Kayıp Dao

Bölümü dinle

Bilgisayar teknolojisinin geliştirilmesine ve kullanımına ilişkin kararlar yalnızca "kamu yararına" değil, kamunun kendisine geleceğini biçimlendirecek karar alma süreçlerine girme olanağı verme yararına da alınmalıdır. — J. C. R. Licklider, "Computers and Government", 1980[1]


Toplumun ⿻ bir kavranışı, kuantum mekaniği ve ekoloji gibi alanların doğa bilimlerine, fiziksel teknolojiye ve doğayla ilişkimize getirdiği kadar çarpıcı toplumsal dönüşümlerin temelini atabilir mi? Liberal demokrasiler çoğu zaman kendilerini çoğulcu toplumlar olarak kutlar; bu da ⿻ sosyal bilimden çıkarılabilecek dersleri zaten çıkardıkları anlamına geliyormuş gibi görünür. Ne var ki çoğulculuğa ve demokrasiye bu biçimsel bağlılığa rağmen, neredeyse her ülke mevcut bilgi sistemlerinin sınırları yüzünden toplumsal kurumları, bu değerlerle doğrudan çatışan monist atomcu bir kalıpta türdeşleştirmeye ve basitleştirmeye zorlandı. ⿻ sosyal bilimin ve onun üzerine kurulu ⿻'nin büyük umudu, bu sınırlılıkları aşmaya başlamak için bilgi teknolojisinin olanaklarından yararlanmaktır.

⿻ fırlatılıyor

Bu, Wiener'in açtığı yolu izleyen ama daha insani/sosyal bilimsel bir geçmişe sahip olan genç kuşağın peşine düştüğü misyondu. Bu kuşak, uygulamalı sibernetiğin çeşitli öncülerini içeriyordu: antropolog Margaret Mead[2] (internetin estetiğini büyük ölçüde etkiledi), W. Edwards Deming[3] (Japon ve daha az ölçüde Tayvan'ın kapsayıcı sınai kalite uygulamaları üzerindeki etkisini yukarıda gördük) ve Stafford Beer[4] (iş sibernetiğinin öncülüğünü yaptı ve Şili'nin 1970'lerin başındaki kısa ömürlü sibernetik sosyalist rejimi dâhil Wiener'in fikirlerinin toplumsal uygulamaları için bir tür guruya dönüştü). Wiener'in vizyonu üzerine daha pragmatik bir kipte inşa ederek bilgi çağını tanımlayan teknolojileri biçimlendirdiler. Ne var ki bu çalışmanın en iddialı ve sistemik etkisi, Ekim 1957'de gökyüzünde ilerleyen bir noktayla müjdelendi; M. Mitchell Waldrop'un The Dream Machine'de ustaca anlattığı ve izleyenlerin çoğunun kaynağı olan bir öykü.[5]

Sputnik ve İleri Araştırma Projeleri Ajansı

Sovyetler Birliği'nin ilk yörünge uydusunu fırlatmasından bir ay sonra, ABD'nin füze üretiminde Sovyetlerin gerisine düştüğünü öne süren Gaither Komitesi raporu geldi. Bunun doğurduğu ahlaki panik, Eisenhower yönetimini kamuoyuna Amerikan stratejik üstünlüğü konusunda güvence vermek için acil eyleme zorladı. Ne var ki kendi askerî geçmişine rağmen, ya da belki tam da o yüzden, Eisenhower "askerî-sınai kompleks" diye adlandırdığı şeye derinden güvensizdi; buna karşılık bilim insanlarına sınırsız hayranlık duyuyordu.[6] Böylece Soğuk Savaş'ın tutkularını bilimsel araştırmayı ve eğitimi geliştirmeye yönelik ulusal bir stratejiye kanalize etmeyi amaçladı.[7]

Bu stratejinin pek çok kolu olsa da, merkezî olanlardan biri Savunma Bakanlığı bünyesinde, savunma uygulamaları olabilecek iddialı ve potansiyel olarak dönüştürücü bilimsel projeleri hızlandırmak için üniversitelerden gelen uzmanlıktan yararlanacak, yarı bağımsız ve bilimsel olarak yönetilen bir İleri Araştırma Projeleri Ajansı'nın (ARPA) kurulmasıydı.

ARPA pek çok amaçla başladıysa da, bunların bazıları kısa sürede Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) gibi yeni kurulan başka kurumlara devredildi; ajans ikinci direktörü Jack Ruina döneminde hızla, iddialı ve "uçuk" projelerin en cesur hükûmet destekçisi olarak kendine bir yer buldu. Bir alan bu risk alma üslubunu özellikle temsil edecekti: Joseph Carl Robnett (JCR) Licklider'in yönettiği Bilgi İşleme Teknikleri Ofisi.

Licklider, George'un siyasal iktisadından, Simmel'in sosyolojisinden, Dewey'nin siyaset felsefesinden ve Wiener'in matematiğinden yine farklı bir alandan geliyordu: yaygın olarak bilinen adıyla "Lick", doktorasını 1942'de psikoakustik alanında aldı. Kariyerinin ilk yıllarını teknolojiyle yüksek riskli etkileşimlerde (özellikle havacılıkta) insan başarımına yönelik uygulamalar geliştirerek geçirdikten sonra, dikkati giderek en hızlı büyüyen makine biçimiyle, "hesaplama makinesi"yle insan etkileşimi olasılığına yöneldi. Lincoln Laboratuvarı'nın ve psikoloji programının kurulmasına yardım etmek üzere Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'ne (MIT) katıldı. Ardından ilk MIT türevi araştırma girişimlerinden biri olan Bolt, Beranek and Newman'ın (BBN) Başkan Yardımcısı olarak özel sektöre geçti.

BBN'in yönetimini dikkatlerini bilgisayar aygıtlarına kaydırmaya ikna eden Lick, o dönemde beliren Yapay Zekâ alanına alternatif bir teknolojik vizyon geliştirmeye başladı; psikoloji geçmişinden yararlanarak, çığır açan 1960 tarihli makalesinin başlığındaki gibi "İnsan-Bilgisayar Simbiyozu"nu önerdi. Lick şu varsayımı öne sürdü: "zamanla… 'makineler' şu anda yalnızca insan beyninin alanı saydığımız işlevlerin çoğunda onu geçecek… (a)ma… başlıca ilerlemelerin insanlar ve bilgisayarlar birlikte çalışarak sağlanacağı epey uzun bir ara dönem olacak… o yıllar insanlık tarihinin düşünsel olarak en yaratıcı ve heyecan verici yılları olmalı."[8]

Bu vizyonlar ARPA için tam da doğru anda geldi; çünkü ajans, hızla biçimlenen ulusal bilim yönetimi manzarasında yerini sağlamlaştırabileceği cesur misyonlar arıyordu. Ruina, yeni kurulan Bilgi İşleme Teknikleri Ofisi'nin (IPTO) başına Lick'i getirdi. Lick bu fırsattan yararlanarak, Bilgisayar Bilimi alanına dönüşecek olanın yapısının büyük bölümünü kurdu ve biçimlendirdi.

Galaksiler Arası Bilgisayar Ağı

Lick ARPA'da yalnızca iki yıl geçirdiyse de, bu iki yıl alanın izleyen kırk yılında olacakların çoğunun zeminini hazırladı. ABD genelinde, birden çok bireysel kullanıcının daha önce yekpare olan büyük ölçekli hesaplama makineleriyle doğrudan etkileşmesini sağlayacak bir "zaman paylaşımı" projeleri ağı ekti ve böylece kişisel bilişim çağına doğru ilk adımı attı. Böylece desteklenen beş üniversite (Stanford, MIT, UC Berkeley, UCLA ve Carnegie Mellon) beliren akademik bilgisayar bilimi alanının çekirdeği hâline geldi.

Modern bilişimin hesaplamalı ve bilimsel belkemiğini kurmanın ötesinde Lick, özellikle uzmanlık alanı olan "insan etmenleri"ne odaklandı. Ağın bu hedefleri, insanlığın toplumsal ve kişisel yönlerine koşut iki biçimde temsil etmesini amaçladı. Bir yandan, bilişimi daha çok insanın yaşamına yaklaştırabileceğine ve insan zihinlerinin işleyişiyle bütünleşebileceğine inandığı projelere özel ilgi ve destek verdi. Bunun başlıca örneği, Douglas Engelbart'ın Stanford'da kurduğu Genişletme Araştırma Merkezi'ydi.[9] Öte yandan, bu merkezler arasındaki işbirliği ağına her zamanki şakacılığıyla "Galaksiler Arası Bilgisayar Ağı" adını verdi ve bunun bilgisayar aracılı işbirliği ve ortak yönetişim için bir model sunmasını umdu.[10]

Bu proje hem hemen hem de uzun vadede çeşitli biçimlerde meyve verdi. Engelbart kısa sürede kişisel bilişimin pek çok kurucu ögesini icat etti; bunlar arasında fare, grafik kullanıcı arayüzünün temel öncülü olan bit eşlemli ekran ve hipermetin vardı; bu çalışmayı Lick'in ilk finansmanından yalnızca altı yıl sonra "oNLine system" (NLS) olarak sunuşu "bütün demoların anası" olarak anılır ve kişisel bilgisayarların gelişiminde belirleyici bir an sayılır.[11] Bu da Xerox Corporation'ı Palo Alto Araştırma Merkezi'ni (PARC) kurmaya ikna etmeye yardım etti; PARC daha sonra kişisel bilişimin büyük bölümüne öncülük etti. US News and World Report, bu beş üniversitenin dördünü ABD'nin en iyi 10 bilgisayar bilimi bölümü arasında sıralıyor.[12]

