İşbirliğine Dayalı Teknoloji ve Demokrasi

Bölümü dinle

Bu kitap ⿻'yi betimlemenin yanı sıra iş başında göstermek için yaratıldı: anlatmakla kalmayıp göstermek için. Bu nedenle bu kısımda betimlediğimiz araçların pek çoğu kullanılarak oluşturuldu. Metin, açık kaynak kodcularının yazılımlarının sürümlerini denetlemek için kullandığı Git protokolü ile depolandı ve güncellendi. Metin Creative Commons 0 lisansı altında özgürce paylaşılıyor; bu, buradaki hiçbir içerik üzerinde onu yaratan topluluğa hak saklı tutulmadığı ve serbestçe yeniden kullanılabileceği anlamına geliyor. Bu satırlar yazılırken, yukarıdaki katkı sunanlar bölümünde vurgulandığı gibi her kıtadan onlarca farklı uzman ve yurttaş yazıma katkıda bulundu; Yaratıcı İşbirlikleri bölümünde betimlediğimiz uygulamaları somutlaştırarak, fiziksel yayının ardından metnin evrimini sürdürmesine daha pek çok kişinin katkıda bulunmasını umuyoruz.

Çalışma, aşağıda Sosyal Piyasalar bölümünde betimlediğimiz bir "kitlesel fonlama" yaklaşımıyla kolektif olarak önceliklendirildi ve ödüller belirlendi. Gelecekteki evrimde metindeki değişiklikler, aşağıda ⿻ Oylama bölümünde betimlenen ileri oylama usullerinin ve tahmin piyasalarının bir karışımı kullanılarak topluluk tarafından kolektif olarak onaylanacak. Katkı sunanlar, yukarıdaki Kimlik ve Kişilik ve Ticaret ve Güven bölümlerinde betimlediğimiz gibi bir topluluk para birimi ve grup kimlik jetonlarıyla tanındı; bu da kitap için bekleyen konuların oylanmasında ve önceliklendirilmesinde kullanıldı. Bu öncelikler de, katkıları bu sorunları ele alanların aldığı niceliksel tanınmayı belirledi; bu yaklaşımı başkalarıyla birlikte "⿻ Yönetim Protokolü" olarak betimledik.[1] Bütün bunlar, finansal teşviklerden çok açık kaynak katılımına dayanan açık kaynak bir protokol olan GitRules aracılığıyla dağıtık bir deftere kaydedildi. Tartışmalı konular, aşağıda Genişletilmiş Müzakere bölümünde tartıştığımız araçlarla çözüldü. Kitap, Uyarlanabilir Yönetim bölümümüzde tartıştığımız diller arası ve altkültürler arası çeviri araçlarının pek çoğuyla güçlendirilmiş topluluk tarafından çevrildi ve son okuması yapıldı.

Yayın süreci boyunca kitabın finansal ihtiyaçlarını karşılamak için Sosyal Piyasalar bölümünde betimlediğimiz araçlardan birkaçını kullandık. Kitaptaki fikirleri dünya genelindeki kitlelerle iletmek ve keşfetmek için Sürükleyici Paylaşılan Gerçeklik bölümündeki teknolojilerden yararlanmayı umuyoruz.

Bütün bu nedenlerle, bu kitabı okurken hem fikirleri öğreniyor ve onları kendi değerleriyle değerlendiriyorsunuz hem de aynı anda bunların uygulamaya konduğunda neler yaratabileceğini deneyimliyorsunuz. Bu içerikten, özellikle eleştirel biçimde esinlendiyseniz, bir git çekme isteği (pull request) göndererek ya da topluluğun parçası olmak üzere pek çok katkı sunandan birine ulaşarak bu belgenin ve bütün çevirilerinin canlı ve toplulukça yönetilen devamlarına katkıda bulunmaya sizi teşvik ediyoruz. Bu çalışmaya yönelik olabildiğince çok eleştirinin açık kaynak mottosu "o hâlde düzelt!"ten esinlenmesini umuyoruz.


Bir insan hakları işletim sistemi temel olsa da, sistemin çoğu insan için anlamı, onun üzerine kurulanlardır. İnsan haklarının anakayası üzerinde liberal demokratik toplumlar açık toplumları, demokrasileri ve refah kapitalizmini çalıştırır. İşletim sistemlerinin üzerinde müşteriler üretkenlik araçları, oyunlar ve internet temelli çeşitli iletişim ortamları çalıştırır. Bu bölümde, bir önceki kısmın ⿻ toplumsal protokollerinin temeli üzerine kurulabilecek işbirliği teknolojilerini göstereceğiz.

