Haklar, İşletim Sistemleri ve ⿻ Özgürlük

Bölümü dinle

Her gün Luna bir teknoloji labirentinde yol alır,
Devasa devlerden girişimlere, uzun bir yürüyüş.
Mülakatlar tekdüze bir dansta erir,
Jargon dolu sözcükler, değerlerden yoksun bir duruş.
Özü ve değeri olan projeler özler,
Ama fırsatlar düşlerinin doğduğu yerden sapar.

Bir gece, sönmüş, kanepesine gömülür,
Holografik reklamlar onu sarar, duyusal bir çöküş.
"Demokrasinin nehrini beslemek," diye başlar anlatım,
Manifesto dönerken bakışlarını yakalar.
Yorgunluk dağılır, zihni kaynamaya başlar,
Elinde ekran, sözcükler kaygısını aydınlatır.

"Dijital iletişimin çerçevesini yontanlara,
Mahremiyeti, ifade özgürlüğünü, eşitliğin alevini güvenceye alanlara."
Bir hackathon hayal eder, hararetli ama adil tartışmalar,
Tartışmalı ama etkili yazılımlar yaratılır.

"En iyi ilişkilerimizi yansıtan yenilikçilere,
Tıklamaların ve etkileşimlerin ortak kutlamalar kurduğu yere."
Yardım ettiği çocuklardan içten teşekkürler düşler,
Minnetle gazoz alınır, topluluk bağları çözülmez.

"Dijital varlıkların öncülerine bir kadeh,
Seçimi güçlendiren, ekonomik eşitliğin kıyısına."
Telefonunun gücünden yararlandığını canlandırır,
Sihirli iksirler alır, gece boyu maceraya atılır.

"Dijital demokrasinin yaratıcılarına bir alkış,
Yönetişimin şeffaf ve berrak bir yolculuk olduğu yere."
Ailesinin kadim bağlarını modernleştirdiğini görür,
BM tekniklerini benimser, ilerleme iç içe geçer.

"Sanal denizde yol alan ahlaki pusulalara,
Dijital diyarların en yüce buyruğumuzu yansıtmasını sağlayanlara."
Luna, çağrısının salt platformları aştığını kavrar,
Toplumsal sütunlar kurar, insan normlarını zenginleştirir.

"Birlikte, bu topluluk yalnızca yazılım kodlamıyor,
Şefkat ve refahtan bir miras yontuyoruz."
Her dijital etkileşimde yükseltmek için bir şans,
İnsanlığı bağlamak, yarıkları onarmak.


İnternetin kurucusu JCR Licklider (Lick), bir ağ toplumunun temeli olarak internet protokollerinde şimdiye dek tezahür edenden çok daha geniş bir temel protokoller yelpazesi görüyordu. Ne var ki çözümlemesi felsefi bir çözümlemeden çok bir alışveriş listesiydi. Bir ⿻ toplumun temellerine dair açık bir vizyon dile getirmek için bu bölümde, bu protokollerin nelerden oluşması gerektiğini ve toplumsal olarak nasıl bir rol oynamaları gerektiğini ana hatlarıyla çizmek üzere ⿻'nin tanımlayıcı kavramlarından yararlanıyoruz. Sonra kitabın bu kısmının geri kalanında bunları, bugün hayata geçirilmelerinin sınırlarını ve nasıl daha tam olarak gerçekleştirilebileceklerini dizgesel biçimde araştırıyoruz.

⿻ toplumların, hem biçim hem yapı bakımından ⿻'nin ilkeleriyle eşleşen bir altyapı üzerine kurulması gerektiğini savunuyoruz. Biçimsel olarak, yakından ilişkili siyasi haklar sistemi fikrini ve teknolojik işletim sistemi kavramını kesintisizce birleştirmelidirler. Özsel olarak, toplumların ⿻'nin anladığı terimlerle dijital temsiline olanak tanımalıdırlar: iddialı ve kapsayıcı işbirliklerine birlikte girişen çeşitli, kesişen toplumsal gruplar ve insanlar olarak.