Ağların ağı

Taylor ile Lick doğal olarak meslektaştı. Taylor doktorasını hiç tamamlamamış olsa da araştırma alanı yine psikoakustikti ve Lick'in IPTO'daki liderliği sırasında, ARPA'dan yeni ayrılmış olan NASA'da Lick'in muadili olarak görev yaptı. Lick'in ayrılışının (1965) hemen ardından Taylor, Lick'in ağ vizyonunu geliştirmeye yardım etmek üzere Ivan Sutherland'in yönetiminde IPTO'ya geçti; Sutherland akademiye dönünce IPTO'nun ve kendisinin daha alçakgönüllü biçimde ARPANET adını verdiği ağın başında Taylor kaldı. Yetkisini kullanarak Lick'in eski yuvası BBN'e ARPANET omurgasının ilk çalışan prototipini yaptırdı. Engelbart'ın kişisel bilişim gösterimiyle ve ARPANET'in ilk başarılı denemeleriyle ivme büyürken, Lick ve Taylor kişisel ve toplumsal bilişimin gelecekteki olanaklarına ilişkin vizyonlarını 1968 tarihli "The Computer as a Communication Device" makalelerinde dile getirdiler ve birkaç on yıl sonra kişisel bilişimin, internetin, hatta akıllı telefonların kültürü olacak olanın çoğunu betimlediler.[13]

1969'a gelindiğinde Taylor, ARPANET'in misyonunun başarı yolunda olduğunu hissetti ve Xerox PARC'a geçti; orada Bilgisayar Bilimi Laboratuvarı'na önderlik ederek bu vizyonun büyük bölümünü çalışan prototiplere dönüştürdü. Bunlar da Steve Jobs'un Macintosh'u yapmak için Xerox'tan ünlü biçimde "çaldığı" modern kişisel bilgisayarın çekirdeği oldu; ARPANET ise modern internete evrildi.[14] Kısacası, 1980'lerin ve 1990'ların teknolojik devrimlerinin izi açıkça 1960'lardaki bu oldukça küçük yenilikçi grubuna gider. Daha geniş biçimde bilinen bu sonraki gelişmelere birazdan döneceğiz, ama onları mümkün kılan araştırma programının çekirdeği üzerinde durmakta yarar var.

İnternete dönüşecek olanın gelişiminin çekirdeğinde, merkezî, doğrusal ve atomlaşmış yapıların yerine ⿻ ilişkilerin ve yönetişimin konması vardı. Bu, sonunda 1990'ların başında World Wide Web olarak yakınsayan üç düzeyde gerçekleşti:

  1. merkezî santrallerin yerine paket anahtarlama,
  2. doğrusal metnin yerine hipermetin,
  3. ve hem hükûmetin hem şirketlerin yukarıdan aşağıya karar almasının yerine açık standart belirleme süreçleri.

Üç fikrin de tohumları Lick'in kurduğu erken topluluğun kıyılarındaydı ve ARPANET topluluğunun temel özelliklerine dönüştü.

Ağ, artıklık ve paylaşım kavramları Lick'in özgün vizyonuna sinmiş olsa da, iletişim ağlarının merkezî değil ⿻ bir yapıya nasıl ve neden yönelmesi gerektiğini açıkça dile getiren, Paul Baran'ın 1964 tarihli "On Distributed Communications" raporuydu.[15]

Baran, merkezî santrallerin normal koşullarda düşük maliyetle yüksek güvenilirlik sağladığını, ama kesintilere karşı kırılgan olduğunu savundu. Buna karşılık çok merkezli ağlar ucuz ve güvenilmez bileşenlerle kurulabilir ve yine de "hasarın etrafından yönlendirerek", önceden belirlenmiş planlama yerine erişilebilirliğe dayanarak ağ içinde dinamik bir yol izleyerek, epey yıkıcı saldırılara bile dayanabilirdi. Baran, Bell Labs'taki bilim insanlarından destek ve teşvik görse de, fikirleri kültüründe yüksek nitelikli merkezî özel donanımın derinlemesine kökleşmiş olduğu ulusal telefon tekeli AT&T tarafından tümüyle reddedildi.

Bu özel çıkara oluşturduğu görünür tehdide rağmen paket anahtarlama, doğuşunu yıkıcı saldırı tehdidine borçlu olan bir başka örgütün olumlu ilgisini çekti: ARPA. 1967'de bir konferansta, ARPANET'in ilk program yöneticisi Lawrence Roberts, Baran'la aynı fikri eşzamanlı ve bağımsız olarak geliştiren Donald Davies'in bir sunumu aracılığıyla paket anahtarlamayı öğrendi ve kısa süre sonra haberdar olduğu Baran'ın savlarından yararlanarak kavramı ekibe benimsetti. Şekil A, bunun sonucunda ortaya çıkan erken ARPANET'in merkezî olmayan mantıksal yapısını gösteriyor.

Erken ARPANET'in merkezî olmayan mantıksal yapısı.

Şekil 3-3-A. ARPANET'in erken mantıksal yapısı. Kaynak: Wikipedia, kamu malı.



Ağsal düşünceye giden bir yol böylece teknik dayanıklılıktan güdüleniyorduysa, bir başkası yaratıcı ifadeden güdüleniyordu. Sosyolog olarak yetişen Ted Nelson, 1959'da kampüse davet ettiği sibernetik öncüsü Margaret Mead'in demokratik ve çoğulcu medya vizyonundan esinlendi ve bir sanatçıya dönüştü. Bu erken deneyimlerin ardından, yirmili yaşlarının başından itibaren yaşamını, bilgisayar ağları için devrimci, insan merkezli bir arayüz yaratmayı amaçlayan "Xanadu Projesi"nin geliştirilmesine adadı. Xanadu'nun Nelson'ın vazgeçilmez saydığı o kadar çok bileşeni vardı ki ancak 2010'larda tam olarak yayımlandı; ama Engelbart'la birlikte geliştirdiği çekirdek fikri, Nelson'ın adlandırdığı biçimiyle "hipermetin"di.

Nelson hipermetni, iletişimi özgün bir yazarın dayattığı doğrusal yorumun tiranlığından kurtarmanın, materyali çeşitli sıralarda birbirine bağlayan (çift yönlü) bağlantılardan oluşan bir ağ aracılığıyla materyal içinde bir yollar "çoğulculuğu" (onun adlandırmasıyla) sağlamanın bir yolu olarak hayal etti.[16] Bu "kendi maceranı seç"[17] niteliği bugün internet kullanıcılarına gezinme deneyimlerinden en tanıdık gelen şeydir, ama daha önce 1980'lerde ticari ürünlerde (HyperCard temelli bilgisayar oyunları gibi) ortaya çıkmıştı. Nelson, böylesi bir gezinme ve yeniden birleştirme kolaylığının görülmemiş bir hız ve kapsamda yeni kültürlerin ve anlatıların oluşmasını sağlayacağını hayal etti. Bu yaklaşımın gücü, Tim Berners-Lee 1990'ların başında bunu gezinmeye ilişkin "World Wide Web" yaklaşımının merkezine koyup internetin geniş biçimde benimsenmesi çağını başlattığında daha geniş dünya için apaçık hâle geldi.

Engelbart ile Nelson ömür boyu dost olsalar ve pek çok benzer vizyonu paylaşsalar da, bunları gerçekleştirmek için çok farklı yollar izlediler; her biri (göreceğimiz gibi) önemli bir doğruluk tohumu taşıyordu. Engelbart da bir vizyonerdi, ama aynı zamanda tam bir pragmatist ve usta bir siyasal manevracıydı; sonunda kişisel bilişimin öncüsü olarak tanındı. Nelson ise, Xanadu'nun sıraladığı on yedi ilkenin hepsini birden karşılamasını on yıllar boyunca hiç durmadan kovalayarak kariyerini gömen sanatsal bir saflıkçıydı.

Buna karşılık Lick'in ağının etkin bir katılımcısı olan Engelbart, hırsını diğer ağ düğümlerini yaklaşımını desteklemeye, benimsemeye ya da en azından onunla birlikte çalışmaya ikna etme gereğiyle dengeledi. Farklı kullanıcı arayüzleri ve ağ protokolleri çoğaldıkça, kusursuzluk arayışından geri çekildi. Engelbart ve ondan da çok proje genelindeki meslektaşları, bunun yerine, kurmakta oldukları iletişim ağının kolaylaştırdığı biçimde, çoğu zaman birbiriyle rekabet eden çalıştıkları üniversiteler arasında bir meslektaşlık kültürü geliştirmeye başladı. Fiziksel ayrılık ağların sıkı eşgüdümünü olanaksız kılıyordu, ama asgari birlikte çalışabilirliği güvence altına alma ve açık en iyi uygulamaları yayma çabası ARPANET topluluğunun temel bir özelliği hâline geldi.

