faktör Verimliliği"nin (TFV) Amerika Birleşik Devletleri'ndeki artışını, 20. yüzyılın başından bugüne on yıllık ortalamalarla gösteriyor. Yüzyıl ortasındaki "Altın Çağ"daki oranlar, "Dijital Durgunluk" dediğimiz dönemde hem öncesindeki hem sonrasındaki düzeylerin kabaca iki katıydı. Örüntü, Avrupa'daki diğer liberal demokratik ülkelerde ve demokratik Asya'nın çoğunda daha da çarpıcı; Güney Kore ve Tayvan dikkat çekici istisnalar.
İşleri daha da kötüleştiren şey, bu durgunluk döneminin aynı zamanda, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde, çarpıcı biçimde artan bir eşitsizlik dönemi olması. Şekil G, Altın Çağ ve Dijital Durgunluk boyunca ABD'de gelir yüzdelik dilimlerine göre ortalama gelir artışını gösteriyor. Altın Çağ'da gelir artışı dağılım boyunca kabaca sabitti, ama en yüksek gelirliler için geriliyordu. Dijital Durgunluk'ta ise gelir artışı yüksek kazananlar için daha yüksekti ve yalnızca en üstteki %1'de Altın Çağ'daki ortalama düzeyi aştı; genel olarak çok daha düşük olan gelir kazanımlarının büyük çoğunluğunu daha da küçük gruplar elde etti.
Son yarım yüzyılda, öncesindeki yarım yüzyıla kıyasla bu kadar ters giden ne oldu? İktisatçılar piyasa gücünün yükselişinden ve sendikaların gerileyişinden, bu kadar çok şey zaten icat edilmişken yenilik yapmanın giderek büyüyen güçlüğüne uzanan bir dizi etmeni inceledi. Ama artan kanıtlar, sırasıyla teknokrasinin ve liberteryenizmin etkisiyle sıkı sıkıya bağlı iki etmene odaklanıyor: teknolojik ilerlemenin yönünün emeği genişletmekten uzaklaşıp otomasyona kayması ve siyasanın yönünün sınai gelişmeyi ve ilişkileri öngörülü biçimde biçimlendirmekten uzaklaşıp "serbest piyasalar en iyisini bilir" varsayımına kayması.
İlk nokta üzerine, Acemoğlu, Pascual Restrepo ve çalışma arkadaşları son dönemde yayımladıkları bir dizi makalede teknik ilerlemenin yönünün Altın Çağ'dan Dijital Durgunluk'a kayışını belgeledi. Şekil H, emeğin otomasyonundan (onların deyişiyle "yerinden etme") ve emeğin genişletilmesinden (onların deyişiyle "yeniden yerleştirme") kaynaklanan verimlilikteki kümülatif değişimleri zaman içinde çizerek sonuçlarını özetliyor[49]. Altın Çağ boyunca yeniden yerleştirme, yerinden etmeyi kabaca dengeliyordu ve gelirin çalışanlara giden payını esasen sabit bırakıyordu. Dijital Durgunluk boyunca ise yerinden etme hafifçe hızlanırken yeniden yerleştirme çarpıcı biçimde düştü; bu da genel verimlilik artışının yavaşlamasına ve gelirin çalışanlara giden payının ciddi biçimde azalmasına yol açtı. Dahası çözümlemeleri, bu dengesizliğin eşitlik karşıtı etkilerinin, yerinden etmenin düşük vasıflı çalışanlarda yoğunlaşmasıyla daha da ağırlaştığını gösteriyor.
"Neoliberal" siyasaların bu dönemin durgunluğuna ve eşitsizliğine katkısı yaygın biçimde tartışılıyor ve okurların çoğunun konuya ilişkin kendi görüşlerini oluşturduğunu sanıyoruz. Birimiz aynı zamanda, kabaca on yıl öncesine kadarki kanıtların bir derlemesini içeren bir kitabın ortak yazarıydı.[51] Bu yüzden burada ayrıntıya girmeyecek, okurları o kitaba ya da ilgili başka yazılara yönlendireceğiz.[52] Ne var ki bu dönemin belirleyici ideolojik ve siyasal yönelimi açıkça kapitalist piyasa iktisadını kucaklamaktı; bu kucaklayış çoğu zaman, teknolojinin küreselleşmesinin ve bunun sonucunda Liberteryen ideolojinin çekirdeğinde yer alan kolektif yönetişimin/eylemin olanaksızlaşmasının bunu zorunlu kıldığı savlarına sıkı sıkıya bağlıydı. Böylece teknolojinin ve siyasanın büyük ölçüde başarısız geçen son yarım yüzyılı, teknoloji alanında Teknokrasinin, siyasa alanında ise Liberteryenizmin egemenliğiyle tanımlandı.