Demokrasinin temeli olarak haklar

Haklar, demokratik yaşamı temellendiren her yerde bulunan bir özelliktir. En basit hâliyle düşünüldüğünde demokrasi (kökensel olarak "halkın yönetimi"), bir hükûmetin halkına yönelik aldığı bir eylemler kümesi değil, halkın kolektif karar almasına dayanan bir yönetim sistemidir. Ne var ki kadim Atina kökenlerinden evrilen, Aydınlanma felsefesiyle biçimlenen ve devrimle dövülen demokrasi, bir temel özgürlükler ve haklar kümesini de kutsallaştırmaya başladı. Bu "haklar" demokrasiler arasında hem zamanda hem mekânda değişmiş olsa da, geniş örüntüler yalnızca saptanabilir olmakla kalmaz, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB) gibi belgelerin temelini de oluşturmuştur; eşitlik, yaşam, özgürlük, kişi güvenliği, ifade, düşünce, vicdan, mülkiyet, ortaklık — birkaçını saymak gerekirse. Bu ilkelerin sınırları etrafında önemli tartışmalar olsa da, geniş hatlarıyla Nicholas Christakis gibi önde gelen antropologların öne çıkardığı neredeyse evrensel insan davranışı özelliklerinin çekirdek yönlerini tanımlar ve savunurlar.[1] Bunlar arasında Christakis'in "toplumsal takım" dediği şey vardır: insanların kişisel bir kimlik duygusuna sahip olma, ailevi ilişkiler ve uzun süreli dostluklar kurma, bunların üyelerin "yanlı" olduğu daha geniş işbirlikçi toplumsal ağların ve grupların temelini oluşturması, bu ağlar içinde ilişkilere ve yetilere dayalı farklılaşmış güvene sahip olma ve birbirlerinden öğrenme yönündeki neredeyse evrensel eğilimi.

Ancak kesin bileşimleri ve evrenselliği ne olursa olsun, en çok ilgilendiğimiz şey, bunların bir yönetim sistemi olarak demokrasiye neden bu kadar ayrılmaz biçimde bağlı olduğu ve neden bu kadar çok insan ve örgütün bu hakları korumadan bir demokrasinin var olamayacağına inandığıdır. Önde gelen ⿻ siyaset felsefecisi Danielle Allen, yakın tarihli kitabı Justice by Means of Democracy'de bu bağlantının açık bir anlatımını sunar: iradeleri güvenli ve özgürce ifade edilemiyorsa hükûmet "halkın iradesine" yanıt veremez.[2] Vicdanına göre oy vermek kişisel olarak tehlikeliyse, sonuçların bir zorlayıcının iradesinden başka bir şeyi yansıttığına inanmak için hiçbir neden yoktur. Yurttaşlar baskıdan azade toplumsal ve siyasi ortaklıklar kuramıyorsa, iktidardakilerin kararlarına itiraz etmek için eşgüdüm sağlayamazlar. Çeşitli ekonomik etkileşimler yoluyla geçim arayamıyorlarsa (örneğin ister devlet ister özel bir efendi tarafından köleleştirildikleri için), ifade ettikleri siyasetin iç seslerine değil efendilerine itaat etmesini beklemeliyiz. Haklar olmadan seçimler göstermelik hâle gelir.

Birçok önde gelen demokrasi, kendisini doğuran hakları zayıflatarak "intihar etmiştir". Belki de en ünlü örnek, Dünya Savaşları arasındaki 30 yılın çoğunda Almanya'yı yöneten ve Nasyonal Sosyalist Alman İşçi (Nazi) partisinin parlamentoda, yani Reichstag'da sandalye çoğunluğuna seçilmesiyle sona eren Weimar Cumhuriyeti'dir. Bu, ünlü biçimde Adolf Hitler'in Şansölye olarak atanmasına yol açtı.[3] Ne var ki bugün birçok demokratik toplum, özgürlükleri siyaset bilimciler Steven Levitsky ve Lucan A. Way'in "rekabetçi otoriter" dediği rejimlere dönüştürecek biçimde kısıtlayan liderler ve hükûmetler seçmiştir.[4] Özgür olmayan toplumların demokratik işleyişi zayıflatmasına dair kaygılar ne soyut ne de kuramsaldır; günceldir.

Neredeyse bütün demokrasiler, demokratik işleyişin temel önkoşulları olarak böylesi ifade ve ortaklık haklarından güçlü biçimde örtüşen bir kümenin korunmasına odaklanır ve başkalarının da odaklanmasını bekler. Örneğin İskandinav ülkeleri "olumlu ifade özgürlüğü" denebilecek şeyin önemini vurgulamıştır; yani her yurttaşın, olanakları ne olursa olsun sesinin duyulması için uygulanabilir bir yolu vardır. ABD gibi diğerleri ise "olumsuz ifade özgürlüğünü", yani hiç kimsenin devlet müdahalesiyle bir görüşün ifadesini engelleyemeyeceğini vurgular. Bazı toplumlar (örneğin Avrupa'da) mahremiyetin, sivil toplumun devletten bağımsız var olabilmesi ve dolayısıyla siyasetin mümkün olabilmesi için gerekli temel bir hak olarak önemini vurgulama eğilimindedir. Diğerleri (örneğin Asya'da) toplanma ve ortaklık haklarını demokratik işleyişin daha merkezinde görme eğilimindedir. Bu farklılıklara karşın, ifade ve ortaklık haklarının altta yatan varsayımı, bunların eylemliliği korumasıdır; böylece yurttaşlar ortak çıkarları için ortaklıklar kurma ve ilerletme özerkliğine sahip olabilir ve bu ortak çıkarlar siyasi olarak duyulabilir.