Bu kültür, Steve Crocker'ın geliştirdiği "Görüş Talebi" (RFC) sürecinde somutlaştı; bu, coğrafi ve kesimsel (hükûmet, şirket, üniversite) olarak dağılmış pek çok işbirlikçi arasında gayriresmî ve çoğunlukla eklemeli işbirliğinin, tartışmasız biçimde ilk "viki" benzeri süreçlerinden biriydi. Bu da ortak Ağ Denetim Protokolü'ne ve sonunda, TCP'nin ilk kez RFC 675 olarak dolaşıma girdiği 1974 ile resmî ARPANET protokolleri hâline geldikleri 1983 arasında Vint Cerf ile Bob Kahn'ın ünlü biçimde misyon odaklı ama kapsayıcı ve duyarlı liderliğinde İletim Denetim ve İnternet Protokolleri'ne (TCP/IP) katkıda bulundu. Yaklaşımın çekirdeğinde, "internet"e adını veren "ağların ağı" vizyonu vardı: pek çok çeşitli ve yerel ağ (üniversitelerde, şirketlerde ve devlet kurumlarında), bir hükûmet tarafından yukarıdan aşağıya standartlaştırılan merkezî ağların (Fransa'nın eşzamanlı Minitel'i gibi) tersine, uzun mesafeler boyunca neredeyse kesintisiz iletişime olanak tanıyacak kadar birlikte çalışabilirdi.[18] Ağ oluşturmanın bu üç boyutu (teknik iletişim protokolleri, iletişimsel içerik ve standartların yönetişimi) birlikte yakınsayarak bugün bildiğimiz interneti yarattı.

Zafer ve trajedi

Bu projeden doğanların çoğu o kadar geniş biçimde biliniyor ki burada yinelemeye pek gerek yok. 1970'lerde Taylor'ın Xerox PARC'ı, 1990'ların kişisel bilgisayarı olacak olanın çoğunu içeren, pahalı ve dolayısıyla ticari olarak başarısız ama devrimci bir dizi "kişisel iş istasyonu" üretti. Aynı zamanda bilgisayar bileşenleri daha geniş kitlelere erişilebilir hâle geldikçe, Apple ve Microsoft gibi işletmeler daha ucuz ve daha kullanıcı dostu makineleri geniş biçimde sunmaya başladı. İcatlarını ticarileştirmekte zorlanan Xerox, bir hisse karşılığında Apple'ın kurucu ortağı Steve Jobs'a teknolojisine erişim izni verdi; bu da Macintosh'un modern kişisel bilişimi başlatmasıyla ve ardından Microsoft'un Windows işletim sistemi aracılığıyla kitlesel ölçeklenmesiyle sonuçlandı. 2000'e gelindiğinde Amerikalıların çoğunluğunun evinde bir kişisel bilgisayar vardı. İnternet kullanımı, Şekil B'de görüldüğü gibi istikrarlı biçimde yayıldı.

Son birkaç on yılda çevrimiçi olan nüfus oranındaki hızlı yükseliş.

Şekil 3-3-B. Dünyada ve çeşitli bölgelerde zaman içinde internet erişimi olan nüfus oranı. Kaynak: Our World in Data.[19]



İnternet ve hoşnutsuzlukları

Ve baştan beri koşut biçimde gelişmiş olduğu gibi, internet de o kişisel bilgisayarları birbirine bağlayacak kadar büyüdü. 1960'ların sonu ve 1970'lerin başında, en büyüğü ARPANET olmak üzere çeşitli ağlar koşut olarak gelişti; üniversitelerde, Amerika Birleşik Devletleri dışındaki hükûmetlerde, uluslararası standart kuruluşlarında ve BBN ile Xerox gibi şirketlerin içinde. Kahn ile Cerf'in önderliğinde ve ARPA'nın (artık "savunma" odağını vurgulamak için DARPA olarak yeniden adlandırılmıştı) desteğiyle bu ağlar, birlikte çalışmak için TCP/IP protokolünden yararlanmaya başladı. Bu ağ ölçeklendikçe DARPA, ileri teknoloji misyonunun sınırları göz önüne alındığında onu sürdürecek başka bir kurum aradı. Pek çok ABD hükûmet kurumu talip olsa da, en geniş bilimsel katılımcı grubu Ulusal Bilim Vakfı'ndaydı ve onların NSFNET'i hızla en büyük ağ hâline geldi; bu da ARPANET'in 1990'da hizmetten çıkarılmasına yol açtı. Aynı zamanda NSFNET, diğer zengin ülkelerdeki ağlarla bağlantı kurmaya başladı.

Bunlardan biri Birleşik Krallık'tı; orada araştırmacı Tim Berners-Lee 1989'da bir "web tarayıcısı", bir "web sunucusu" ve hipermetni paket anahtarlamaya tümüyle bağlayan ve internet içeriğini geniş bir son kullanıcı kümesi için çok daha erişilebilir kılan bir Hipermetin İşaretleme Dili (HTML) önerdi. Berners-Lee'nin World Wide Web'inin (WWW) 1991'de başlatılmasından binyılın sonuna dek internet kullanımı kabaca 4 milyon kişiden (çoğunlukla Kuzey Amerika'da) 400 milyonun üzerine (çoğunlukla dünya genelinde) çıktı. Silikon Vadisi'nde internet girişimleri patlarken ve pek çok kişinin yaşamı artık evlerinde bulunan bilgisayarlar aracılığıyla çevrimiçine göç etmeye başlarken, ağa bağlı kişisel bilişim ("İletişim Aygıtı Olarak Bilgisayar") çağı gelmişti.[20]

Binyıl dönümünün yükseliş ve çöküş coşkusunda, teknoloji dünyasında pek az kişi sektörün üzerinde dolaşan hayalete, uzun zamandır unutulmuş Ted Nelson'a dikkat etti. İdeal ağ ve iletişim sistemi arayışına on yıllardır takılıp kalmış olan Nelson, beliren WWW tasarımının güvensizliği, sömürücü yapısı ve insanlık dışı özellikleri konusunda durmadan uyardı. Güvenli kimlik sistemleri olmadan (Xanadu İlkeleri 1 ve 3), anarşi ile ulus devletlerin ve şirket aktörlerinin toprak kapmalarının bir karışımı kaçınılmaz olacaktı. Ticaret için gömülü protokoller olmadan (Xanadu İlkeleri 9 ve 15), çevrimiçi emek değersizleşecek ya da finansal sistem tekellerce denetlenecekti. Güvenli bilgi paylaşımı ve denetimi için daha iyi yapılar olmadan (Xanadu İlkeleri 8 ve 16), hem gözetim hem bilgi silolaşması her yeri saracaktı. Görünürdeki başarısı ne olursa olsun, WWW-İnternet kötü bitmeye mahkûmdu.

Nelson bir tuhaf tipti, ama kaygıları şaşırtıcı biçimde, başarılarını kutlamak için her nedene sahip görünen ana akım internet öncüleri arasında bile geniş ölçüde paylaşılıyordu. Daha 1980'de, TCP/IP biçimlenirken Lick, klasik makalesi "Computers and Government"ta bilişimin geleceği için "iki senaryo" (biri iyi, öteki kötü) öngördü: bilişime tekelci şirket denetimi egemen olup olanaklarını boğabilir ya da bilişimi demokrasiye hizmet ettirip destekleyecek tam bir toplumsal seferberlik olabilirdi.[21] Birinci senaryoda Lick her türden toplumsal derdi öngördü; bilgi çağının gelişini demokratik toplumsal serpilme açısından net olarak zararlı kılabilecek dertler. Bunlar arasında şunlar vardı:

  1. Yaygın gözetim ve kamunun hükûmete güvensizliği.
  2. Hükûmetin yasaları düzenleme ya da uygulatma yetisinin felce uğraması; çünkü yurttaşların kullandığı başat teknolojilerin gerisinde kalırlar.
  3. Yaratıcı mesleklerin değersizleşmesi.
  4. Tekelleşme ve şirket sömürüsü.
  5. Yaygın dijital yanlış bilgi.
  6. Ağ oluşturmanın olanaklarının çoğunu baltalayan bilgi silolaşması.
  7. Hükûmet verilerinin ve istatistiklerinin giderek yanlış ve ilgisiz hâle gelmesi.
  8. Konuşmanın ve kamusal söylemin temel platformlarının özel kuruluşlarca denetlenmesi.

İnternetin benimsenmesi ne kadar yayıldıysa, bu yakınmalar o kadar ilgisiz göründü. Hükûmet, onun hayal ettiği kadar merkezî bir rol oynamadı; ama 2000'e gelindiğinde uyarılarından haberdar olan az sayıdaki yorumcunun çoğu, kesinlikle Lick'in 2. senaryosunun yolunda olduğumuzu varsayıyordu. Yine de birkaç yerde, yeni binyılın ilk on yılının sonlarına doğru kaygı büyüyordu. Sanal gerçeklik öncüsü Jaron Lanier iki kitapta, You are Not a Gadget ve Who Owns The Future?'da alarm zillerini çaldı; Nelson'ın ve kendisinin, Lick'in internetin geleceğine ilişkin kaygılarının kendi versiyonlarını öne çıkardı.[22] Bunlar başlangıçta yalnızca Nelson'ın marjinal fikirlerinin yükseltilmesi gibi görünse de, yukarıda Bilgi Teknolojisi ve Demokrasi: Genişleyen Bir Uçurum bölümünde tartıştığımız bir dizi dünya olayı sonunda dünyanın büyük bölümünü, gelişmiş olan internet ekonomisinin ve toplumunun sınırlılıklarını görmeye yöneltti ve Techlash'i ateşlemeye yardım etti. Bu örüntüler Lick ile Nelson'ın uyarılarına çarpıcı biçimde benziyordu. İnternetin zaferi, ilk göründüğünden çok daha Pirus zaferi olabilirdi.