Elbette son yarım yüzyıl, eşitsiz ve kimi zaman sancılı olsa da gerçekten olumlu dönüşümler getiren teknolojik atılımlardan yoksun değildi. Kişisel bilgisayarlar 1980'lerde görülmemiş bir insan yaratıcılığını güçlendirdi; internet 1990'larda daha önce hayal edilemeyecek uzaklıklar arasında iletişimi ve bağlantıyı olanaklı kıldı; akıllı telefonlar 2000'lerde bu iki devrimi bütünleştirdi ve her yerde bulunur hâle getirdi. Yine de çağımızın bu en simgesel yeniliklerinin hiçbirinin Teknokratik ya da Liberteryen anlatılara tam olarak uymaması dikkat çekici. Bunların hepsi açıkça, YZ'den çok, çoğu zaman "zekâ genişletme" (İngilizce kısaltmasıyla IA) denen, insan yaratıcılığını genişleten teknolojilerdi.[53] Ama mevcut toplumsal kurumlardan kaçmanın araçları olarak da tasarlanmamışlardı; piyasa işlemlerinden, özel mülkiyetten ve gizlilikten çok zengin bir iletişimi ve bağlantıyı kolaylaştırdılar. Göreceğimiz gibi bu teknolojiler, bu iki gelenekten de çok farklı bir gelenekten doğdu. Dolayısıyla bu dönemin az sayıdaki büyük teknolojik sıçraması bile büyük ölçüde bu vizyonlardan bağımsızdı ya da onlarla karşıtlık içindeydi.
Yıpranan bir toplumsal sözleşme
Ne var ki Teknokrasinin ve Liberteryenizmin kucaklanışını çevreleyen iktisadi koşullar yalnızca nicelleştirmesi en kolay ve dolayısıyla en çok manşet olan yandır. Daha derinde, daha sinsi ve nihayetinde daha yıkıcı olan şey, hem demokrasiye hem teknolojiye yönelik toplumsal desteğin dayandığı özgüvenin, inancın ve güvenin aşınmasıdır.
Demokratik kurumlara duyulan inanç, özellikle son on beş yılda bütün demokrasilerde, ama özellikle ABD'de ve gelişmekte olan demokrasilerde düşüyor. ABD'de demokrasiden duyulan hoşnutsuzluk son otuz yılda marjinal bir görüş olmaktan (yüzde 25'in altı) çoğunluk görüşü olmaya geçti.[54] Daha az tutarlı biçimde ölçülse de, teknolojiye, özellikle önde gelen teknoloji şirketlerine duyulan inanç da benzer biçimde düşüyor. Public Affairs Council, Morning Consult, Pew Research ve Edelman Trust Barometer gibi kuruluşların araştırmalarına göre ABD'de teknoloji sektörü, 2010'ların başında ve ortasında ekonominin en güvenilen sektörü sayılmaktan en az güvenilenler arasına düştü.[55]
Bu kaygılar daha geniş biçimde bir dizi toplumsal kuruma duyulan inancın genel yitimine taştı. Birkaç önde gelen kuruma (örgütlü dinler, federal hükûmetler, devlet okulları, medya ve kolluk kuvvetleri dâhil) yüksek güven duyduğunu belirten Amerikalıların oranı, çoğu durumda Altın Çağ'ın sonuna denk gelen anket başlangıç düzeyinin kabaca yarısına düştü.[56] Avrupa'daki eğilimler daha ılımlı ve küresel tablo dalgalı; ama demokratik ülkelerde kurumsal güvenin düşüşü yönündeki genel eğilim geniş kabul görüyor.[57]
Geleceğimizi geri almak
Teknoloji ve demokrasi, genişleyen bir uçurumun iki yakası arasında sıkışmış durumda. Bu savaş çatışmanın her iki tarafına da zarar veriyor, demokrasiyi zayıflatıyor ve teknolojik gelişmeyi yavaşlatıyor. Yan hasar olarak iktisadi büyümeyi yavaşlatıyor, toplumsal kurumlara duyulan güveni sarsıyor ve eşitsizliği körüklüyor. Bu çatışma kaçınılmaz değil; liberal demokrasilerin yatırım yapmayı kolektif olarak seçtiği, bir zamanlar demokratik ideallere karşıt gelecek ideolojilerince beslenen teknolojik yönelimlerin ürünü. Siyasal sistemler serpilmek için teknolojilere bağlı olduğundan, bu yoldan gitmeye devam edersek demokrasi serpilemez.
Başka bir yol mümkün. Teknoloji ve demokrasi birbirinin en büyük müttefiki olabilir. Nitekim savunacağımız gibi, büyük ölçekli "Dijital Demokrasi" daha yeni hayal etmeye başladığımız bir düş; gerçekleşme şansının olabilmesi için görülmemiş bir teknoloji gerektiren bir düş. Geleceğimizi yeniden hayal ederek, kamusal yatırımları, araştırma gündemlerini ve özel geliştirmeyi kaydırarak o geleceği inşa edebiliriz. Bu kitabın geri kalanında size bunu nasıl yapacağımızı göstermeyi umuyoruz. Ve işe, o geleceği gerçekleştirmede başka her yerden daha ileri gitmiş bir yerin, demokrasi ile dijital teknolojinin yalnızca müttefik değil, derinlemesine birbirine dolanmış olduğu bir yerin öyküsünü anlatarak başlayacağız.