Ulusal (ve ulusaltı) hükûmetler, özellikle yargı sistemleri, hakların gözetilmesini sağlamada ve sınırlarına hükmetmede çoğu kez hayati rol oynar. Ne var ki hakları yalnızca ulusal hukuk sistemleri açısından düşünmek yanıltıcıdır. Haklar, çeşitli kültürel bağlamlarda (ulusal, ulusaltı, ulusötesi vb.) köklenmiş derin inançları ve değerleri temsil eder. Haklar yalnızca insan eylemi için olasılık uzayını oymakla kalmaz, meşruiyet de kazandırır. Örneğin özel işyerleri ya da internet platformları genellikle ifadeyi kısıtlayabilir. Yine de ifade özgürlüğü hakkına dair beklentiler, çalışanların ve müşterilerin kabul etmeye razı olacağı ifade kısıtlamalarına ciddi sınırlar koyar. Benzer biçimde, İHEB gibi belgeler genellikle hukuken bağlayıcı olmasa da, Güney Afrika Yüksek Temyiz Mahkemesi'nin kararları dâhil birçok ülkedeki yasalara esin verir ve onları etkiler.[5] Farklı ölçeklerdeki kurumlar (mahkemeler, şirketler, sivil toplum grupları vb.) bu paylaşılan kültürel beklentilerin korunmasında hayatidir ve hiçbir kurum tek başına hakların "uygulayıcısı" ya da "kaynağı" değildir. Dahası, birçok dinsel gelenek hakların kaynağının dünyevi değil ilahi olduğunu savunur. Bu anlamda haklar, devletler onların hayati savunucularından biri olsa bile, devletler boyunca, üstünde ve ötesinde var sayılabilir.

Haklar aynı zamanda çoğu kez sabit ve ulaşılmış gerçeklikler değil, özlemler ve hedeflerdir. ABD tarihinin büyük bölümü, uzun süre inkâr edilen kurucu eşitlik özlemlerinin gerçekleşmesine dair bir dramdır.[6] Birçok olumlu hak (örneğin nitelikli eğitim, insanca konut), özellikle gelişmekte olan ülkelerde hükûmetlerin hemen sunma kapasitesinin ya da yetkisinin dışındadır, ama yine de bir halkın en derin özlemlerinin tanıklarıdır.[7]

Uygulamaların temeli olarak işletim sistemleri

İşletim sistemleri (İS), dijital yaşamı temellendiren her yerde bulunan bir özelliktir. Yaşadığınız neredeyse her dijital etkileşim, altta yatan bir İS'ye bağlıdır. Linux, tüm zamanların en iddialı ve başarılı açık kaynak yazılım projesidir. İşverenlerimizden birinin ürettiği Windows, her yerde bulunan bir başka yazılım parçasıdır. iOS ve Android çoğu akıllı telefona güç verir.

İS'ler, üzerlerinde çalışan uygulamalar için olasılık uzayını kabaca tanımlar. Performans, görünüm, hız, makine belleği kullanımı gibi — birkaçını saymak gerekirse — belirli bir İS'de çalışan uygulamaların paylaştığı ve o platformda çalışmak için uymak zorunda olduğu temel özellikler vardır. Örneğin iOS ve Android dokunmatik arayüzlere olanak tanırken, daha önceki akıllı telefonlar (Blackberry ya da Palm gibi) kalemlere ya da klavye girişine dayanıyordu. Bugün bile iOS ve Android uygulamaları farklı görünüm, his ve performans özelliklerine sahiptir. Uygulamalar bu platformlardan biri (ya da olası birkaçı) için kodlanır; uygulamalarının ne yapıp ne yapamayacağını, neyi özel olarak inşa etmesi ve neyi altta yatan süreçlere bırakabileceğini belirlemek için İS'ye gömülü süreçlerden yararlanır.

Sınırlar nadiren keskindir. Macintosh grafiksel kullanıcı arayüzü (GKA) İS'sine sahip ilk kitlesel bilgisayar olsa da

Apple LISA II Macintosh-XL, ticari olarak satisa sunulan ilk grafiksel kullanici arayuzlu bilgisayarlardan biri. **
Şekil 4-0-A. Apple LISA II Macintosh-XL, grafiksel kullanıcı arayüzü kullanan ilk ticari kişisel bilgisayarlardan biri. Kaynak: Gerhard «GeWalt» Walter, [Vikipedi](https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Apple-LISA-Macintosh-XL.jpg)'den alınmıştır. CC0.
**