Daomuzu yitirmek

Hipermetnin ve internetin kurucularının açıkça betimlediği bir tuzağa nasıl düştük? İnternetin gelişimine önderlik ettikten sonra, hükûmet ve üniversiteler 1970'lerin ardından neden bilgi çağının meydan okumasına karşılık veremedi?

Lick'i 1980'de kalemi kâğıda sürmeye iten şey, ARPA'nın (artık DARPA) odağının ağ protokollerine destekten uzaklaşıp daha doğrudan silaha yönelik araştırmalara kaymasıyla beliren uyarı işaretleriydi. Lick bunun, siyasal yelpazenin karşıt uçlarındaki iki güçten kaynaklandığını gördü. Bir yandan, daha sonra "neoliberalizm" diye adlandırılacak "küçük hükûmet muhafazakârlığı"nın yükselişiyle hükûmet, sanayiyi ve teknolojiyi öngörülü biçimde fonlamaktan ve biçimlendirmekten geri çekiliyordu. Öte yandan Vietnam Savaşı, solun büyük bölümünü savunma kurumlarının araştırmayı biçimlendirmedeki rolüne karşı çevirdi; bu da ARPA'nın doğrudan "savunma işlevi"yle ilgili olmayan hiçbir araştırmayı fonlamasını yasaklayan 1970, 1971 ve 1973 tarihli Mansfield Değişiklikleri'ne yol açtı.[23] Bunlar birlikte DARPA'nın odağını, askerî amaçları doğrudan desteklediği görülen kriptografi ve yapay zekâ gibi teknolojilere yeniden yöneltiyordu.

Ne var ki ABD hükûmetinin dikkati kaymamış olsaydı bile, internet hızla onun yetki ve denetim alanının dışına taşıyordu. Giderek küresel bir ağ hâline geldikçe, (Dewey'nin öngördüğü gibi) bir ağ toplumunu daha geniş bir başarıya taşımak için gereken sosyo-teknik sorunlarla baş etmek üzere gerekli yatırımları yapacak açık bir kamu otoritesi yoktu. Lick'ten alıntılarsak:

Bilgisayar teknolojisinin kendi bakış açısından, ihracat… bilgisayar araştırma ve geliştirmesini besler [ama] insanlığın bakış açısından… önemli olan… hızlı değil bilgece bir… gelişme olurdu… Bilgisayarlaşmanın ve programlamanın birey ve toplum için iyi olduğu sonucuna varılabilmesi için güvenlik, mahremiyet, hazırlık, katılım ve kırılganlık gibi kritik meseleler doğru biçimde çözülmelidir… Amerika Birleşik Devletleri'nin bu meseleleri bilgece çözme yetisine tam olarak güvenmesem de, bunu yapma olasılığının başka herhangi bir ülkeden yüksek olduğunu düşünüyorum. Bu da bilgisayar teknolojisinin ihracatının insanlık için, Amerika Birleşik Devletleri'nin gerçekte nasıl bir gelecek istediğini bulup sonra onu gerçekleştirmek için gereken teknolojiyi geliştirme yönündeki güçlü bir çabası kadar iş görüp görmeyeceğinden kuşku duymama yol açıyor.

Kamu ve toplumsal kesim yatırımının gerileyen rolü, Lick ve Nelson gibi liderlerin internet için öngördüğü ve aşağıda döneceğimiz temel işlevleri/katmanları (örneğin kimlik, mahremiyet/güvenlik, varlık paylaşımı, ticaret) boş bıraktı. Hem internetin üzerinde çalışan uygulamalarda hem de WWW'de muazzam ilerlemeler gelecek olsa da, protokollere yapılan temel yatırımın büyük bölümü Lick'in yazdığı sırada tamamlanmak üzereydi. Ağların ağını tanımlamada ve yenilemede kamu ve toplumsal kesimlerin rolü kısa sürede gölgede kaldı.

Ortaya çıkan boşluğa, kişisel bilgisayarın başarısıyla dolup taşan ve Reagan ile Thatcher'ın coşturucu kutlamalarıyla şişen, giderek daha istekli özel sektör girdi. Lick'in internetin gelişimine egemen olup onu engelleyeceğinden korktuğu International Business Machines (IBM) teknolojik değişime ayak uyduramadıysa da, pek çok istekli ve yetenekli ardıl buldu. Küçük bir telekomünikasyon şirketleri grubu, NSF'nin özgürce bıraktığı internet omurgasını devraldı. Netscape ile Microsoft web tarayıcılığına egemen olmak için yarışırken, America Online ve Prodigy gibi web portalları çoğu Amerikalının web'le etkileşimine egemen oldu. İhmal edilen kimlik işlevlerini Google ve Facebook'un yükselişi doldurdu. Eksik dijital ödemeleri PayPal ve Stripe doldurdu. Baştan Galaksiler Arası Bilgisayar Ağı üzerindeki çalışmayı güdüleyen veri, hesaplama gücü ve depolama paylaşımı protokolleri yokken, bu tür paylaşımı sağlayan özel altyapılar (çoğu zaman "bulut sağlayıcıları" denen; Amazon Web Services ve Microsoft Azure gibi) uygulama geliştirmenin platformları hâline geldi.[24]

İnternet omurgası sınırlı biçimlerde iyileşmeyi sürdürüp güvenlik katmanları ve bir miktar şifreleme eklerken, Lick ile Nelson'ın vazgeçilmez gördüğü temel özellikler hiçbir zaman bütünleştirilmedi. Ağ protokolleri için kamusal mali destek büyük ölçüde kurudu; geriye kalan açık kaynak geliştirme büyük ölçüde gönüllü emeğinden ya da özel şirketlerce desteklenen emekten ibaret kaldı. Dünya İnternet Çağı'na uyanırken, kurucularının düşleri soldu.

Kalite Kontrol ve Nameraka Toplumu

İnternet başlıca Amerika Birleşik Devletleri'nde geliştirilmiş olsa da, sibernetik fikirler dünyanın başka yerlerinde kök salıyor ve epey farklı yollar boyunca evriliyordu. Bu belki hiçbir yerde Japonya'daki kadar belirgin olmadı; orada Wiener'in fikirlerinin etkisi bilgisayar ağları yoluyla değil, sınai örgütlenme ve toplum kuramı yaklaşımları yoluyla yayıldı. İnternet öncülerinin iletişimi teknolojik ağlar yoluyla yeniden biçimlendirme çabasına çarpıcı bir koşutlukla, Japon uygulayıcılar sibernetik ilkeleri üretim süreçlerini ve sonunda toplumsal örgütlenmenin kendisini yeniden biçimlendirmek için uyguluyorlardı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Japonya maddi ve psikolojik olarak yıkılmıştı. Yine de ülkenin savaş sonrası toparlanması dikkate değer bir hızla ilerledi ve Japonya 1980'lerde kendini imalatta küresel lidere dönüştürdü. Geri besleme döngüleri yoluyla yönetim ve üretim uygulamaları, "PDCA döngüsü (Planla-Uygula-Kontrol Et-Önlem Al)" ve "Kaizen" bu dönüşümde büyük rol oynadı. Bu tür ürün yönetimi uygulamaları, Wiener'in sibernetik kavramının Japonya'daki bir başka zaferidir.

Savaş sonrasının ilk döneminde Japonya, sınai malların seri üretimi için sağlam bir altyapıyı ya da yüksek nitelikli imalatı güvence altına alacak sağlam bir teknolojik çerçeveyi henüz geliştirmemişti. Ürünler çoğu zaman standart altı sayılıyordu. 1950'de Japon Bilim İnsanları ve Mühendisleri Birliği (JUSE), Amerikalı istatistikçi W. Edwards Deming'den Japonya'da bulunduğu sırada kalite kontrol (KK) üzerine bir konferans dizisi açmasını istedi.[3:1] [25] KK ve yönetim felsefesi üzerine bu dizi, çok sayıda Japon iş lideri, yönetici, mühendis ve araştırmacı üzerinde derin bir etki bıraktı. Deming, KK'nin yalnızca "kusurlu ürünleri denetimle ayıklama" sorunu olarak görülmemesi, bunun yerine üretim döngüsünün kendisinin istatistiksel olarak yönetildiği ve yinelemeli olarak iyileştirildiği bütünsel bir süreç olarak görülmesi gerektiğini vurguladı. Deming ayrıca üst yönetimi mühendisler ve işçilerle iletişim kurmaya ve onların imalat için bütünsel KK bilincini tanıyarak süreçleri iyileştiren bir örgüt kültürü inşa etmeye çağırdı. Süreç odaklı iyileştirmeye yönelik bu hamle, Japon imalatının temel işleyiş biçimini değiştirdi. 1951'de JUSE, Deming Ödülü'nü kurarak Deming'in fikirlerini sağlamlaştırdı. Ödül, KK'nin ilerlemesine dikkate değer katkılarda bulunan şirketleri ve bireyleri onurlandırıyor. Aynı sıralarda, daha sonra dünyanın en büyüklerinden biri olacak Toyota, denetim merkezli KK'den daha süreç merkezli bir yaklaşıma geçti.[26] Yıllar içinde evrilen bu uygulamalar topluca PDCA döngüsü ve Kaizen olarak anılır oldu ve sonunda Japon sanayileri genelinde yaygın kabul gördü. Bu uygulamalar, Wiener'in kendine uyarlanma için geri besleme döngüleri sibernetik kavramını gösteren başarılardan biridir.