Shoshanna Zuboff, The Age of Surveillance Capitalism (New York: Public Affairs, 2019): 513. ↩︎
Marc Andreessen, "The Techno-Optimist Manifesto", Andreessen Horowitz Blog, October 16, 2023, https://a16z.com/the-techno-optimist-manifesto/. ↩︎
Daron Acemoglu, and James A Robinson, The Narrow Corridor: States, Societies, and the Fate of Liberty. (New York: Penguin Books, 2020). ↩︎
Bu tür ilişkiler, "evrensel" bir para birimiyle iki taraflı, işleme dayalı değişim üzerine kurulu piyasa ilişkilerinden farklıdır; çünkü değeri yerel değere ve güvene dayanan birimlerle ifade ederler. ↩︎
Mary Gray, Out in the Country: Youth, Media, and Queer Visibility in Rural America (New York: NYU Press, 2009). Ayrıca bkz. O’Day, Emily B., and Richard G. Heimberg, “Social Media Use, Social Anxiety, and Loneliness: A Systematic Review,” Computers in Human Behavior Reports 3, no. 100070 (January 2021), https://doi.org/10.1016/j.chbr.2021.100070; ve ayrıca bkz. Hunt Allcott, Luca Braghieri, Sarah Eichmeyer, and Matthew Gentzkow, “The Welfare Effects of Social Media,” American Economic Review 110, no. 3 (March 1, 2020): 629–76. https://doi.org/10.1257/aer.20190658. ↩︎
Siddharth Suri, and Mary L Gray, Ghost Work: How to Stop Silicon Valley from Building a New Global Underclass, (Boston: Houghton Mifflin Harcourt, 2019). David H. Autor, "Why Are There Still So Many Jobs? The History and Future of Workplace Automation", Journal of Economic Perspectives 29, no. 3 (2015): 3-30, https://www.aeaweb.org/articles?id=10.1257%2Fjep.29.3.3&source=post_page. ↩︎
Steven Levitsky, and Daniel Ziblatt. How Democracies Die, (New York: Broadway Books, 2018).; Ayrıca bkz. Yascha Mounk, The People vs. Democracy: Why Our Freedom Is in Danger and How to Save It, (Cambridge, Massachusetts: Harvard University Press, 2018); Cass Sunstein, #Republic: Divided Democracy in the Age of Social Media, (Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 2017; Kathleen Jamieson, and Joseph Cappella, Echo Chamber: Rush Limbaugh and the Conservative Media Establishment, (Oxford, New York: Oxford University Press, 2008). Levi Boxell, Matthew Gentzkow and Jesse M. Shapiro, "Greater Internet Use is Not Associated with Faster Growth in Political Polarization among US Demographic Groups" Proceedings of the National Academy of Sciences 114, no. 40: 10612-10617. Levi Boxell, Matthew Gentzkow and Jesse M. Shapiro, "Cross-Country Trends in Affective Polarization" Review of Economics and Statistics Forthcoming. ↩︎
Alp Simsek, “The Macroeconomics of Financial Speculation,” Annual Review of Economics 13, no. 1 (May 11, 2021), https://doi.org/10.1146/annurev-economics-092120-050543. ↩︎
Ben McKenzie, and Jacob Silverman, Easy Money: Cryptocurrency, Casino Capitalism, and the Golden Age of Fraud, (New York: Abrams, 2023); "Financial Stability Board, “Regulation, Supervision and Oversight of Crypto-Asset Activities and Markets Consultative Document,” 2022, https://www.fsb.org/wp-content/uploads/P111022-3.pdf; Greg Lacurci, “Cryptocurrency Poses a Significant Risk of Tax Evasion,” CNBC, May 31, 2021, https://www.cnbc.com/2021/05/31/cryptocurrency-poses-a-significant-risk-of-tax-evasion.html; Arianna Trozze, Josh Kamps, Eray Akartuna, Florian Hetzel, Bennett Kleinberg, Toby Davies, and Shane Johnson, “Cryptocurrencies and Future Financial Crime,” Crime Science 11, no. 1 (January 5, 2022), https://doi.org/10.1186/s40163-021-00163-8; Baer, Katherine, Ruud De Mooij, Shafik Hebous, and Michael Keen, “Crypto Poses Significant Tax Problems—and They Could Get Worse,” IMF, July 5, 2023, https://www.imf.org/en/Blogs/Articles/2023/07/05/crypto-poses-significant-tax-problems-and-they-could-get-worse; and “Crypto-Assets: Implications for Financial Stability, Monetary Policy, and Payments and Market Infrastructures.” ECB Occasional Paper, no. 223 (May 17, 2019), https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3391055. ↩︎
Tristan Harris, “Ethics for Designers — How Technology Hijacks People’s Minds — from a Magician and Google’s Design Ethicist,” Ethics for Designers, March 4, 2017, https://www.ethicsfordesigners.com/articles/how-technology-hijacks-peoples-minds; https://www.youtube.com/watch?v=7LqaotiGWjQ; and Daniel Schmachtenberger, “Explorations on the Future of Civilization,” n.d. https://civilizationemerging.com/. ↩︎