Kitabın bu kısmına "demokrasi" adını vermiş olsak da, betimlemeyi planladığımız şey, demokrasinin ulusların bir yönetişim sistemi olarak pek çok geleneksel betimlemesinin çok ötesine geçiyor. Bunun yerine, temel toplumsal protokollerin üzerine ⿻ inşa etmek için, uygulamaların işbirliğini ve ortaklaşmayı, yani birkaç varlığın (insanlar ya da grupların) ortak bir hedefe doğru birlikte çalışmasını kolaylaştırabileceği yolların tamamını keşfetmeliyiz. Yine de bu ifadeler bile kritik bir şeyi kaçırıyor: birlikte çalışmanın, parçaların ayrı ayrı yaratabileceğinin toplamından büyük bir şey yaratma gücüne odaklanıyoruz.

Matematiksel olarak bu fikir "süpermodülerlik" diye bilinir ve Aristoteles'e atfedilen "bütün parçaların toplamından büyüktür" klasik fikrini yakalar.[2] Süpermodülerliğin niceliksel uygulamasının erken bir örneği, bildiğimiz kadarıyla ilk kapsamlı betimlemesini 1817'de İngiliz iktisatçı David Ricardo'nun sunduğu "karşılaştırmalı üstünlük" fikridir.[3] "Karşılaştırmalı üstünlük" kabaca şunu söyler: bir başka ortak her şeyi daha verimli üretebilse bile, bütün ticaret ortakları en verimli ürünlerini üretmekte uzmanlaştığında genel refah enbüyüklenir. Karşılaştırmalı üstünlük, piyasa mekanizmasıyla gerçekleştirilebilecek, çeşitlilikten gelen güvenceli kazançlar olduğunu söyleyen bir "iktisadi yasa" olarak anlaşılır. Bu fikir neoliberal iktisatta son derece etkili olmuştur (bkz. Sosyal Piyasalar); gerçi sonraki yinelemeler Ricardocu sürümden daha gelişmiştir ve ticaretten gelen kazançların yararlarını takdir etmek için basitleştirici "serbest ticaret" sonuçlarını kabul etmek gerekmez. Dahası, çeşitliliğe yaptığımız vurgu göz önüne alındığında, burada "kazanç"la kastettiğimiz şey bağlama özgüdür ve basitleştirici biçimde iktisadi olmak zorunda değildir; bunun yerine bir araya gelen bireylerin ve toplulukların normları ve değerlerince tanımlanacaktır. Dahası odağımız insanlar ya da grupların kendisinden çok, onların içinden geçen ve onları ayıran dokudur: toplumsal farklılık. Böylece kitabın bu kısmında betimleyeceğimiz şey en kesin ifadeyle, teknolojinin toplumsal farklılık boyunca süpermodülerliği ya da daha gündelik bir deyişle "çeşitlilik boyunca işbirliğini" nasıl güçlendirebileceğidir.

Kitabın bu kısmının geri kalanının çerçevesini çizen bu bölüm, çeşitlilik boyunca işbirliğinin neden bu kadar temel ve iddialı bir hedef olduğunu vurgulayacak. Ardından işbirliğinin derinliği ile genişliği arasındaki ödünleşime dayanarak bunun izlenebileceği bir alanlar yelpazesi tanımlayacağız. Sonra, erken eniyileme ile kaotik deneycilik tehlikeleri arasında yol alan bir tasarım çerçevesini vurgulayacağız. Ne var ki çeşitlilik boyunca işbirliğinin olanaklarından yararlanmak, gelecekteki işbirliği için mevcut çeşitliliği azaltma riskini de barındırır. Buna karşı korunmak için çeşitliliği yenilemenin zorunluluğunu tartışacağız. Bölümü, bu kısımdaki izleyen her bölümde uygulanan yapıyı betimleyerek tamamlayacağız.

Çeşitlilik boyunca işbirliği: vaat ve zorluklar

Çeşitlilik boyunca işbirliğine neden bu kadar odaklanıyoruz? Bunu anlamanın basit bir yolu enerji sistemleriyle benzetme kurmaktır. Sanayicilikten önce, güçlü termodinamik etkilerle (yerdeki petrol yangınları gibi) ender karşılaşmalar korkuyla ve bu yangınları bastırma çabalarıyla karşılanırdı. Ne var ki fosil yakıtların sanayide kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, bu patlamaları bir maden arayıcısının gözüyle karşılamak, bu patlamalara yol açan potansiyel enerjiden üretken biçimde yararlanmayı aramak daha yaygın hâle geldi. Çatışmanın kuşattığı bir dünyada, tıpkı açılışta anlattığımız Tayvan örneğinde olduğu gibi, bu çatışmaları süren potansiyel enerjiyi yararlı işe dönüştüren motorlar kurmayı öğrenmeliyiz. ⿻ çağı, sanayi çağının fosil yakıtlar ve nükleer çağın atom enerjisi için yaptığı gibi toplumsal ve bilgisel potansiyel enerjiden yararlanmayı öğrenmelidir.[4] Böyle bir çağ, Matta 20:16'nın kehanetini gerçekleştirebilir: "Böylece sonuncular birinci, birinciler de sonuncu olacak"; çünkü yeryüzünün en çeşitli ve çatışmayla en çok kavrulan yerleri (özellikle Afrika), tartışmasız biçimde gezegendeki her yerden daha fazla potansiyel enerji barındırıyor.