Wiener'in sibernetik geri besleme döngüleri, 1980'lerde "karmaşık sistemler" denecek olanın da zeminini hazırladı. Stuart Kauffman ve başkalarının başlattığı karmaşık sistemler, çok sayıda ögenin — insanlar, hücreler, moleküller ya da bilgisayarlar — etkileşimlerinden doğan ve tek tek ögelerden başka türlü doğmayacak üst düzey örüntülere ve düzene (kendi kendine örgütlenme ve beliren olgular) odaklanır. Sibernetik ve karmaşık sistemler, sistemlerin nasıl dinamik biçimde değiştiği, öğrendiği ve düzeni koruyup yarattığına ilişkin ortak bir soruyu paylaşır. Sibernetiğin temeli üzerine inşa edilerek karmaşık sistemler, yapay yaşam, yapay zekâ ve internet teknolojisi dâhil alanlar doğa biliminde ve mühendislikte serpildi. İnternet 1990'larda hızla genişlerken, bu teknolojilerin toplumsal sistemleri iyileştirmek için nasıl kullanılabileceğine dair sorular doğdu. Hem karmaşık sistemler ve yapay yaşam araştırmacısı hem de bir girişimci olan Ken Suzuki, 2000'lerde 300 yıl sonra gerçekleşebilecek "Nameraka Toplumu" vizyonunu ortaya koydu. Fikirlerini daha sonra etkili Japonca kitabı "Nameraka Toplumu ve Düşmanları"nda (なめらかな社会とその敵) özetledi.[27]

"Nameraka Toplumu", insanın bilişsel sınırlarını teknoloji yoluyla aşan sistemler yaratma ve insanların tam karmaşıklıkla yaşayabildiği, daha ağ benzeri bir toplum üretme vizyonudur. Suzuki dünyayı karmaşık, ağ benzeri bir örgü olarak kavrar. Bu dünya içinde, tıpkı hücre zarları gibi iç (beden) ile dış (çevre) arasında sınırlar yaratan ve bedenin çevresini tanıması için kendine uyarlanan sistemlere yol açan sistemler belirir.

Bu zar benzeri varoluş ölçekten bağımsızdır ve evrimsel tarihimiz boyunca topluma uygulanmış, yurttaşlarından mensubiyeti katı biçimde talep eden modern uluslar gibi kurumlara yol açmıştır. Bu arada, DNA gibi az serbestlik dereceli parametreler yoluyla hücrenin kendisini denetleyen ölçekten bağımsız mekanizmalar olarak "çekirdek" benzeri varlıklar da belirir. "Çekirdek", birey düzeyinde kendini başkalarından ayıran ego olarak, toplum düzeyinde ise devlet iktidarı olarak işlev görür. Zarın ve çekirdeğin bu özellikleri evrimsel tarihimiz boyunca yinelendiği için, toplumumuz da zarlar (içerinin ve dışarının ayrılması) ve çekirdekler (güç ve otorite) olarak biçimlenir; bu da ikili karşıtlıkların çözülmesini engeller.

Onun vizyonu, teknoloji yoluyla bu zar ve çekirdek yapılarını çözmeye ve yaşamlarımızı daha ağ benzeri bir yapıya kavuşturmaya çalışır. Bir Nameraka Toplumu'nda bireyler artık birey olarak değil, "bölünebilir bireyler" (分人) olarak var olur: beyindeki sinir ağları dâhil çok sayıda hücrenin işbirliğiyle kurulan çok failli sistemler.[28] Carl Schmitt'in dost ve düşman kavramından yararlanan Suzuki, Nameraka toplumunun şiddetin pürüzsüz teknolojik yönetimi yoluyla dost ile düşman arasındaki sınırları aşması gerektiğine de işaret etti.[29] Sonuç olarak insanlar, toplumun onlardan tek bir kimlik sürdürmesini beklemesi olmaksızın aynı anda birden çok topluluğa ait olabilir.

2005 dolaylarında Suzuki ayrıca "Kurucu Toplum Sözleşmesi Kuramı" kavramını önerdi. Bu, insan ve makine tarafından okunabilir hukuk dilleri kullanılarak otomatik biçimde yürütülebilecek bir hukuk altında bir toplum yaratmayı amaçlıyordu. Bu vizyon, blokzincirle otomatik olarak yürüyen akıllı sözleşmelere dayalı toplumsal sözleşmelerin temelini kuran Ethereum'un 2014'teki icadından önce geldi. Suzuki, Dewey'nin beliren kamularının serpilebilmesi için iktidarın kaynağının kendisinin de beliren olması gerektiğine inanıyor görünüyor. Bu fikirlere dayanarak, oyların bölünmesine ve devredilmesine olanak tanıyan bölünebilir birey demokrasisi, namıdiğer "divicracy" (分人民主主義)[30] ve katkıların ve değerin yayıldığı bir para sistemi olan PICSY (Propagational Investment Currency SYstem)[31] gibi deneysel fikirler ve toplumsal sistemler de önerdi. Nameraka Toplumu'nun vizyonu ve girişimleri, 2024 Tokyo valilik seçimlerinde dijital demokrasiyi göstererek aday olan Takahiro Anno dâhil pek çok Japon sosyal bilimciyi ve mühendisi etkilemeyi sürdürüyor.[32]

Japonya'nın savaş sonrası toparlanmasından alınan görüşler — yani geri besleme döngüsü uygulamaları ve sürekli iyileştirme kültürü — sibernetiğin ilkelerini yansıtır. Suzuki'nin bu görüşleri bugünün dijital, ağa bağlı dünyasına uygulama vizyonu, "bir başka kayıp dao"yu yeniden keşfetme ve yeniden kurma projesi olarak görülebilir. Bu gelişmeler büyük ölçüde internetin evriminden ayrı ve ona koşut gerçekleşmiş olsa da, sibernetik düşünceyi gerçekleştirmeye yönelik bir başka yolu temsil ederler.

Geri dönüşler

Yine de solmuş düşler inatla sürer, gün boyu insanı dürter. Lick 1990'da yaşamını yitirdiyse de, erken internet öncülerinin çoğu zaferlerini ve trajedilerini görecek kadar yaşadı.

Ted Nelson, Keio Üniversitesi, Japonya, 1999.

Şekil 3-3-C. Ted Nelson, Keio Üniversitesi, Japonya, 1999. Kaynak: Wikipedia, CC 4.0 BY-SA altında kullanılmıştır.



Şekil C'de görülen Ted Nelson ve Xanadu Projesi'ndeki pek çok başka öncü, internete ilişkin yakınmalarını ve reform önerilerini bugüne dek taşımayı sürdürüyor. Engelbart, 2013'teki ölümüne dek "Kolektif Zekâyı yükseltme" vizyonu üzerine konuşmayı, örgütlenmeyi ve yazmayı sürdürdü. Bu etkinlikler arasında, Terrence Winograd'la (Google kurucularının doktora danışmanı) birlikte, Stanford Üniversitesi merkezli Çevrimiçi Müzakere çevresinde, aşağıda göreceğimiz gibi ⿻'nin sonraki kuşağının kilit liderlerini yetiştiren bir topluluğu desteklemek de vardı. Bu çabaların hiçbiri erken yıllarındaki doğrudan başarılara ulaşmasa da, kayıp daoyu canlandırmaya ve dile getirmeye yardım eden yeni bir ⿻ yenilikçileri kuşağı için esin kaynağı ve kimi durumda kuluçka olarak kritik roller oynadılar.

Işık düğümleri

Girişte vurguladığımız gibi teknolojinin başat itkisi onu demokrasiyle çarpışma rotasına sokan yönlerde gelişmiş olsa da, bu yeni liderler kuşağı karşıt bir örüntü oluşturdu: dağınık ama açıkça seçilebilen, birlikte, yenilenmiş bir ortak eylemle ⿻'nin bir gün teknolojiyi bütünüyle canlandırabileceği umudunu veren ışık düğümleri. Ortalama internet kullanıcısı için belki de en canlı örnek Vikipedi'dir.