Shoshana Zuboff, The Age of Surveillance Capitalism: The Fight for a Human Future at the New Frontier of Power, (New York, NY: PublicAffairs, 2019); Cathy O’neil, Weapons of Math Destruction: How Big Data Increases Inequality and Threatens Democracy, (New York: Crown, 2016); Evangelos Simoudis, The Big Data Opportunity in Our Driverless Future. (Menlo Park, Ca: Corporate Innovators, Llc, 2017); Philippe Aghion, Benjamin Jones, and Charles Jones, “Artificial Intelligence and Economic Growth,” 2017, https://web.stanford.edu/~chadj/AI.pdf; Ford, Martin, Rise of the Robots: Technology and the Threat of a Jobless Future, (New York: Basic Books, 2015); Kai-Fu Lee, AI Superpowers China, Silicon Valley, and the New World Order, (Boston: Houghton Mifflin Harcourt, 2018); David Brin, The Transparent Society: Will Technology Force Us to Choose between Privacy and Freedom? (New York: Basic Books, 1999); Safiya Noble, Algorithms of Oppression: How Search Engines Reinforce Racism (New York: New York University Press, 2018); and Virginia Eubanks, Automating Inequality: How High-Tech Tools Profile, Police, and Punish the Poor, (New York: St. Martin’s Press, 2018). ↩︎
Meredith Broussard. Artificial Unintelligence: (Cambridge, Massachusetts: The MIT Press, 2018), https://doi.org/10.7551/mitpress/11022.001.0001; Cathy O’neil, Weapons of Math Destruction: How Big Data Increases Inequality and Threatens Democracy, (New York: Crown, 2016); Ruha Benjamin, “Race after Technology: Abolitionist Tools for the New Jim Code,” Social Forces 98, no. 4 (December 23, 2019), https://doi.org/10.1093/sf/soz162; Victor Margolin, The Politics of the Artificial: Essays on Design and Design Studies, (Chicago: The University of Chicago Press, 2002). ↩︎
Daron Acemoglu, and Pascual Restrepo, “The Race between Man and Machine: Implications of Technology for Growth, Factor Shares, and Employment,” American Economic Review 108, no. 6 (June 2018): 1488–1542. https://doi.org/10.1257/aer.20160696; Jonathan Haskel, and Stian Westlake, “Capitalism without Capital: The Rise of the Intangible Economy (an Excerpt),” Journal of Economic Sociology 22, no. 1 (2021): 61–70, https://doi.org/10.17323/1726-3247-2021-1-61-70; Ajay Agrawal, Joshua Gans, Avi Goldfarb, and Catherine Tucker, The Economics of Artificial Intelligence, (Illinois: University of Chicago Press, 2024). ↩︎
Jan De Loecker, Jan Eeckhout, and Gabriel Unger. “The Rise of Market Power and the Macroeconomic Implications,” The Quarterly Journal of Economics 135, no. 2 (January 23, 2020): 561–644, https://doi.org/10.1093/qje/qjz041; John Barrios, Yael V. Hochberg, and Hanyi Yi. “The Cost of Convenience: Ridehailing and Traffic Fatalities,” SSRN Electronic Journal, 2019, https://doi.org/10.2139/ssrn.3361227; and Tali Kristal, “The Capitalist Machine: Computerization, Workers’ Power, and the Decline in Labor’s Share within U.S. Industries,” American Sociological Review 78, no. 3 (May 29, 2013): 361–89. https://doi.org/10.1177/0003122413481351. ↩︎
Kai-Fu Lee, AI Superpowers China, Silicon Valley, and the New World Order, (Boston Houghton Mifflin Harcourt, 2018); Bruce Dickson, The Dictator’s Dilemma: The Chinese Communist Party’s Strategy for Survival, (Oxford, England, New York: Oxford University Press, 2016); Nick Couldry, and Ulises Mejias, “Data Colonialism: Rethinking Big Data’s Relation to the Contemporary Subject,” Television & New Media 20, no. 4 (September 2, 2019): 336–49. Steven Feldstein, The Rise of Digital Repression: How Technology Is Reshaping Power, Politics, and Resistance, (New York: Oxford University Press, 2021). ↩︎
Richard Wike and Jannell Fetterolf, "Global Public Opinion in an Era of Democratic Anxiety" Pew Trust Magazine May 27, 2022. İronik biçimde, devletin teknoloji yönetişimi kapasitesinin sınırlı olduğu kırılgan demokrasilerde kaos (yıkıcı teknolojiler yoluyla hüküm süren düzenin çöküşü) demokrasinin müttefiki olabilir. 