Belirli bir anlamda yeni olsa da, bu aynı zamanda bütün insan fikirlerinin en eskilerinden ve evrensel olarak en çok yankı bulanlarından biridir. Bütün yaşam hayatta kalmaya ve üremeye bağlıdır ve farklılık boyunca işbirliği her ikisi için de kritiktir: ölümcül çatışmadan kaçınmak, ama aynı zamanda özellikle akraba evliliğinden kaçınılacaksa benzemeyenlerin bir araya gelmesini gerektiren üreme. Dünya genelinde ve tarih boyunca dinlerin belki de en evrensel özelliği, farklılık boyunca barışa ve işbirliğine ulaşanları yüceltmeleri olmuştur.

Ne var ki daha pratik ve niceliksel bir yönelimi olanlar için, belki de en ikna edici kanıt gövdelerinden biri, iktisatçı Oded Galor'un Journey of Humanity'sinde yaygınlaştırdığı bulgudur.[5] Quamrul Ashraf'la birlikte uzun vadeli karşılaştırmalı iktisadi kalkınmayı haritalayan çalışması üzerine inşa ederek, iktisadi büyümenin belki de en sağlam ve en temel itici gücünün, toplumların toplumsal çeşitliliğin olanaklarından üretken ve işbirliğine dayalı biçimde yararlanma yetisi olduğunu savunuyor.[6]

Galor ve çalışma arkadaşları "çeşitlilik" için Afrika'dan (yukarıda belirtildiği gibi çeşitliliğin azami olduğu yer) göç mesafesini vekil ölçüt olarak kullansalar da, o zamandan bu yana çeşitliliğin geniş bir biçimler yelpazesi aldığını ve geniş bir ayrışan sonuçlar yelpazesine yol açtığını savundular.[7] Bugün "çeşitlilik" sözcüğü pek çok bağlamda, bugün dünyada kültürel olarak özellikle baskın olan ABD gibi toplumlarda baskının tarihsel olarak örgütlendiği bazı boyutları belirtmek için kullanılıyor. Ne var ki böyle bir tanım, dünyamızı tanımlayan çeşitlilik biçimlerinin muazzam çeşitliliğine göre basitleştiricidir:

  • Din ve dindarlık: Sekülarizm, agnostisizm ve ateizm biçimleri dâhil çeşitli dinî pratikler, dünya genelinde çoğu insanın metafizik, epistemolojik ve etik bakış açısının merkezindedir.
  • Yetki alanı: İnsanlar ulus devletler, iller, kentler vb. dâhil çeşitli yetki alanlarının yurttaşıdır.
  • Coğrafi tür: İnsanlar farklı türde coğrafi bölgelerde yaşar: kırsala karşı kentsel, kozmopolite karşı daha geleneksel kentler, farklı hava örüntüleri, coğrafi özelliklere yakınlık vb.
  • Meslek: Çoğu insan yaşamının büyük bölümünü çalışarak geçirir ve kimliğinin önemli parçalarını bir meslek, zanaat ya da uğraşla tanımlar.
  • Örgütler: İnsanlar işverenleri, yurttaş dernekleri, meslek grupları, spor kulüpleri, çevrimiçi ilgi grupları vb. dâhil çeşitli örgütlerin üyesidir.
  • Etno-dilbilim: İnsanlar çeşitli diller konuşur ve bu dilsel öbeklerle ya da bu tür dilsel bağların tarihleriyle ilişkili "etnik" gruplarla kendilerini özdeşleştirir ve/veya başkalarınca özdeşleştirilir; bunlar tarihsel dilbilimcilerce kabaca filogenilere göre düzenlenir.
  • Irk, kast ve kabile: Pek çok toplumda, özellikle bu özelliklere dayalı ağır çatışma ve baskı mirasları göz önüne alındığında, kolektif öz algıyı ve toplumsal algıyı kısmen biçimlendiren gerçek ya da algılanan genetik ve ailevi kökenlere dayalı kültürel öbekler bulunur.
  • İdeoloji: İnsanlar, örtük ya da açık biçimde, kendileri de toplumsal bağlama göre büyük ölçüde değişen şemalara göre düzenlenmiş çeşitli siyasal ve toplumsal ideolojileri benimser (örneğin bazı bağlamlarda "sol" ve "sağ" kilit boyutlarken, başkalarında dinî ya da ulusal köken ayrımları daha önemli olabilir).
  • Eğitim: İnsanların çeşitli türde ve düzeyde eğitim başarısı vardır.
  • Epistemoloji/alan: Farklı eğitim alanları düşünceyi yapılandırır. Örneğin beşerî bilimciler ile doğa bilimciler bilgiye tipik olarak farklı yaklaşır.
  • Toplumsal cinsiyet ve cinsellik: İnsanlar üreme işleviyle ilişkili fiziksel özelliklerde, bunlarla ilişkili toplumsal algı ve öz algıda ve bunlara bağlı mahrem ilişki örüntülerinde farklılaşır.
  • Yetenekler: İnsanlar doğal ve edinilmiş fiziksel yetilerinde, zekâlarında ve zorluklarında büyük ölçüde farklılaşır.
  • Kuşak: İnsanlar yaş ve yaşam deneyimlerine göre farklılaşır.
  • Tür: Yukarıdakilerin neredeyse tamamı yalnızca insanlardan söz ettiğimizi varsaydı; ama tartışacağımız teknolojilerin bazıları, insanlar ile diğer yaşam biçimleri, hatta biyolojik olmayan doğal ya da manevi dünyalar arasında iletişimi ve işbirliğini kolaylaştırmak için kullanılabilir; bunlar açıkça hem kendi içlerinde hem insan yaşamından zengin biçimde çeşitlidir.