Bu açık, kâr amacı gütmeyen ortak proje, başvuru ve geniş biçimde paylaşılan olgusal bilgi için önde gelen küresel kaynak hâline geldi.[33] Girişte vurguladığımız, dijital alanın büyük bölümüne sinmiş bilgi parçalanması ve çatışmasının tersine, Vikipedi geniş kabul gören bir ortak anlayış kaynağına dönüştü. Bunu, büyük ölçekli, açık, ortak öz yönetişimden yararlanarak yaptı.[34] Bu başarının pek çok yönü kendine özgüdür ve modeli doğrudan genişletme girişimleri karışık sonuçlar vermiştir; bu tür yaklaşımları daha sistemli ve yaygın kılmaya çalışmak aşağıdaki odağımızın büyük bölümünü oluşturuyor. Ama başarının ölçeği epey dikkat çekici.[35] Yakın tarihli çözümlemeler, çoğu web aramasının Vikipedi maddelerini belirgin biçimde içeren sonuçlara götürdüğünü gösteriyor. Ticari internete düzülen bunca övgüye karşın, bu tek kamusal, müzakereci, katılımcı ve kabaca uzlaşısal kaynak belki de onun en yaygın varış noktası.

Vikipedi'nin adını aldığı "Viki" kavramı, Hawaii dilinde "hızlı" anlamına gelen bir sözcükten gelir ve Ward Cunningham'ın 1995'te ilk viki yazılımı WikiWikiWeb'i yarattığında ortaya attığı bir terimdir. Cunningham, bağlantılı veri tabanlarının hızla oluşturulmasına olanak tanıyarak yukarıda vurgulanan hipermetinsel gezinme ve kapsayıcı ⿻ yönetişim web ilkelerini genişletmeyi amaçladı.[36] Vikiler yalnızca uzmanları değil bütün kullanıcıları, standart bir web tarayıcısı kullanarak sayfaları düzenlemeye ya da yeni sayfalar oluşturmaya ve bunları birbirine bağlamaya davet eder; böylece ⿻ ruhuna uygun, dinamik ve evrilen bir web manzarası yaratır.

Vikilerin kendileri kayda değer uygulamalar bulmuş olsa da, pek çok internet kullanıcısının Google Dokümanlar gibi ürünlerle ilişkilendirdiği ama kökleri açık kaynak WebSocket protokolünde olan "grup yazılımı" devrimini beslemeye yardım ederek daha da geniş bir etki bıraktılar.[37] Ortak, gerçek zamanlı bir Markdown düzenleyicisi olan HackMD, g0v topluluğu içinde toplantı tutanakları gibi belgeleri ortaklaşa düzenlemek ve açıkça paylaşmak için kullanılıyor.[38] Ortaklaşa kurulan belgeler bu ahlakı örneklerken, bu ahlak daha genel olarak çevrimiçi dünyanın ta temeline sinmiştir. Açık kaynak yazılım (AKY), bu katılımcı, ağa bağlı, ulus ötesi öz yönetişim ahlakını somutlaştırır. Büyük ölçüde Linux işletim sistemiyle temsil edilen AKY, kamusal bulut altyapılarının çoğunun altında yatar ve 100 milyondan fazla katkı sunanıyla övünen GitHub gibi platformlar aracılığıyla pek çok kişiye ulaşır; Şekil D'de görüldüğü gibi son yıllarda özellikle gelişmiş dünyada hızla büyümektedir. Bütün akıllı telefonların yüzde 70'inden fazlasını çalıştıran Android işletim sistemi, başlıca Google tarafından sürdürülmesine karşın bir AKY projesidir. Böylesi bir "akran üretimi"nin başarısı ve etkisi, standart iktisadi çözümlemenin altında yatan pek çok varsayımın geniş biçimde yeniden düşünülmesini zorunlu kıldı.[39]

Son birkaç yılda ülkelere göre açık kaynak yazılıma katkı sunan çalışma çağındaki nüfusun oranını zaman içinde gösteren gif. Oran çoğu ülkede yaklaşık yüzde 1'den 2'ye yükseliyor ve Kuzey Amerika, Avrupa, Okyanusya ile Doğu Asya'da, özellikle Tayvan'da yoğunlaşıyor.

Şekil 3-3-D. Ülkeye göre çalışma çağındaki nüfusun oranı olarak GitHub katkı sunanları. Kaynak: GitHub Innovation Graph[40], Dünya Bankası[41] ve Tayvan İçişleri Bakanlığı[42].



AKY, 1970'lerde beliren yazılım sanayisinin gizlilikçi ve ticari yönelimine tepki olarak doğdu. ARPANET'in ilk günlerindeki özgür ve açık geliştirme yaklaşımı, kamusal finansmanın çekilmesinden sonra bile küresel bir gönüllü işgücü sayesinde sürdü. Özgür olmayan yazılımın kullanıcılara dayattığı adaletsiz toplumsal sisteme karşı çıkan Richard Stallman, 1980'lerden bu yana özgür yazılım hareketine önderlik etti; GNU Genel Kamu Lisansı'nı ve kullanıcıların kaynak kodu çalıştırma, inceleme, paylaşma ve değiştirmeye ilişkin ahlaki hakkını savundu. 1998'de Açık Kaynak Girişimi, bunun pratik yönlerini AKY olarak adlandırdı; hedefi Unix'in yerine Linus Torvalds'ın önderlik ettiği açık kaynak bir alternatif olan Linux'u koymaktı.

AKY çeşitli internet ve bilişim sektörlerine yayıldı; hatta önde gelen AKY hizmet şirketi GitHub'ın şimdiki sahibi ve bu kitabın yazarlarından birinin işvereni olan Microsoft gibi eskiden düşman şirketlerden bile destek kazandı. Bu, ⿻'nin büyük ölçekte pratiğini temsil eder: paylaşılan küresel kaynakların beliren, kolektif ortak yaratımı. Topluluklar ortak ilgiler çevresinde oluşur, birbirlerinin çalışmaları üzerine özgürce inşa eder, katkıları ücretsiz çalışan bakımcılar aracılığıyla denetler ve uzlaşmaz farklılıklar durumunda projeleri koşut sürümlere "fork"lar. "git" protokolü değişikliklerin ortaklaşa izlenmesini destekler; GitHub ve GitLab gibi platformlar milyonlarca geliştiricinin katılımını kolaylaştırır. Bu kitap böyle bir işbirliğinin ürünüdür ve Microsoft ile GitHub tarafından desteklenmiştir.

Ne var ki AKY, Nadia Eghbal'ın (şimdiki adıyla Asparouhova) Working in Public kitabında incelediği gibi, kamusal finansmanın çekilmesi nedeniyle kronik mali destek eksikliği gibi zorluklarla karşı karşıya. Bakımcılar çoğu zaman ödüllendirilmiyor ve topluluğun büyümesi üzerlerindeki yükü artırıyor. Yine de bu zorluklar ele alınabilir ve AKY, iş modeli sınırlılıklarına karşın ⿻'nin desteklemeyi amaçladığı açık işbirliği ahlakının (kayıp daonun) sürüşünü örnekler. Bu yüzden AKY projeleri bu kitapta sık sık örnek olacak.

İletişim ağlarına kamusal yatırımdan uzaklaşmaya karşı bir başka karşıt tepki, yukarıda anılan Lanier'in çalışmasıyla örneklendi. Yapay zekâ öncüsü Marvin Minsky'nin öğrencisi ve eleştirmeni olan Lanier, YZ ile aynı iddiada ama insan deneyimi ve iletişimi çevresinde odaklanan bir teknolojik program geliştirmeye çalıştı. Mevcut iletişim biçimlerini, sözcükler ve resimler gibi kulaklar ve gözlerle işlenebilen simgelerle kısıtlanmış görerek, yalnızca dokunma ve propriosepsiyon (iç duyu) gibi duyularla ifade edilebilen deneyimlerin daha derin paylaşımını ve bunlara duyulan empatiyi güçlendirmeyi amaçladı. 1980'lerdeki araştırmaları ve girişimciliği yoluyla bu, "sanal gerçeklik" alanına dönüştü; o zamandan bu yana kablolu eldivenden[43] Apple'ın Vision Pro'yu piyasaya sürmesine[44] dek kullanıcı etkileşiminde sürekli bir yenilik kaynağı olan bir alan.

Ne var ki yukarıda vurguladığımız gibi Lanier, yalnızca iletişim aygıtı olarak bilgisayarın kültürel vizyonunu taşımadı; Nelson'ın, internete dönüşen şeyin boşluklarına ve kusurlarına yönelik eleştirisini de savundu. Özellikle ödemeleri, güvenli veri paylaşımını ve kökeni destekleyen temel katman protokollerinin ve AKY'ye mali desteğin eksikliğini vurguladı. Bu savunu, (takma adlı) Satoshi Nakamoto'nun 2008'de Bitcoin protokolünü icat etmesiyle birleşerek, köken ve değer konusunda ortak anlayış yaratmak için kriptografiden ve blokzincirlerden yararlanan "web3" toplulukları içinde ve çevresinde bu konularda bir çalışma dalgasına esin verdi.[45] Alandaki pek çok proje Liberteryenizmden ve aşırı finansallaşmadan etkilenmiş olsa da, internetin özgün özlemleriyle kalıcı bağ, özellikle (en büyük akıllı sözleşme platformu Ethereum'u kuran) Vitalik Buterin'in önderliğinde, aşağıda inceleyeceğimiz gibi bugün ⿻ için merkezî esin kaynakları olan GitCoin ve merkezî olmayan kimlik gibi bir dizi projeye esin verdi.