2010'ların başında Kuzey Afrika'yı saran Arap Baharı'ndan 2020'de Nijerya'nın #EndSARS hareketine dek, otokrasiler ve kırılgan demokrasiler, otoriter devlet kurumlarına meydan okumak için bu teknolojileri kullanan, sosyal medyaya hâkim, finansal teknolojiyle (fintek) donanmış ve kripto parayla güçlenmiş yeni bir genç yurttaş sınıfının yükselişine tanık oldu. Bu yıkıcılara teknoloji şirketlerinin algoritmaları da yardım etti; gerçi bu yardım, söz konusu toplumsal hareketlerin amaçlarının şirketlerin ticari çıkarlarıyla örtüştüğü ölçüde gerçekleşti. Michael Etter and Oana Albu, "Activists in the Dark: Social Media Algorithms and Collective Action in Two Social Movement Organizations." Organization 28, no. 1 (September 29, 2020): 135050842096153. https://doi.org/10.1177/1350508420961532. Bazı durumlarda bu hareketler, etkili kurucunun açık desteği ve arkasında durmasıyla güçlendi. Jack Dorsey (@Jack) "Donate via #Bitcoin to help #EndSARS 🇳🇬…," X, October 14, 2020, 10.05pm, https://twitter.com/jack/status/1316485283777519620? Kuşkusuz bu tür müdahaleler demokratik hareketleri besler ve yurttaşların başka türlü bastırılan seslerini yükseltir. Ne var ki bu tür yabancı müdahalelerin düşebileceği bağlamı zayıf kavrama ve olası bölücülük riskinin yanı sıra, küresel şirket gibi devlet dışı aktörlerin Afrika'da ve dolayısıyla küresel Güney'de devlet egemenliği üzerindeki etkisine ilişkin tartışmanın altını çizerler. Ohimai Amaize, How Twitter Amplified the Divisions That Derailed Nigeria's #EndSARS Movement, Slate Magazine, April 20, 2021, https://slate.com/technology/2021/04/endsars-nigeria-twitter-jack-dorsey-feminist-coalition.html. ↩︎
Avrupa Komisyonu açık kaynak yazılımın (AKY) etkisi üzerine bir çalışma yayımladı. AB'de verinin sıkı denetimi, rekabet ve yenilik eksikliğine ve piyasa riskinin artmasına yol açtı. Bununla birlikte, pek çok Doğu Avrupa ülkesindeki yenilik adımlarına yanıt olarak AKY'ye daha fazla yatırım yapıldığını görebiliyoruz. Batı, dijital teknolojiye yatırımını sürdürmekte ve korumakta başarısız olursa gelecekte büyük kayıplar yaşayacaktır. Örneğin, Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşta dijital AKY'nin önemini görüyoruz. Avrupa'nın dijital konumu üzerine daha fazlası için bkz. "Open Technologies for Europe's Digital Decade," OpenForumEurope, n.d, https://openforumeurope.org/. ↩︎
Google ngram Viewer, op. cit. ↩︎
“Views of Big Tech Worsen; Public Wants More Regulation,” Gallup.com, February 18, 2021, https://news.gallup.com/poll/329666/views-big-tech-worsen-public-wants-regulation.aspx; ama ayrıca bkz. “Europeans Strongly Support Science and Technology according to New Eurobarometer Survey,” European Commission, September 23, 2021, https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/IP_21_4645. ↩︎
Bkz. Fredrik Erixon, and Björn Weigel, The Innovation Illusion: How so Little Is Created by so Many Working so Hard, (New Haven: Yale University Press, 2017) ve Robert Gordon, The Rise and Fall of American Growth: The U.S. Standard of Living since the Civil War, (Princeton; Oxford Princeton University Press, 2017). Ayrıca bkz. Carl Benedikt, and Michael Osborne, “The Future of Employment: How Susceptible Are Jobs to Computerisation,” The Oxford Martin Programme on Technology and Employment, 2013. https://www.oxfordmartin.ox.ac.uk/downloads/academic/future-of-employment.pdf. Erik Brynjolfsson, and Andrew McAfee, The Second Machine Age: Work, Progress, and Prosperity in a Time of Brilliant Technologies, (New York: W.W. Norton & Company, 2014). Calestous Juma. Innovation and Its Enemies: Why People Resist New Technologies. (New York: Oxford University Press, 2019). Paul De Grauwe, and Anna Asbury. The Limits of the Market: The Pendulum between Government and Market. Oxford: Oxford University Press, 2019. Veri kaynakları için bkz. “Gross Domestic Spending on R&D,” 2022. https://data.oecd.org/rd/gross-domestic-spending-on-r-d.htm.; OECD. “OECD Main Science and Technology Indicators,” OECD, March 2022. https://web-archive.oecd.org/2022-04-05/629283-msti-highlights-march-2022.pdf.; ve “R&D Expenditure,” Eurostat, n.d., https://ec.europa.eu/eurostat/statistics-explained/index.php?title=R%26D_expenditure&oldid=590306. ↩︎
Gary Anderson and Francisco Moris, "Federally Funded R&D Declines as a Share of GDP and Total R&D", National Center for Science and Engineering Statistics NSF 23-339 (Alexandria, VA: National Science Foundation, 2023) available at https://ncses.nsf.gov/pubs/nsf23339/. ↩︎
Bkz. Julien Mailland and Kevin Driscoll, Minitel: Welcome to the Internet (Cambridge, MA: MIT Press, 2017). Örneğin kamu yararına açık kaynak koda bile çoğunlukla özel aktörler yatırım yapıyor; gerçi son dönemde ABD Hükûmeti code.gov'un açılışıyla bu sektörü desteklemek için bazı çabalar gösterdi. ↩︎
“Transcript: Ezra Klein Interviews Sam Altman,” The New York Times, June 11, 2021, sec. Podcasts. https://www.nytimes.com/2021/06/11/podcasts/transcript-ezra-klein-interviews-sam-altman.html. ↩︎