Dahası, yukarıda defalarca vurguladığımız gibi, tıpkı DNA'nın dört baz çiftinden oluşan basit yapı taşlarının yaşamın çok katlı çeşitliliğini doğurması gibi, insan kimlikleri de bu çeşitlilik biçimlerinin salt birikimiyle değil, bileşimleri ve kesişimleriyle tanımlanır.

Yine de tarih bize bir şey öğretiyorsa, o da bütün olanaklarına karşın çeşitlilik boyunca işbirliğinin zorlu olduğudur. Toplumsal farklılıklar tipik olarak hedeflerde, inançlarda, değerlerde, dayanışmalarda/bağlılıklarda ve kültürde/paradigmada ayrışmalar yaratır. Yalnızca inanç ve hedeflerdeki basit farklılıkların üstesinden gelmek en kolayıdır; bilgi paylaşarak ya da anlaşmazlıkta anlaşarak inançlardaki pek çok fark köprülenebilir ve nesnel koşulların ortak anlaşılmasıyla hedeflerde uzlaşmalar epey dolaysızdır. Değerler daha zordur; çünkü her iki tarafın da üzerinde uzlaşmaya ve hoşgörmeye isteksiz olacağı şeyleri içerirler.

Ama köprülenmesi en zor farklılıklar tipik olarak özdeşleşme (dayanışma/bağlılık) ve anlamlandırma (kültür) sistemleriyle ilgili olanlardır. Dayanışma ve bağlılık, kişinin kendini müttefik hissettiği ya da bir "kader ortaklığı" ve çıkar paylaştığı ötekilerle, kişinin kim ve ne olduğunu tanımladığı gruplarla ilgilidir. Kültürler, başka türlü keyfî olan simgelere önem atfetmemizi sağlayan anlamlandırma sistemleridir. Diller en basit örnektir, ama her türden eylem ve davranış kültürel bağlamlara göre farklı anlam taşır.[8]

Dayanışma ve kültür bu kadar zorludur; çünkü bilgi ya da hedeflere ilişkin belirli anlaşmaların değil, iletişimin, karşılıklı anlayışın ve bir başkasını böyle bir alışverişe yetkin ve layık bir ortak olarak görme yetisinin önünde dururlar. Soyut bir anlamda inançlar ve değerlerle ilişkili olsalar da, dayanışmalar ve kültür pratikte insan gelişiminde bunlardan önce gelir: ailemizin ve bizi koruyacakların farkına varır ve iletişim kurmayı, bilinçli olarak herhangi bir görüşe sahip olmadan ya da herhangi bir hedefe yönelmeden çok önce öğreniriz. Bu kadar temel oldukları için güvenli biçimde ayarlanması ya da değiştirilmesi en zor olanlardır; yeniden biçimlenmeleri genellikle paylaşılan, yaşamı biçimlendiren deneyimler ya da güçlü bir mahremiyet gerektirir.