Bu konulardaki diğer öncüler, köken ve değerden çok iletişim ve ortaklık katmanlarına odaklandı. Çalışmalarına "Merkezî Olmayan Web" ya da "Fediverse" adını vererek, Christine Lemmer-Webber'ın ActivityPub'ı gibi, Mastodon'dan Twitter'ın artık bağımsız ve kâr amacı gütmeyen BlueSky girişimine uzanan, ana akım sosyal medyaya ticari olmayan, topluluk temelli alternatiflerin temeli hâline gelen protokoller kurdular. Bu alan ayrıca, kimliği ve mahremiyeti toplumsal ve topluluksal ilişkiler temelinde yeniden hayal etmeye yönelik en yaratıcı fikirlerin pek çoğunu üretti.

Son olarak ve belki de ⿻'ye giden kendi yollarımıza en yakın olanı, hükûmetlerin ve demokratik sivil toplumun dijital katılımını güçlendirerek erken internetin kamusal ve çok kesimli ruhunu ve ideallerini canlandırma hareketleri oldu. Bu "GovTech" ve "Civic Tech" hareketleri, hükûmet hizmetlerinin sunumunu iyileştirmek ve kamuyu sürece daha çeşitli biçimlerde katmak için AKY tarzı geliştirme uygulamalarından yararlandı. ABD'deki liderler arasında GovTech öncüsü Code for America'nın kurucusu Jennifer Pahlka ve The GovLab'ın kurucusu Beth Simone Noveck yer alıyor.[46] Japonya'nın Civic Tech hareketinin liderlerinden Hal Seki, 2011'deki Büyük Doğu Japonya Depremi'nden sonra geliştirilen bir veri toplama ve görselleştirme platformu olan sinsai.info'nun kurulmasına önderlik etti ve daha sonra Code for Japan'ı kurdu.

Özellikle Noveck, ⿻'nin erken gelişimi ile geleceği arasında güçlü bir köprüdür; yukarıda anılan Çevrimiçi Müzakere atölyelerinin arkasındaki itici güçlerden biri olmuş ve bu hedeflere hizmet edecek yazılımlara yönelik en erken girişimlerden biri olan, vTaiwan'ın çalışmalarına ve dahasına esin vermeye yardım eden Unchat'i geliştirmiştir.[47] Daha sonra ABD Patent ve Marka Ofisi'ndeki çalışmasında ve ardından ABD Baş Teknoloji Sorumlusu Yardımcısı olarak, yukarıda vurguladığımız g0v hareketinin çekirdeğini oluşturan şeffaf ve kapsayıcı uygulamaların pek çoğuna öncülük etti.[48] Noveck yalnızca g0v için değil, dünya genelindeki bir dizi iddialı yurttaş teknolojisi projesi için de kritik bir mentordu: Juliana Rotich ve çalışma arkadaşlarının kurduğu Kenya kolektif kriz raporlama platformu Ushahidi'den, Francesca Bria ve çalışma arkadaşlarının kurduğu Decidim ile İspanya'da g0v'a koşut "Indignado" hareketinden doğan ve birimizin yönetim kurulunda yer aldığı CONSUL gibi çeşitli Avrupa katılımcı siyasa yapım platformlarına dek. Ne var ki bu önemli etkilere karşın, bu ortamların çeşitli özellikleri, bu örneklerin g0v'un Tayvan'da yarattığı sistemik, ulusal ve dolayısıyla kolayca izlenebilir makro düzey etkileri yaratmasını zorlaştırdı.

Elbette başka ülkeler de ⿻'nin çeşitli ögelerinde öne çıktı. Estonya belki de önde gelen örnektir ve Tayvan'la Georgecilik ile arazi vergilerinin güçlü bir tarihini paylaşır; çoğu zaman dünyanın en dijitalleşmiş demokratik hükûmeti olarak anılır ve 1990'ların sonunda başlayarak neredeyse başka her ülkeden önce dijital demokrasinin öncülüğünü yapmıştır.[49] Finlandiya, komşusunun başarısı üzerine inşa edip onu ölçeklendirdi; dijital kapsayıcılığı topluma, eğitim sistemine ve ekonomiye Estonya'dan daha derinlemesine yaydı ve dijitalleşmiş demokratik katılımın ögelerini de benimsedi. Singapur, yeryüzündeki en iddialı Georgeci tarzda siyasalara sahiptir ve başka herhangi bir ülkeden daha yaratıcı ⿻ iktisadi mekanizmalardan ve temel protokollerden yararlanır. Güney Kore hem dijital hizmetlere hem dijital yetkinlik eğitimine kapsamlı yatırım yaptı. Yeni Zelanda internet temelli oylamanın öncülüğünü yaptı ve kamu hizmeti kapsayıcılığını iyileştirmek için sivil toplumdan yararlandı. İzlanda, demokratik katılımı genişletmek için dijital araçlardan başka herhangi bir ülkeden daha kapsamlı yararlandı. Kenya, Brezilya ve özellikle Hindistan kalkınma için dijital altyapının öncülüğünü yaptı. İzleyen bölümlerde bu örneklerin pek çoğuna geri döneceğiz.

Yine de bunların hiçbiri, sosyo-teknik örgütlenmeye ⿻ yaklaşımların Tayvan'ın kesimler genelinde kurumsallaştırdığı genişliğini ve derinliğini kurumsallaştırmadı. Bu yüzden bu örnekleri, ⿻ ulus, kültür ve kesim ayrımlarını köprülemek üzere ölçeklenebilse ve küresel dijital toplumun hem altyapısal temelini hem misyonunu oluştursa dünya için ne anlama gelebileceğine ilişkin hayal gücünü üzerine kuracağımız geniş ulusal örnekler olarak almak daha zordur. O çıpa niteliğindeki örnekle ve bu diğer örneklerden gelen ek umutla, şimdi ⿻ bir küresel geleceğin barındırdığı fırsatı daha derinlemesine resmetmeye dönüyoruz.


  1. J.C.R. Licklider, "Computers and Government" in Michael L. Dertouzos and Joel Moses eds., The Computer Age: A Twenty-Year View (Cambridge, MA: MIT Press, 1980) ↩︎

  2. Fred Turner, The Democratic Surround: Multimedia and American Liberalism from World War II to the Psychedelic Sixties (Chicago: University of Chicago Press, 2013). ↩︎

  3. Deming, İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Wiener, Turing, von Neumann ve başkalarıyla birlikte Teleolojik Cemiyet'in üyesiydi. Cemiyet, sibernetiğin dünya çapındaki zemininin öncülüydü. Deming'in Wiener'in sibernetiğinden doğrudan etkilenip etkilenmediği kesin değildir, ama toplam kalite yönetimine ilişkin sistem tasarımı sibernetik bir örgütlenme olarak kabul edilmiştir. Jenkinson, A. “Management,” Cybernetics Society., Dec 22, 2024. https://cybsoc.org/?page_id=1489 ↩︎ ↩︎

  4. Dan Davies, The Unaccountability Machine: Why Big Systems Make Terrible Decisions - and How The World Lost its Mind (London: Profile Books, 2024). ↩︎

  5. M. Mitchell Waldrop, The Dream Machine (New York: Penguin, 2002). ↩︎

  6. Katie Hafner and Matthew Lyon, Where the Wizards Stay up Late: The Origins of the Internet (New York: Simon & Schuster, 1998). ↩︎

  7. Dickson, Paul. “Sputnik’s Impact on America.” NOVA | PBS, November 6, 2007. https://www.pbs.org/wgbh/nova/article/sputnik-impact-on-america/. ↩︎

  8. J. C. R. Licklider. “Man-Computer Symbiosis,” March 1960. https://groups.csail.mit.edu/medg/people/psz/Licklider.html. ↩︎

  9. “Douglas Engelbart Issues ‘Augmenting Human Intellect: A Conceptual Framework’ : History of Information,” October 1962. https://www.historyofinformation.com/detail.php?id=801. ↩︎

  10. J.C.R. Licklider, "Memorandum For: Members and Affiliates of the Intergalactic Computer Network", 1963 available at https://worrydream.com/refs/Licklider_1963_-_Members_and_Affiliates_of_the_Intergalactic_Computer_Network.pdf. ↩︎

  11. Engelbart, Christina. “Firsts: The Demo - Doug Engelbart Institute.” Doug Engelbart Institute, n.d. https://dougengelbart.org/content/view/209/. ↩︎

  12. https://www.usnews.com/best-colleges/rankings/computer-science-overall ↩︎

  13. J.C.R. Licklider and Robert Taylor, "The Computer as a Communication Device" Science and Technology 76, no. 2 (1967): 1-3. ↩︎

  14. Michael A. Hiltzik, Dealers of Lightning: Xerox PARC and the Dawn of the Computer Age (New York: Harper Business, 2000). ↩︎

  15. Paul Baran, "On Distributed Communications Networks," IEEE Transactions on Communications Systems 12, no. 1 (1964): 1-9. ↩︎

  16. Theodor Holm Nelson, Literary Machines (Self-published, 1981), available at https://cs.brown.edu/people/nmeyrowi/LiteraryMachinesChapter2.pdf ↩︎

  17. Edward Packard'ın 1976 tarihli kavramına dayanan etkileşimli oyun kitapları olan "Choose Your Own Adventure", Bantam Books çatısı altında 80'lerde ve 90'larda popülerliğinin doruğuna ulaştı ve 250 milyondan fazla sattı. Bilgisayar oyunlarının rekabeti nedeniyle 90'larda geriledi. ↩︎