Emily Crawford, “Made in China 2025: The Industrial Plan That China Doesn’t Want Anyone Talking About,” Frontline PBS, May 7, 2019. https://www.pbs.org/wgbh/frontline/article/made-in-china-2025-the-industrial-plan-that-china-doesnt-want-anyone-talking-about/; Ramnath Reghunadhan, “Innovation in China: Challenging the Global Science and Technology System,” Asian Affairs 50, no. 4 (August 8, 2019): 656–57. https://doi.org/10.1080/03068374.2019.1663076. United Arab Emirates National Strategy for Artificial Intelligence (2018) available at https://ai.gov.ae/wp-content/uploads/2021/07/UAE-National-Strategy-for-Artificial-Intelligence-2031.pdf. ↩︎
Bkz. Robert Mcchesney, Digital Disconnect: How Capitalism Is Turning the Internet against Democracy, (New York; London: The New Press, 2013). Ayrıca bkz. Matthew Hindman, The Internet Trap: How the Digital Economy Builds Monopolies and Undermines Democracy, (Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 2018); Adam Segal, The Hacked World Order: How Nations Fight, Trade, Maneuver, and Manipulate in the Digital Age, (New York: Publicaffairs, September, 2017); Richard Stengel, Information Wars: How We Lost the Global Battle against Disinformation and What We Can Do about It, (St. Louis: Grove Press Atlantic, 2020); ve Tim Wu, The Attention Merchants: The Epic Scramble to Get inside Our Heads, (New York: Vintage Books, 2017). ↩︎
United Nations Department of Economic and Social Affairs. E-Government Knowledge Database, 2022 available at https://publicadministration.un.org/egovkb/Data-Center ↩︎
Sara Perez, "Amid Twitter chaos, Mastodon grew donations 488% in 2022, reached 1.8M monthly active users", Tech Crunch, October 2, 2023 at https://techcrunch.com/2023/10/02/amid-twitter-chaos-mastodon-grew-donations-488-in-2022-reached-1-8m-monthly-active-users/) ↩︎
Bkz. Rogier Creemers, Hunter Dorwart, Kevin Neville, Kendra Schaefer, Johanna Costigan, and Graham Webster, “Translation: 14th Five-Year Plan for National Informatization – Dec. 2021.” DigiChina, January 24, 2022, https://digichina.stanford.edu/work/translation-14th-five-year-plan-for-national-informatization-dec-2021/. ↩︎
Josh O'Kane, Sideways: The City Google Couldn't Buy (Toronto: Random House Canada, 2022). ↩︎
Örneğin bkz. John, Alun, Samuel Shen, and Tom Wilson. “China’s Top Regulators Ban Crypto Trading and Mining, Sending Bitcoin Tumbling.” Reuters, September 24, 2021, https://www.reuters.com/world/china/china-central-bank-vows-crackdown-cryptocurrency-trading-2021-09-24/. Ayrıca bkz. Bernhard Bartsch, Martin Gottske, and Christian Eisenberg, “China’s Social Credit System,” n.d., https://www.bertelsmann-stiftung.de/fileadmin/files/aam/Asia-Book_A_03_China_Social_Credit_System.pdf. ↩︎
Gleb Stolyarov, and Gabrielle Tétrault-Farber, “‘Face Control’: Russian Police Go Digital against Protesters,” Reuters, February 11, 2021, https://www.reuters.com/article/us-russia-politics-navalny-tech-idUSKBN2AB1U2. Ayrıca bkz. Mark Krutov, Maria Chernova, and Robert Coalson, “Russia Unveils a New Tactic to Deter Dissent: CCTV and a ‘Knock on the Door,’ Days Later,” Radio Free Europe/Radio Liberty, April 28, 2021, https://www.rferl.org/a/russia-dissent-cctv-detentions-days-later-strategy/31227889.html. ↩︎
Anastasiia Kruope, “Russia Uses Facial Recognition to Hunt down Draft Evaders,” Human Rights Watch, October 26, 2022, https://www.hrw.org/news/2022/10/26/russia-uses-facial-recognition-hunt-down-draft-evaders. ↩︎
Neal Stephenson, Snow Crash (New York: Bantam, 1992). ↩︎
Isaac Asimov, I, Robot (New York: Gnome Press: 1950). Iain M. Banks, Consider Phlebas (London: Macmillan, 1987). Ray Kurzweil, The Age of Spiritual Machines (New York: Viking, 1999). Nicholas Bostrom, Superintelligence (Oxford, UK: Oxford University Press, 2014). ↩︎
Ursula K. LeGuin, The Dispossessed: An Ambiguous Utopia (New York: Harper & Row, 1974). Octavia E. Butler, Wild Seed (New York: Doubleday, 1980). Marge Piercy, Woman on the Edge of Time (New York: Knopf, 1976). Karl Schroeder, "Degrees of Freedom" in Ed Finn and Kathryn Cramer eds. Hieroglyph: Stories & Visions for a Better Future (New York: William Morrow, 2014). Karl Schroeder, Stealing Worlds (New York: Tor Books, 2019) Annalee Newitz, The Future of Another Timeline (New York: Tor Books, 2019). Cory Doctorow, Walkaway (New York: Tor Books, 2017). Malka Older, Infomocracy (New York: Tor Books, 2016). Naomi Alderman, The Power, (New York:Viking, 2017) Cixin Liu, The Three-Body Problem (New York: Tor Books, 2014) Paolo Bacigalupi, The Windup Girl (New York: Start Publishing LLC, 2009). Neal Stephenson, The Diamond Age (New York: Spectra, 2003). William Gibson, The Peripheral (New York: Berkley, 2019). ↩︎