Farklılığın üstesinden gelmenin zorluğunun ötesinde, bunun önemli bir tehlikesi de var. İşbirliği için farklılıkları köprülemek çoğu zaman onları aşındırır; olanaklarından yararlanırken bir yandan da gelecekteki o olanağı azaltır. Bu, çatışmaya karşı korunma açısından arzu edilir olabilirse de, çeşitliliğin gelecekteki üretken kapasitesi için önemli bir maliyettir. Klasik örnek, küreselleşmenin hem mutfağı çeşitlendirmek gibi ticaretten kazançlar getirirken hem de tartışmasız biçimde kültürü türdeşleştirmesi ve böylece gelecekte bu tür kazanç fırsatlarını olasılıkla azaltmasıdır. ⿻'de kritik bir kaygı, yalnızca çeşitlilik boyunca işbirliğinden yararlanmak değil, aynı zamanda çeşitliliği yenilemek, yani çeşitlilikten yararlanma sürecinde onun yeni toplumsal farklılık biçimlerinin yaratılmasıyla yeniden doldurulmasını güvence altına almaktır. Bu da yine, sürdürülebilir büyümeye ulaşmak için enerji kaynaklarını yalnızca hasat etmeyi değil yenilemeyi de güvence altına alması gereken enerji sistemlerine benzer.

Derinlik-genişlik yelpazesi

İşbirliği ile çeşitlilik arasındaki gerilimler nedeniyle, derinlik ve genişlik açısından farklı ödünleşimler yapan bir yaklaşımlar yelpazesi beklemek doğaldır. Bazıları, bu işbirliğini küçük ve/veya türdeş gruplarla sınırlama pahasına derin ve zengin işbirliğine olanak tanımayı amaçlar. İşbirliğinin "derinliğini" kabaca, sabit bir katılımcılar kümesi için süpermodülerliğin derecesi olarak düşünebiliriz: katılımcıların ölçütlerine göre, birlikte yarattıkları şey ayrı ayrı yaratabileceklerinin toplamından ne kadar büyüktür. Sevgi ya da başka derin bağ ilişkileri en derinler arasındadır; çünkü katılanların ayrı ayrı asla bilemeyeceği, yaşam, anlam ve üreme açısından temel dönüşümlere olanak tanırlar. Öte yandan, piyasa temelli kapitalizme sinmiş yüzeysel, işlemsel ve çoğu zaman anonim işlemler ticaretten küçük kazançlar getirir, ama mahrem sevginin bağ derinliğinin yanına bile yaklaşamaz.

Bu etkileşim kipleri arasındaki farkları nicelleştirmeyi düşünmenin kaba bir yolu, bilgi kuramsal bant genişliği kavramıdır. Kapitalizm her şeyi tek bir sayıya (skaler), paraya indirgeme eğilimindedir. Mahremiyet ise tipik olarak yalnızca bütün duyuları sarmakla kalmaz, bunun da ötesine geçerek sinirbilimcilerin bütün duyusal girdinin çoğunluğunu oluşturduğuna inandığı, kişinin kendi bedenine ve varlığına dair içsel duyumlar olan "propriosepsiyona" (kinestezi de denir) dokunur.[9] Ara kipler bunların arasında yer alır; yapılandırılmış simge biçimlerini ya da sınırlı duyu kümelerini etkinleştirir.

Ne var ki kapitalizmin yerini evrensel mahremiyetin almamasının nedeni olan doğal ödünleşim şudur: yüksek bant genişlikli iletişimi büyük ve çeşitli gruplar arasında kurmak zordur. Daha ince ve daha sığ işbirliği daha kolay ölçeklenir. Ölçeğin en basit kavranışı katılan kişi sayısı olsa da, bu bir kestirmedir. Genişlik en iyi, yalnızca çok sayıda insan olarak değil, toplumsal ve kültürel mesafe çizgileri boyunca kapsayıcılık olarak anlaşılır. Örneğin derin işbirliği, dünyanın dört bir yanına dağılmış, farklı diller konuşan bir avuç insan arasında olmaktansa, fiziksel olarak aynı yerde bulunan ve bir dili ve dini paylaşan büyük bir geniş aile arasında pekâlâ daha kolay olabilir.

X ekseninde çeşitliliğin genişliği (birlikte çalışabilen katılımcı sayısı), y ekseninde işbirliğinin derinliği (bir arada var olma derecesi) bulunan bir grafik. İlki birkaç kişiden dünya nüfusuna uzanan bir ölçekte; ikincisi skalerden telepatiye uzanan bir bant genişliği ölçeğinde. İç yayda gösterilen noktalar şu anda mümkün olanı temsil eder (mahremiyet ve kapitalizm gibi); dış yaydaki karşılık gelen noktalar ⿻ ile mümkün olanı temsil eder (post-sembolik iletişimden sosyal piyasalara).