Komut satırı arayüzüne sahip daha önceki bilgisayarlarda bazen GKA benzeri öğeler içeren programlar bulunuyordu. Benzer biçimde, sanal (SG) ve artırılmış gerçeklik (AG) başlıkları (aşağıdaki Sürükleyici Paylaşılan Gerçeklik bölümümüze bakın) bugün çok daha etkili olsa da, başa düzgün takıldığında bir akıllı telefonda çalışabilen bazı SG ve AG deneyimleri vardır. Dahası, İS tasarımcıları altta yatan İS'nin bütünlüğünü ihlal eden ya da tehdit eden uygulama davranışlarına karşı savunma yapan güvenlik protokolleri eklemeye çalışsa da, bunlardan tümüyle kaçınmayı asla umamazlar.[8] Bilgisayar "virüslerinin" birçoğu, belki de çoğu, tam da bu tür ihlallerin örnekleridir. Böylece İS'ler kendi sistemlerindeki uygulamaların normal davranışını tanımlar; uygulamaların yararlanabileceği araçlar ve diğer uygulamalar hakkında sahip olabilecekleri makul beklentiler sunar, kolayca mümkün olanın arazisini tanımlar.

İS'ler, uygulamaların hem istenen (yeni uygulamaları güçlendirmek için) hem istenmeyen (virüslere karşı savunmak için) öngörülemeyen davranışlarına sürekli uyum sağlamak zorundadır. Bu uyarlamalar küçük ve yüzeysel olabilir; örneğin güvenlik tehditlerine karşı savunmak için akıllı telefonlardaki İS'lere sık sık güncellemeler alırız. Ya da zamanla telefonlar, kullanıcıların karakter bileşimleriyle "ifade simgeleri" ve "emojiler" yazmasından, bunları İS'nin yazma özelliklerine yerel olarak bütünleştirmeye geçti.[9] Diğer değişiklikler daha çarpıcıdır: örneğin Google'ın arabalarla ve televizyonlarla uyumlu Android sürümlerini tanıtması.

İS'ler bütünlüklerini çeşitli biçimlerde de savunur; güvenlik yamaları en keskin ve en çekişmeli olanıyken, bunlar geliştirici eğitimiyle, geniş bir geliştirici destek ekosisteminin kurulmasıyla, müşteri kullanımının ve beklentilerinin kademeli gelişimiyle ve daha fazlasıyla bir arada var olur. Bir İS üzerine kurulan uygulamalar yalnızca onun iç gelişimini desteklemekle kalmaz, güncellemeleri ve hatta özgün İS'yi güçlendirebilecek ya da onunla boy ölçüşebilecek yeni İS'leri de kolaylaştırır. Farklı İS'ler farklılaşsa ve rekabet etse de, birçok ortak imkânı paylaşırlar. En azından kısmen çapraz geliştirmeye ve hem geriye hem ileriye dönük uyumluluğa olanak tanımaya çalışırlar; böylece önceki sürümler için tasarlanan uygulamalar çalışmayı sürdürür ve uygulamalar yeni kuşaklara karşı "geleceğe dayanıklı" olur, kullanıcıların geniş bir uygulama yelpazesine erişimi güvence altına alınır.

İS'ler neredeyse her zaman devam eden çalışmalardır. Eksik biçimde destekleyebildikleri işlevselliği desteklemeyi ve beslemeyi amaçlarlar. Bu yinelenen girişimlerden özyinelemeli olarak daha iyi destek sunmayı öğrenirler. Örneğin piyasaya sürülen ilk belirgin sesli "akıllı asistanlar" (Apple'ın Siri'si ve Amazon'un Alexa'sı gibi) çoğu kez komik derecede düşük kaliteliydi; kalite zamanla sistemlerin kendileri aracılığıyla kullanıcı katılımıyla iyileşti ve bu işletim sistemlerinde zamanla daha derin sözlü işlevleri mümkün kıldı.

⿻ temeller

Haklar sistemleri ile İS'lerin birçok ortak özelliği vardır: demokratik toplumlar ve üzerlerinde çalışan uygulamalar için temel işlevi görürler, süreçlerinde varsayılan arka plan koşullarına sahiptirler, bir sistemin bütünlüğünü güvence altına almak için özel savunma ve koruma gerektirirler ve buna karşın çoğu kez en azından kısmen özlem düzeyinde ve eksik biçimde gerçekleşmiş, zaman zaman kendi içinde gerilimlidirler. Güçlü uygulama mekanizmalarıyla desteklenseler de, keskin biçimde tanımlanmış kurumların ve kodun yanı sıra yaygın bir kültürün de parçasıdırlar.[10] Ancak bu genel koşutlukların ötesinde, hem hakların hem İS'lerin ⿻ bakış açısı için özellikle önemli ve ayırt edici iki yönü vardır; bunları öne çıkaracak ve Liberteryen ve Teknokratik yaklaşımlarla karşılaştıracağız.