Jacques Ellul, The Technological Society (New York: Vintage Books, 1964). Paul Hoch, Donald MacKenzie, and Judy Wajcman, “The Social Shaping of Technology,” Technology and Culture 28, no. 1 (January 1987): 132 https://doi.org/10.2307/3105489. Andrew Pickering, “The Cybernetic Brain: Sketches of Another Future,” Kybernetes 40, no. 1/2 (March 15, 2011) https://doi.org/10.1108/k.2011.06740aae.001. Deborah Douglas, Wiebe E. Bijker, Thomas P. Hughes, and Trevor Pinch, The Social Construction of Technological Systems: New Directions in the Sociology and History of Technology (Cambridge, Massachusetts: MIT Press, 2012), available at: https://www.jstor.org/stable/j.ctt5vjrsq. Charles C. Mann, 1491: New Revelation of the Americas Before Columbus (New York: Knopf, 2005). ↩︎
Daron Acemoglu and Simon Johnson, Power and Progress: Our Thousand-Year Struggle over Technology and Prosperity (New York: PublicAffairs, 2023). ↩︎
Nestor Maslej, Loredana Fattorini, Erik Brynjolfsson, John Etchemendy, Katrina Ligett, Terah Lyons, James Manyika, Helen Ngo, Juan Carlos Niebles, Vanessa Parli, Yoav Shoham, Russell Wald, Jack Clark, and Raymond Perrault, “The AI Index 2023 Annual Report,” AI Index Steering Committee, Institute for Human-Centered AI, Stanford University, Stanford, CA, April 2023. ↩︎
Pitchbook, "Crypto Report" Q4 2023 at https://pitchbook.com/news/reports/q4-2023-crypto-report. ↩︎
Araştırma ve danışmanlık şirketi Gartner'ın bir raporuna göre, dünya genelinde hükûmetlerin yapay zekâ harcamasının 2021'de 37 milyara ulaşması, yani bir önceki yıla göre yüzde 22,4 artması bekleniyordu. Yapay zekâ yatırımında dünyayı Çin yönetiyor: Çinli şirketler 2017'de yapay zekâya 25 milyar yatırım yaparken ABD'de bu rakam 9,7 milyardı. 2021'de ABD Senatosu, ülkenin yapay zekâ yeteneklerini artırması beklenen yarı iletken araştırma ve geliştirmesi için 52 milyar dolar içeren 250 milyarlık bir yasa tasarısını kabul etti. Ayrıca aynı yıl Avrupa Birliği, Dijital On Yıl planının parçası olarak yapay zekâ, siber güvenlik ve süper bilgisayarlara 8,3 milyarlık bir yatırım duyurdu. 2021'de Japonya Merkez Bankası merkez bankası dijital parasıyla (CBDC) deneyler yapmaya başladı ve Çin'in merkez bankası birkaç şehirde dijital yuan deneme programı başlattı. ↩︎
Derived from Google Ngrams viewer at https://books.google.com/ngrams. ↩︎
Sam Altman, "Moore's Law for Everything", March 16, 2021 https://moores.samaltman.com/. ↩︎
Nicholas Bostrom, Deep Utopia: Life and Meaning in a Solved World (Washington, DC: Ideapress, 2024). ↩︎
Ayn Rand, Atlas Shrugged (New York: Random House, 1957). ↩︎
Neal Stephenson, Cryptonomicon (New York: Avon, 1999). ↩︎
James Dale Davidson and Lord William Rees-Mogg, The Sovereign Individual: Mastering the Transition to the Information Age (New York: Touchstone, 1999). Mencius Moldbug, Unqualified Reservations https://www.unqualified-reservations.org/. Balaji Srinavasan, The Network State (Self-published, 2022) available at https://thenetworkstate.com/. Bronze Age Pervert, Bronze Age Mindset (Self-published, 2018). ↩︎
Robert J. Gordon, op. cit. ↩︎
Emmanuel Saez and Gabriel Zucman, "The Rise of Wealth and Inequality in America: Evidence from Distributional Macroeconomic Accounts," Journal of Economic Perspectives 34, no. 4 (2020): 3-26. ↩︎
Daron Acemoglu and Pascual Restrepo, “Automation and New Tasks: How Technology Displaces and Reinstates Labor.” Journal of Economic Perspectives 33, no. 2 (May 2019): 3–30. https://doi.org/10.1257/jep.33.2.3. Bu çalışmalarda Altın Çağ ile Dijital Durgunluk arasındaki tam kesme noktasının değiştiğini, ama her zaman 1970'ler ya da 1980'ler içinde bir yere denk geldiğini belirtelim. ↩︎
Ibid. ↩︎
Eric Posner, Glen Weyl, and Vitalik Buterin, Radical Markets: Uprooting Capitalism and Democracy for a Just Society, (Princeton: Princeton University Press, 2019). ↩︎
Thomas Philippon, The Great Reversal: How America Gave up on Free Markets, (Cambridge, Massachusetts: The Belknap Press Of Harvard University Press, 2019); Jonathan Tepper, The Myth of Capitalism: Monopolies and the Death of Competition, New York: Harper Business, 2018). ↩︎
John Markoff, Machines of Loving Grace: The Quest for Common Ground Between Humans and Robots (New York: Ecco, 2015). ↩︎