Şekil 5-0-A. Bir üretim olanakları sınırı boyunca noktalar olarak temsil edilen, çeşitliliğin genişliği ile işbirliğinin derinliği arasındaki ödünleşim



İkisi arasındaki ödünleşimi temsil eden tam bir derinlik ve genişlik yelpazesi olduğunu görebiliriz. İktisatçılar teknolojileri çoğu zaman, gerilim içindeki iki arzu edilir şey arasında şu anda mümkün olan ödünleşimleri gösteren "üretim olanakları sınırı" (PPF) ile betimler. Şekil A'da bu işbirliği yelpazesini böyle bir PPF olarak çiziyoruz; aşağıda incelediğimiz farklı belirli kipleri, zengin ama dar iletişimi olan "topluluklar", her ikisinde de ara düzeyde olan "devletler" ve ince ama geniş işbirliği kipleri olan "metalar" şeklinde geniş kategorilerde öbekliyoruz. ⿻'nin hedefi, bu yedi noktada gösterdiğimiz gibi, bu sınırı üzerindeki her noktada dışarı doğru itmektir; her biri teknolojik olarak geliştirilmiş bir uzantı hâline gelir.[10]

Bu ödünleşimi gösteren bir örnek siyaset biliminde yaygındır: demokratik siyasal topluluklarda müzakerenin oylamaya kıyasla değeri üzerine tartışma. Yüksek nitelikli müzakerenin geleneksel olarak yalnızca küçük gruplarda uygulanabilir olduğu ve dolayısıyla temsilî hükûmet seçimleri ya da kura ile seçim (katılımcıları rastgele seçmek) gibi, daha büyük bir nüfusu temsil edecek küçük bir grubun seçilme süreçlerini gerektirdiği düşünülür; ama daha zengin işbirliğine, katılımcı bakış açılarının daha eksiksiz dile getirilmesine ve dolayısıyla nihayetinde daha iyi kolektif seçimlere yol açtığına inanılır. Öte yandan oylama çok daha büyük ve çeşitli nüfusları çok daha düşük maliyetle içerebilir, ama her katılımcının bakış açısına ilişkin (genellikle) önceden belirlenmiş bir seçenekler listesinden birine onay biçiminde ince sinyaller vermesi pahasına gelir.

Ama "müzakereci" ve "seçimsel" demokrasi savunucuları arasındaki bütün tartışmaya karşın, bunların bir yelpaze boyunca yalnızca iki nokta olduğunu (her ikisi de çoğunlukla "devlet" kategorisi içinde) ve o yelpazenin uç noktalarını temsil etmekten bile çok uzak olduğunu belirtmek önemlidir. Yüz yüze müzakereler ne kadar zengin olursa olsun, kendini adamış takımların (örneğin orduda) kurulmasının ve uzun vadeli mahrem ilişkilerin sağladığı paylaşım, bağ, ortak amaç ve kimlik inşası derinliğinin yakınına bile yaklaşmazlar. Ve oylama yüz milyonlarca kişinin bir karar üzerinde söz sahibi olmasını sağlayabilse de, kişisel olmayan küreselleşmiş piyasaların her gün yaptığına yakın hiçbir biçimde toplumsal sınırları kesmemiştir. Bütün bu biçimlerin ödünleşimleri vardır ve tarihsel olarak bunlarda yol alma biçimlerimizin çeşitliliği ile bunların zaman içinde iyileşme biçimleri (örneğin video konferansın ortaya çıkışı), eşgüdümlü bir gelişmenin bu ödünleşimleri köktenci biçimde iyileştirebileceğine ve geçmiştekinden daha geniş bir toplumsal farklılıklar çeşitliliği boyunca daha zengin işbirliğine olanak tanıyabileceğine dair bir umut kaynağı olmalıdır.

Hedefler, olanaklar ve çok kutupluluk

Ne var ki bu ödünleşimi "iyileştirmeyi" amaçlamak, neyin iyileştirme sayılacağına dair en azından bir şeyler belirtmemizi gerektirir. Bir işbirliğini iyi ya da anlamlı kılan nedir? Toplumsal farklılığı ve çeşitliliği tam olarak ne oluşturur? İkisini de nasıl ölçebiliriz?