  18. Mailland and Driscoll, op. cit. ↩︎

  19. World Bank, "World Development Indicators" December 20, 2023 at https://datacatalog.worldbank.org/search/dataset/0037712/World-Development-Indicators. ↩︎

  20. Licklider and Taylor, op. cit. ↩︎

  21. Licklider, "Computers and Government", op. cit. ↩︎

  22. Jaron Lanier, You Are Not a Gadget: A Manifesto (New York: Vintage, 2011) and Who Owns the Future? (New York: Simon & Schuster, 2014). ↩︎

  23. Phil Williams, "Whatever Happened to the Mansfield Amendment?" Survival: Global Politics and Strategy 18, no. 4 (1976): 146-153 and "The Mansfield Amendment of 1971" in The Senate and US Troops in Europe (London, Palgrave Macmillan: 1985): pp. 169-204. ↩︎

  24. Ben Tarnoff, Internet for the People: The Fight for Our Digital Future (New York: Verso, 2022). ↩︎

  25. JUSE. “How was the Deming Prize Established,” Dec 22, 2024. https://www.juse.or.jp/deming_en/award/ ↩︎

  26. Toyota KK'yi 1950'lerin başında benimsedi ve 1965'te Deming Ödülü'nü kazandı. Toyota Motor Corporation. "Changes and Innovations - Total Quality Management (TQM)," 75 Years of TOYOTA., Dec 22, 2024. https://www.toyota-global.com/company/history_of_toyota/75years/data/management/tqm/changes.html ↩︎

  27. Ken Suzuki, "The Nameraka Society and Its Enemies" (なめらかな社会とその敵), (Keiso Shobo publishing, 2013). ↩︎

  28. ジンメルの交差的(非)個人との共通性もみられる。ジンメルが社会的関係性からdividualを見たのに加えたが、鈴木はより生物学的視点から考察を試みたドゥルーズの”dividual”から着想している。 Gilles Deleuze, “Pourparlers” (Paris: les Editions de Minui, 1990) ↩︎

  29. Carl Schmitt, Der Begriff des Politischen (Berlin: Duncker & Humbolt, 1932) ↩︎

  30. Bölünebilir birey demokrasisi, kişinin oyunu başkalarına devretmesine ve oyunu birden çok siyasal konuya bölmesine olanak tanır. Bölünebilir birey demokrasisine 5-6 oylama - ⿻ Oylama bölümünün yarın dipnotunda döneceğiz. ↩︎

  31. PICSY (Propagational Investment Currency SYstem) bir tür para sistemidir. PICSY'ye 5-7 sosyal piyasalar - Sosyal piyasaların sınırları dipnotunda döneceğiz. ↩︎

  32. Onun 2024 Tokyo valilik seçimlerindeki ayrıntılı kampanyasına 5-4 genişletilmiş müzakere bölümünde döneceğiz. ↩︎

  33. Nitekim araştırmacılar, dünya genelindeki kullanıcıların harcadığı zaman açısından okuma örüntülerini incelemiştir. Nathan TeBlunthuis, Tilman Bayer, and Olga Vasileva, “Dwelling on Wikipedia,” Proceedings of the 15th International Symposium on Open Collaboration, August 20, 2019, https://doi.org/10.1145/3306446.3340829, (pp. 1-14). ↩︎

  34. Sohyeon Hwang, and Aaron Shaw. “Rules and Rule-Making in the Five Largest Wikipedias.” Proceedings of the International AAAI Conference on Web and Social Media 16 (May 31, 2022): 347–57, https://doi.org/10.1609/icwsm.v16i1.19297 çalışması, 20 yıllık iz verisi kullanarak Vikipedi'de kural koymayı incelemiştir. ↩︎

  35. Bir deneyde McMahon ve çalışma arkadaşları, Vikipedi bağlantıları içeren bir arama motorunun göreli tıklanma oranını (kilit bir arama ölçütü), Vikipedi bağlantıları içermeyen bir arama motoruna kıyasla yüzde 80 artırdığını buldu. Connor McMahon, Isaac Johnson, and Brent Hecht, “The Substantial Interdependence of Wikipedia and Google: A Case Study on the Relationship between Peer Production Communities and Information Technologies,” Proceedings of the International AAAI Conference on Web and Social Media 11, no. 1 (May 3, 2017): 142–51, https://doi.org/10.1609/icwsm.v11i1.14883. Bu çalışmadan güdülenen bir denetim çalışması, "yaygın" ve "trend" sorgular için bütün arama sonuç sayfalarının kabaca yüzde 70 ila 80'inde Vikipedi'nin göründüğünü buldu. Nicholas Vincent, and Brent Hecht, “A Deeper Investigation of the Importance of Wikipedia Links to Search Engine Results,” Proceedings of the ACM on Human-Computer Interaction 5, no. CSCW1 (April 13, 2021): 1–15, https://doi.org/10.1145/3449078. ↩︎

  36. Bo Leuf and Ward Cunningham, The Wiki Way: Quick Collaboration on the Web (Boston: Addison-Wesley, 2001). ↩︎

  37. "Grup yazılımı" (groupware) terimi 1978'de Peter ve Trudy Johnson-Lenz tarafından ortaya atıldı; ilk ticari ürünler 1990'larda, uzaktan grup işbirliğini olanaklı kılan Lotus Notes gibi ürünlerle belirdi. 2005'te başlatılan Writely'den doğan Google Dokümanlar, ortak gerçek zamanlı düzenleme kavramını geniş biçimde yaygınlaştırdı. ↩︎

  38. Gerçek zamanlı düzenleyiciyle viki sisteminin birleşimi olan Scrapbox, bu kitabın Japonca forumu tarafından kullanılıyor. Forum ziyaretçileri taslakları okuyabilir ve gerçek zamanlı olarak sorular, açıklamalar ya da ilgili konulara bağlantılar ekleyebilir. Bu etkileşimli ortam, katılımcıların soru yazabildiği, sözlü tartışmalara girebildiği ya da bu tartışmaların tutanağını tutabildiği kitap okuma etkinlikleri gibi faaliyetleri destekler. Ağ yapısını korurken anahtar sözcükleri yeniden adlandırma özelliği, terminolojideki çeşitlemelerin birleştirilmesine yardım eder ve iyi çeviriyi bulmak için bir süreç sağlar. Daha çok insan okudukça, sonraki okurların anlamasına yardım edecek bir bilgi ağı beslenir. ↩︎

  39. Yochai Benkler, “Coase’s Penguin, Or, Linux and the Nature of the Firm,” n.d. http://www.benkler.org/CoasesPenguin.PDF. ↩︎

  40. GitHub Innovation graph at https://github.com/github/innovationgraph/ ↩︎

  41. World Bank, "Population ages 15-64, total" at https://data.worldbank.org/indicator/SP.POP.1564.TO. ↩︎

  42. Department of Household Registration, Ministry of the Interior, "Household Registration Statistics in January 2024" at https://www.ris.gov.tw/app/en/2121?sn=24038775. ↩︎

  43. Kablolu eldiven, eldiven biçiminde bir girdi aygıtıdır. Kullanıcıların jestler ve hareketler yoluyla dijital ortamlarla etkileşmesini sağlar; fiziksel el eylemlerini dijital tepkilere çevirir. Jaron Lanier, Dawn of the New Everything: Encounters with Reality and Virtual Reality (New York: Henry Holt and Co., 2017). ↩︎

  44. Vision Pro, Apple'ın 2024'te piyasaya sürdüğü bir başa takılan ekrandır. Bu aygıt, yüksek çözünürlüklü ekranları, kullanıcının hareketlerini, el eylemlerini ve çevreyi izleyebilen sensörlerle bütünleştirerek sürükleyici bir karma gerçeklik deneyimi sunar. ↩︎

  45. Satoshi Nakamoto, "Bitcoin: A Peer-to-Peer Electronic Cash System" at https://assets.pubpub.org/d8wct41f/31611263538139.pdf. ↩︎

  46. Jennifer Pahlka, Recoding America: Why Government is Failing in the Digital Age and How We Can Do Better (New York: Macmillan, 2023). Beth Simone Noveck, Wiki Government: How Technology Can Make Government Better, Democracy Stronger, and Citizens More Powerful (New York: Brookings Institution Press, 2010). ↩︎

  47. Beth Noveck, “Designing Deliberative Democracy in Cyberspace: The Role of the Cyber-Lawyer,” New York Law School, n.d. https://digitalcommons.nyls.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=1580&context=fac_articles_chapters; Beth Noveck, “A Democracy of Groups,” First Monday 10, no. 11 (November 7, 2005), https://doi.org/10.5210/fm.v10i11.1289. ↩︎

  48. Beth Simone Noveck, Wiki Government op. cit.; Vivek Kundra, and Beth Noveck, “Open Government Initiative,” Internet Archive, June 3, 2009, https://web.archive.org/web/20090603192345/http://www.whitehouse.gov/open/. ↩︎

  49. Gary Anthes, "Estonia: a Model for e-Government" Communications of the ACM 58, no. 6 (2015): 18-20. ↩︎