Dinamizm

İS'ler kendiliğinden apaçık biçimde dinamiktir; haklar sistemleri de düşünüldüğünde öyledir. Bu dinamizm ⿻'nin merkezindedir. Haklar üzerlerine oturan demokrasileri, İS'ler üzerlerinde çalışan uygulamaları destekler. Ama hakları çerçeveleyenler ve İS tasarımcıları, farklı ve bazen çekişmeli aktörler tam da deney ve yenilik için sağladıkları alandan (çoğu kez teknolojik araçlarla) yararlandıkça bu temellerin nasıl kullanılacağını, kötüye kullanılacağını ve yeniden tahayyül edileceğini öngöremez (ya da ancak "bir aynada karanlıkça" görebilir). Örneğin ÇHC'nin Büyük Güvenlik Duvarı internet içeriğini kısıtlar ve sansürler, otoriterliği kodlar. Ne var ki bugün demokrasilere özgü küresel sosyal medya platformları zaman zaman müşterilerinin dikkatini, hasımlarca seçim müdahalesi ve yanlış bilgi için mikro hedeflemeyle birlikte açık artırmaya çıkarmıştır.[11] Bu nedenle demokratik söyleşinin etkili biçimde kolaylaştırılmasını sürdürmek yalnızca sansürden kaçınmayı değil, kısa biçimli video uygulaması TikTok üzerindeki olası otoriter etkilere dair yakın tarihli uluslararası tartışmada öne çıktığı üzere dikkat ekonomisinin otoriter etkilere satılmasından da kaçınmayı gerektirecektir.[12]

Böylece bir zamanlar yurttaşların siyasi pozisyonları özgürce oluşturup destek toplayabilmesini güvence altına alan bir hakkın başlıca ifadesi sayılan ifade özgürlüğü anlayışımız, bilgi teknolojisi sonucunda sorgulanıyor. Bu varsayım, bilginin kıt olduğu ve dolayısıyla bastırılmasının seslerin duyulmasını engellemenin daha etkili yollarından biri olduğu bir ortama dayanıyordu. Şimdiki ortam farklı: bilgi bol, dikkat kıt. Böylece rahatsız edici görüşleri bastırmak ya da sansürlemek isteyen hasımlar (demokrasinin temellerine saldıranlar) için, muhalifleri ve istenmeyen içeriği bastırmaya çalışmak yerine bilgi müştereklerini dikkat dağıtıcılar ve spamle boğmak çoğu kez daha kolaydır (Gary King, Jennifer Pan ve Molly Roberts'ın araştırmasıyla çarpıcı biçimde belgelenmiştir).[13] Bu tür saldırılar altında sınama, çeşitli, ilgili ve gerçek içeriğin dikkate sunulmasını güvence altına almaktır; (yalnızca) düz anlamda sansürü önlemek değil. İfade özgürlüğü etrafındaki korumalarımızın buna göre evrilmesi gerekeceğinden kuşkulanıyoruz ve bunun gerçekleşmesini sağlayacak yolları aşağıda tartışıyoruz.

Ne var ki dinamizm kendi başına arzu edilir değildir; bir ⿻ vizyonunda bütün yapıyı bir nihai toplam hedefin peşinde eritmek için de kullanılmamalıdır. Bunun yerine dinamizm, uyarlanabilir sistemlerin gelecekte uyum sağlamayı sürdürme yetilerini yenileyip iyileştirirken geleceklerini keşfetmesinin beliren bir özelliğidir; karmaşıklığın serpildiği ve büyüdüğü "kaosun kıyısına" kendini örgütlemesidir. İS'ler ve haklar, ister bir şirketin dar kâr çıkarı ister bir ulusal çıkar olsun dışsal bir iradeye çökmek yerine, üzerlerinde çalışan uygulamaları ve demokrasileri desteklemek üzere evrilebilir ve evrilmelidir.

Haklar ve ilişkiler

Hakların ⿻ anlayışı, sistemleri ve grupları en az insanlar kadar tanır. Ortaklık ve din özgürlüğü, ortaklıkları ve dinleri, onları oluşturanlar kadar korur. ABD Anayasası gibi federalist sistemler yalnızca bireylerin değil eyalet ve yerel yönetimlerin de haklarını tanır. Ticari özgürlükler bile, çoğu kez bireysel tercihler ve ikili değişim açısından tasarlansa da, genellikle en az o kadar güçlü biçimde kurumsal varlıkların ve sözleşme düzenlemelerinin haklarını ve toplu pazarlık haklarını korur. Benzer biçimde İS'ler, uygulamalar ile kullanıcılar arasındaki etkileşimleri, uygulamalar ve kullanıcılar kadar ayrı ayrı korur. Böylece bir haklar sisteminin ya da İS'lerin bazı öğeleri bireysel kullanıcıları koruyor ya da onlara hizmet ediyor sayılabilse de, bunlarda doğası gereği bireyci hiçbir şey yoktur. Benzer biçimde ifade, bir iletişim biçimi olarak zorunlu olarak birden fazla tarafı içerir. İster İS'ler içinde ister "kamusal meydanda" olsun, bir iletişim ağının yaşayabilirliği, birçok istekli uygulamasının, kullanıcısının ve grubunun kolektif katılımına ve rızasına bağlıdır.