Özellikle iktisatta ve niceliksel eğilimli alanlarda standart bir bakış açısı, ilerlemenin karşısında değerlendirileceği küresel bir "amaç" ya da "toplumsal refah" fonksiyonu belirlememiz gerektiğinde ısrar etmektir. Zorluk elbette şudur: toplumsal yaşamın sınırsız olanakları karşısında böyle bir ölçüt belirlemeye yönelik her girişim, bilinmeyenin ve belki de bilinemeyenin kıyılarına çakılmaya yazgılıdır. ⿻'yi izlerken böyle bir ölçütü ne kadar iddialı uygularsak o kadar az sağlam çıkacaktır; çünkü daha büyük farklılık boyunca başkalarıyla ne kadar derinden bağ kurarsak, iyiye ilişkin başlangıçtaki vizyonumuzun kusurlarını fark etme olasılığımız o kadar artar. Dünyanın biçimini öğrenmeden önce böyle bir ölçüt belirlemekte ısrar etmek, tanınmış İngiliz bilgisayar bilimci Tony Hoare'ın bir zamanlar "bütün kötülüklerin kökü" olarak adlandırdığı erken eniyilemeye yol açar.[11]

Bu kötülüklerin en beterlerinden biri, dünyanın zenginliğinin ve çeşitliliğinin üstünü örtmektir. Belki de arketipik örnek, neoklasik iktisatta piyasaların eniyiliğine ilişkin sonuçlardır; bunlar son derece basitleştirici varsayımlara dayanır ve çoğu zaman artan getiriler, toplumsallık, eksik bilgi, sınırlı akılcılık vb. sorunlarla baş eden toplumsal kaynak yönetimi sistemleri keşfetme girişimlerini kısa devre yaptırmak için kullanılmıştır. İzleyen bölümlerde açıkça görüleceği gibi, bu özelliklere duyarlı toplumsal sistemler kurmayı bile pek az biliyoruz; onlar karşısında yaklaşık olarak eniyi olanları kurmayı ise hiç. Bu, basit bir iyi kavrayışının peşinde eniyileme arzusunun bizi ⿻'nin özlemlerini izlemede desteklediği kadar ondan neden sık sık baştan çıkardığını gösterir. Gerçekten peşinde olduğumuz şeyi değil, betimlemesi basit ve ulaşması kolay olanı enbüyüklemeye kapılabiliriz.

Eniyileme, özellikle bir "toplumsal refah fonksiyonu" peşinde, bir başka tuzak daha taşır: "Tanrıcılık oynamak" ya da putperestlik. Toplumsal refahı enbüyüklemek, "hiçbir yerden bakış" almayı ve koşulları kimsenin erişemeyeceği evrensel bir düzeyde etkileyebileceğini hayal etmeyi gerektirir. Hepimiz belirli insanlardan ve topluluklardan yola çıkarak ve onlar için davranırız; hedeflerimiz ve olanaklarımız kim olduğumuzla, nerede oturduğumuzla ve söylediklerimizi kimin önemsediğiyle sınırlıdır; umarız birlikte felaketi önleyebilecek bir örüntü oluşturan başka güçlerden oluşan bir ağ içinde. Yalnızca soyut biçimde evrensel bazı bakış açıları için iyi olan araçlar yalnızca haddini aşmakla kalmaz: onları fiilen benimseyebilecek hiç kimseye çekici gelmezler.

Aynı zamanda karşıt uçta bir tehlike de var. Yalnızca yaşamın özelliklerini taklit eden ve böylece pek az amaç ya da anlam duygusuyla dikkatimizi çeken tasarımların peşine düşersek, insanın en karanlık güdülerine hizmet etmek üzere kolayca araçsallaştırılabiliriz. Bugünün dünyasının bu kadar büyük bölümünü örgütleyen kâr güdüleri ve iktidar oyunları, ortak iyinin herhangi bir makul tanımına doğal olarak hizmet etmez. Neal Stephenson'ın distopik romanları, Black Mirror dizisi ve yakın tarihli Nijerya bilimkurgu dizisi Iwájú'daki teknoloji insanı Tunde Martins'in çıkmazı, insani değerlerden kopmuş teknik ilerlemenin toplumsal bağları yıpratan ve iktidar açlığı çekenlerin bizi yağmalamasına, denetlemesine ve köleleştirmesine izin veren tuzaklara nasıl dönüşebileceğini hatırlatır.

Daha geniş bir yol gösterici misyon olmaksızın izlenen çekici teknolojilerin tehlikesini görmek için varsayımsal senaryolara da bakmıyoruz. Google, Facebook ve Amazon gibi "Web2" çağının başat çevrimiçi platformları, tam da gerçek dünya toplumsallığının kritik özelliklerini (yani kolektif olarak belirlenen beliren otoriteyi, sosyal ağları ve ticareti) dijital dünyaya taşıma zihniyetinden doğdu. Bu hizmetler dünya genelinde milyarlarca insana pek çok önemli yarar sağlamış olsa da, yukarıda pek çok kusurlarını ve onlara yol gösterecek daha geniş bir kamusal hedefler kümesi olmaksızın dünyayı soktukları tehlikeli yolu kapsamlı biçimde gözden geçirdik. Gerçek, çeşitli nüfusların hissedilen ihtiyaçlarına hizmet eden, onları bulundukları yerde karşılayan araçlar kurmalıyız; ama yine de içinde bulundukları daha geniş toplumsal bağlamları ve o algılanan ihtiyaçları karşılarken ağırlaştırabileceğimiz çatışmaları göz ardı edemeyiz.