Fred Lewsey, “Global Dissatisfaction with Democracy at a Record High,” University of Cambridge, January 29, 2020, https://www.cam.ac.uk/stories/dissatisfactiondemocracy. ↩︎
2021 Edelman Trust Barometer'a göre küresel katılımcıların yalnızca yüzde 57'si teknolojiye güvenilir bir bilgi kaynağı olarak güveniyor. Bu, bir önceki yılın araştırmasına göre 4 puanlık bir düşüşü temsil ediyor. Pew Research Center'ın 2020 tarihli bir araştırması, Amerikalıların yüzde 72'sinin sosyal medya şirketlerinin insanların gördüğü haberler üzerinde fazla güce ve etkiye sahip olduğuna inandığını buldu. Ayrıca katılımcıların yüzde 51'i teknolojinin siyasal kutuplaşmadaki rolünden çok ya da bir ölçüde kaygılı olduğunu söyledi. Oxford Üniversitesi Yapay Zekâ Yönetişimi Merkezi'nin 2019 tarihli bir araştırması, Amerikalıların yalnızca yüzde 33'ünün teknoloji şirketlerinin genel olarak güvenilir olduğuna inandığını buldu. Ipsos MORI tarafından dokuz ülkede 9.000 kişiyle yapılan 2020 tarihli bir araştırmada, katılımcıların yalnızca yüzde 30'u sosyal medya şirketlerinin verileriyle sorumlu davranacağına güvendiğini söyledi. Bu veriler, teknolojinin toplumdaki rolüne, demokrasi üzerindeki etkisi de dâhil, yönelik büyüyen bir kuşku ve kaygı duygusuna işaret ediyor. Bkz. Richard Wike, Laura Silver, Janell Fetterolf, Christine Huang, Sarah Austin, Laura Clancy, and Sneha Gubbala. “Social Media Seen as Mostly Good for Democracy across Many Nations, but U.S. Is a Major Outlier,” Pew Research Center, December 6, 2022, https://www.pewresearch.org/global/2022/12/06/social-media-seen-as-mostly-good-for-democracy-across-many-nations-but-u-s-is-a-major-outlier/. Pew Research, sıradan yurttaşların sosyal medyayı siyasal yaşamın hem yapıcı hem yıkıcı bir bileşeni olarak gördüğünü ve genel olarak çoğunluğun onun demokrasi üzerinde olumlu bir etki yarattığına inandığını gösteriyor. Anket yapılan ülkeler genelinde, medyan olarak yüzde 57'si sosyal medyanın demokrasileri için daha çok iyi bir şey olduğunu söylerken, yüzde 35'i kötü bir şey olduğunu söylüyor. Ne var ki bu soruda ülkeler arasında ciddi farklılıklar var ve Amerika Birleşik Devletleri açık bir aykırı örnek: ABD'deki yetişkinlerin yalnızca yüzde 34'ü sosyal medyanın demokrasi için iyi olduğunu düşünürken, yüzde 64'ü kötü bir etki yarattığını söylüyor. Nitekim ABD birçok ölçütte aykırı bir örnek; Amerikalıların daha büyük bir bölümü sosyal medyayı bölücü olarak görüyor. Bkz. OAIC, “Australian Community Attitudes to Privacy Survey 2020 Prepared for the Office of the Australian Information Commissioner by Lonergan Research,” 2020, https://www.oaic.gov.au/__data/assets/pdf_file/0015/2373/australian-community-attitudes-to-privacy-survey-2020.pdf. Yakın tarihli bir Avustralya araştırmasına katılan tüketicilerin çoğu (yüzde 58) şirketlerin topladıkları veriyle ne yaptığını anlamadığını kabul etti; yüzde 49'u ise bilgi ya da zaman eksikliği ile süreçlerin karmaşıklığı nedeniyle verilerini koruyamadığını hissediyor (OAIC, 2020). DSÖ'nün sistematik bir derlemesi, "Twitter, Facebook, YouTube ve Instagram'ın bilginin hızlı ve geniş kapsamlı yayılımında kritik olduğunu" açıklıyor. Bkz. World Health Organization, “Infodemics and Misinformation Negatively Affect People’s Health Behaviours,” September 1, 2022. https://www.who.int/europe/news/item/01-09-2022-infodemics-and-misinformation-negatively-affect-people-s-health-behaviours--new-who-review-finds. Sosyal medyadaki yanlış bilginin yansımaları arasında "bilimsel bilginin hatalı yorumlanmasında artış, kanaat kutuplaşması, korku ve paniğin tırmanması ya da sağlık hizmetine erişimin azalması" gibi olumsuz etkiler yer alıyor. Bkz. Janna Anderson, and Lee Rainie, “Concerns about Democracy in the Digital Age,” Pew Research Center, February 21, 2020. https://www.pewresearch.org/internet/2020/02/21/concerns-about-democracy-in-the-digital-age/. ↩︎
Gallup, “Confidence in Institutions,” n.d., https://news.gallup.com/poll/1597/confidence-institutions.aspx. ↩︎
United Nations Department of Economic and Social Affairs, “Trust in Public Institutions: Trends and Implications for Economic Security,” n.d., https://social.desa.un.org/publications/trust-in-public-institutions-trends-and-implications-for-economic-security. Ayrıca bkz. Marta Kolczynska, Paul-Christian Bürkner, Lauren Kennedy, and Aki Vehtari, “Modeling Public Opinion over Time and Space: Trust in State Institutions in Europe, 1989-2019,” SocArXiv, August 11, 2020. https://doi.org/10.31235/osf.io/3v5g7. ↩︎