Dahası, bu özgürlükleri koruyan ve savunan varlıklar nadiren yalnızca ulus devletler ve onlara bağlı kurumlardır. Ticaret hukuku başta gelen bir örnektir. Anne-Marie Slaughter ve Katharina Pistor gibi bilginlerin öne çıkardığı gibi, uluslararası hukuk kuralları ağları, ticaret anlaşmaları ve emsallere karşılıklı saygı (iyi ya da kötü) fikrî mülkiyet, rekabet hukuku ve finansal kuruluşlar için sermaye gereklilikleri gibi önemli konuların merkezindedir.[14] Bunların her biri farklı bir profesyoneller, uluslararası kurumlar ve hatta lobi grupları ağıyla yönetilir. Böylece haklar yalnızca etkileşen bir ağ oluşturan çeşitli gruplarca tutulmakla kalmaz; benzer bir kesişen kültürler, kurumlar ve failler ağıyla tanımlanır da. Haklar, toplumsal etkileşim ağlarını savunan ve koruyan kesişen insanlardan ve toplumsal çevrelerden belirir.

Liberteryenizm ve Teknokrasiyle karşıtlık

Sırasıyla demokratik keşfi ve uygulama ortamlarının evrimini destekleyen ⿻ hakların ve İS'lerin dinamik, ağ örgüsel ve uyarlanabilir temelleri, Liberteryenizm ve Teknokrasi ideolojilerinde cisimleşen siyasi ve teknik monist bakış açılarıyla keskin bir karşıtlık oluşturur. Liberteryenizm, öncelikle bireysel özel mülkiyeti ve bu mülkiyet ilişkilerine meydan okuyan her türlü "şiddetin" önlenmesini vurgulayan, katı ve "değişmez" bir iyi tanımlanmış tarihsel haklar kümesine dayanır. Bu görüşe göre haklar hem diğer haklardan hem de doğdukları toplumsal ya da kültürel bağlamdan soyutlanır ya da koparılır. Haklar yalnızca atomcu bireylere aittir ve teknik sistemler bu hakları her türlü değişimden ya da toplumsal müdahaleden olabildiğince eksiksiz biçimde yalıtmalıdır. Öte yandan Teknokrasi, teknik sistemlerin "hizalanmak" ve azamileştirmek üzere tasarlandığı "nesnel" bir "fayda" ya da "toplumsal refah" işlevi nosyonunda köklenir. Liberteryenler hakları mutlak, muğlaklıktan uzak, durağan ve evrensel görürken, Teknokratlar onları tanımlanabilir bir toplumsal iyinin peşinde salt engeller ya da yükler sayar.

⿻ özgürlük

Dijital olarak benzetimlenmiş dünyalara (bazen "metaverse" denir) dalmış bir gelecek konusunda ne kadar kuşkucu olunursa olunsun, bugünlerde birçok insanın yaşamının büyük bölümünü çevrimiçi geçirdiğini pek az kişi yadsır. Yaşamlarımızın büyüyen bu bölümünde ne yaptığımız, ne söylediğimiz ve ne takas ettiğimiz, bizi birbirimize bağlayan — ve böylece toplumsal dokumuzu ören — teknolojilerin sunduğu olanaklarla kısıtlanır. Bizi bağlayan protokoller böylece dijital çağdaki haklarımızı tanımlar, toplumların üzerinde çalıştığı İS'yi oluşturur. Entelektüel ve felsefi olarak, Bağlı Toplum bölümümüzde anlattığımız ⿻ gelenek, liberal demokrasilerin üzerine kurulduğu mülkiyet, kimlik ve demokrasiye ilişkin basitleştirici çerçeveleri aşıp toplumsal yaşamın zenginliğiyle eşleşen daha gelişkin alternatiflere geçme gereğine odaklanır. Teknolojik olarak, bilgisayarlar arası iletişim için bir yönetişim çerçevesi sağlayan erken ağ protokolleri tam da bunu başarmaya çalıştı; haklar ile İS'lerin koşut ama ayrı fikirlerini kaynaştırdı. Burada kişiler arası ağ İS'leri, katılımcılara ⿻ bir haklar anlayışını desteklemek için gereken temel yetileri sağlamayı amaçlıyordu.

Bir hipercizge cizimi; toplulugu temsil eden lekelerle baglanmis dugumler.  Her lekenin icinde topluluklarca denetlenen varliklar bulunur; lekelerin doygunlugu ticari guveni temsil eder ve semaya giren oklar dijital dunyaya erisim noktalarini temsil eder.

Şekil 4-0-B. İnsanları, grupları, ilişkileri ve dijital varlıkları görselleştiren bir hiperçizge



Teknolojik sistemler biçimsel matematiksel ilişkilerde somutlaştığından, bunun neyi gerektirdiğini görmenin basit bir yolu, toplumun ⿻ betimlemesine doğrudan karşılık gelen kanonik matematiksel modeli, şekilde resmedilen "hiperçizge" gibi, kullanmaktır. Yalnızca ikili ilişkiler yerine gruplara da izin vererek daha yaygın ağ ya da çizge fikrini genişleten bir hiperçizge, "düğümlerden" (yani noktalarla temsil edilen insanlardan) ve "kenarlardan" (yani lekelerle temsil edilen gruplardan) oluşan bir toplamdır. Her kenarın/grubun tonu, ilgili ilişkinin gücünü (yani matematiksel olarak "ağırlığını" ve "yönünü") temsil ederken, kenarlarda bulunan dijital varlıklar (örneğin veri, hesaplama ve dijital depolama) bu grupların işbirliğine dayalı alt katmanını temsil eder. Böylesi herhangi bir dijital model elbette düz anlamda toplumsal dünya değil, onun bir soyutlamasıdır ve gerçek insanların ona erişmesi bir dizi dijital araç gerektirir; bunları şemaya giren oklarla temsil ediyoruz. Bu öğeler birlikte, sonraki beş bölümün her birinin daha eksiksiz biçimde dile getirdiği bir haklar/İS özellikleri menüsü oluşturur: kimlik/kişilik, ortaklık, ticari güven, mülkiyet/sözleşme ve erişim.

Bunları yansıtacak paylaşılan dijital protokoller inşa etme projesi, Kayıp Dao bölümümüzde öne çıkardığımız ve birçok önde gelen sivil aktörün giderek kabul ettiği üzere henüz emekleme aşamasındadır.[15] Ağ kurmanın doğal, temel imkânlarının çoğu, zengin ülkelerde bile çoğu insan için çevrimiçi deneyimin temel parçaları olarak erişilebilir değildir. Çevrimiçi yaşam ve kişilik haklarını koruyan, geniş biçimde benimsenmiş, tescilli olmayan bir kimliklendirme protokolü[16], özgür ortaklığa olanak tanıyan iletişim kurma[17][18][19] ve çevrimiçi grup oluşturma biçimlerimiz için geniş biçimde benimsenmiş, tescilli olmayan protokoller, gerçek dünya varlıkları üzerinde ticareti destekleyecek ödemeler için geniş biçimde benimsenmiş, tescilli olmayan protokoller ve dijital dünyada mülkiyet ve sözleşme haklarına olanak tanıyacak hesaplama, bellek[20] ve veri[21] gibi dijital varlıkların güvenli paylaşımı için protokoller yoktur. Bu hizmetlerin birçoğu neredeyse tümüyle ulus devlet hükûmetleri ya da daha sıklıkla özel şirketlerce denetlenir ve çoğu kez yarı tekelleştirilir. Bu sınamaları ele almaya yönelik çoğu yaklaşımın arkasındaki temel ağ anlayışı bile fazla sınırlıdır; kesişen toplulukların merkezî rolünü göz ardı eder. Hakların dijital dünyamızda bir anlamı olacaksa, bunun değişmesi gerekir.

Neyse ki değişmeye başladı. Son on yıldaki çeşitli gelişmeler, internetin "eksik katmanlarının" bayrağını kesik kesik de olsa devraldı. Bu çalışmalar arasında "web3" ve "merkeziyetsiz web" ekosistemleri, Avrupa'daki Gaia-X veri paylaşım çerçevesi, çeşitli dijital doğumlu para birimleri ve ödeme sistemlerinin geliştirilmesi ve en belirgin olarak, ülkede son on yılda geliştirilen "Hindistan yığını" ile örneklenen "dijital kamusal altyapıya" artan yatırım yer alıyor. Bu çabalar yetersiz finanse edildi, ülkeler ve ideolojiler arasında parçalandı ve birçok durumda iddia bakımından sınırlı kaldı ya da Teknokratik veya Liberteryen ideolojilerle ya da ağların aşırı basitleştirici anlayışıyla yanlış yönlendirildi. Ama birlikte, ⿻'nin daha dizgesel biçimde izlenmesinin uygulanabilir olduğuna dair bir kavram kanıtı oluşturuyorlar. Kitabın bu kısmında bu projelerin üzerine nasıl inşa edileceğini, geleceklerine nasıl yatırım yapılacağını ve bir ⿻ geleceğe doğru yolumuzu nasıl hızlandıracağımızı göstereceğiz.


  1. Nicholas A. Christakis, Blueprint: The Evolutionary Origins of a Good Society (New York: Little Brown Spark, 2019). ↩︎

  2. Danielle Allen, Justice by Means of Democracy (Chicago: University of Chicago Press, 2023). ↩︎

  3. Richard Evans, The Coming of the Third Reich (New York: Penguin, 2005). ↩︎

  4. Steven Levitsky, Competitive Authoritarianism: Hybrid Regimes after the Cold War (Cambridge, UK: Cambridge University Press, 2012). ↩︎

  5. Hurst Hannum, "The Status of the Universal Declaration of Human Rights in National and International Law", Georgia Journal of International and Comparative Law 25, sayı 287 (1995-1996): 287-397. ↩︎

  6. Jill Lepore, These Truths: A History of the United States (New York: Norton, 2018). ↩︎

  7. Jamal Greene, How Rights Went Wrong: How our Obsession with Rights is Tearing America Apart (Boston: Mariner, 2021). ↩︎

  8. Nicole Perlroth, This is How They Tell Me the World Ends: the Cyberweapons Arms Race (New York: Bloomsbury, 2021). ↩︎

  9. Gretchen McCulloch, Because Internet: Understanding the New Rules of Language (New York: Riverhead Books, 2019). ↩︎

  10. Lawrence Lessig, Code: And Other Laws of Cyberspace (New York: Basic Books, 1999). ↩︎

  11. Renee DiResta, Kris Shaffer, Becky Ruppel, David Sullivan, Robert Matney, Ryan Fox, Jonathan Albright ve Ben Johnson, "The Tactics & Tropes of the Internet Research Agency" (2019), Amerika Birleşik Devletleri Kongresi'ne sunulmuştur, https://digitalcommons.unl.edu/senatedocs/2/. ↩︎

  12. The Economist, "Tick, Tock: Will TikTok Still Exist in America?", 13 Mart 2024. ↩︎

  13. Gary King, Jennifer Pan ve Margaret E. Roberts, "How the Chinese Government Fabricates Social Media Posts for Strategic Distraction, Not Engaged Argument", American Political Science Review 111, sayı 3 (2017): 484-501. ↩︎

  14. Anne-Marie Slaughter, A New World Order (Princeton, NJ: Princeton University Press, 2004). Katharina Pistor, The Code of Capital: How the Law Creates Wealth and Inequality (Princeton, NJ: Princeton University Press, 2019). ↩︎

  15. Jenny Toomey ve Michelle Shevin, "Reconceiving the Missing Layers of the Internet for a More Just Future", Ford Foundation, https://www.fordfoundation.org/work/learning/learning-reflections/reconceiving-the-missing-layers-of-the-internet-for-a-more-just-future/. Frank H. McCourt, Jr. ve Michael J. Casey, Our Biggest Fight: Reclaiming Liberty, Humanity, and Dignity in the Digital Age (New York: Crown, 2024). McCourt, büyük ölçüde bu teze dayanan, teknolojiyi reforme etmeye yönelik en büyük hayırseverlik çabalarından biri olan Project Liberty'yi kurmuştur. ↩︎

  16. Kapalı tescilli ad uzayları ve küresel olarak yönetilen kayıt defterleri (bkz. “Decentralized Identifiers (DIDs) V1.0.” W3C, 19 Temmuz 2022, https://www.w3.org/TR/did-core/) ile çeşitli kaynaklardan kimlik bilgisi toplanmasını destekleyen doğrulanabilir kimlik bilgileri (bkz. “Verifiable Credentials Data Model 1.0.” W3C, 3 Mart 2022. https://www.w3.org/TR/vc-data-model/.) ↩︎

  17. “More Instant Messaging Interoperability (Mimi),” Datatracker, t.y. https://datatracker.ietf.org/group/mimi/about/. ↩︎

  18. “Messaging Layer Security,” Vikipedi, 31 Ocak 2024, https://en.wikipedia.org/wiki/Messaging_Layer_Security. ↩︎

  19. “DIDComm v2 Reaches Approved Spec Status!” Decentralized Identity Foundation, 26 Temmuz 2022, https://blog.identity.foundation/didcomm-v2/. ↩︎

  20. Bkz. Filecoin Foundation (https://fil.org/) ve IPFS (https://www.ipfs.tech/) ↩︎

  21. Bkz. Holochain (https://www.holochain.org/) ↩︎