Neyse ki orta, pragmatik, ⿻ bir yol mümkün. Ne yalnızca Tanrı'nın gözünden ne de yalnızca yer düzeyinden bakmak zorundayız. Bunun yerine, mahrem ailelerden ve dostlardan büyük uluslara uzanan bir toplumsal gruplar yelpazesinin hedeflerini izleyen araçlar kurabiliriz; her zaman her bakış açısının sınırlılıklarına ve bağlanmamız ve onlardan öğrenmemiz gereken, başka koşut gelişme yönlerinden doğan koşut gelişmelere göz kulak olarak. Toplumsal refaha odaklanarak piyasa işleyişini reforme etmeyi amaçlayabiliriz; ama bunu her zaman, daha ince taneli bakış açıları izleyenlerin ortaya çıkardığı toplumsal zenginliğin kilit özelliklerini modellerimize ekleyerek ve çözümlerimizin bunları hesaba katmadaki kusurları yüzünden en azından kısmen karaya oturacağını bekleyerek yaparak. İnsanların başkalarının içsel deneyimiyle empati kurmasına yönelik zengin yollar kurabiliriz; ama bu tür araçların müzakere, düzenleme ve iyi yapılandırılmış piyasaların disipliniyle eşleştirilmezse pekâlâ kötüye kullanılabileceği anlayışıyla.

Bunu, tutarlı bir amaç fonksiyonu olarak formüle edilemeyecek kadar geniş ama geniş bir teknolojiler yelpazesini birleştirecek kadar zarif, farklılık boyunca işbirliğine dair ortak bir ilkenin rehberliğinde yapabiliriz: daha büyük çeşitliliğe alan açarken aynı zamanda daha büyük işbirliğine ve uzlaşıya olanak tanıyan araçlar geliştiririz. Aşağıda tartışacağımız, her ikisi de bu mantıkla gerekçelendirilebilen son derece farklı iki örneği düşünün: beyinden beyne arayüzler ve onay oylaması. İlki çılgınca fütüristik ve rahatsız edici ölçüde müdahaleci bir kavramken, ikincisi eski ve yaygın biçimde uygulanan bir oylama yöntemidir. Yine de farklılık boyunca işbirliğinin basit fikri her ikisini de gerekçelendirmeye yardım eder: beyinden beyne arayüzün kilit bir özlemi, çocukların hayal güçlerini yazabildiklerine ya da çizebildiklerine sığdırmak zorunda kalmadan doğrudan paylaşmalarına olanak tanıyarak yetişkinliğe büyürken bu hayal gücünün daha büyük kısmını korumalarını sağlamaktır.[12] Bu, çok daha büyük çeşitliliğe ve çok daha büyük ortak anlayışa olanak tanır. Benzer biçimde, onay oylamasının (yurttaşların istedikleri kadar adaya oy verebildiği ve en çok oyu alanın kazandığı) kilit bir hedefi, aynı anda hem seçilen adayın çok geniş bir genel uzlaşıya sahip olmasını güvence altına almak hem de çok daha geniş bir aday çeşitliliğinin var olmasını sağlamaktır; çünkü seçmenler hem "üçüncü partiyi" hem de önde gelenlerden birini seçebildiğinden, bir "üçüncü partinin" oyları bölen olarak davranmasından korkmazlar.[13]

Bu teknolojilerin her biri kendi risklerini taşır: beyinden beyne arayüzler kolayca manipülasyon için kullanılabilir ve onay oylaması, aşağıda ilgili bölümlerde tartıştığımız gibi vasatlığa doğru bir yarış yaratabilir. Yine de bu yaklaşımın vurguladığı kiplerin çeşitliliği, kurduğumuz her bağın ve çözdüğümüz her çatışmanın çeşitlilik boyunca işbirliği sürecinde yalnızca bir aşama olduğu umudunu verir. İleriye atılan her başarılı adım, algılayabildiğimiz dünyaya daha da zorlu çeşitlilik biçimleri getirmeli, kendimize ve özlemlerimize ilişkin anlayışımızı yeniden biçimlendirmeli ve onları köprülemek için o kadar daha sıkı mücadele etmemizi talep etmelidir. Böyle bir özlem, bir amaç fonksiyonunu enbüyüklemenin ya da teknik ilerlemeyi ve toplumsal zenginliği götürdükleri her yere dek izlemenin doyurucu basitliğinden yoksun olsa da, izlemeye değer zor yol olmasının nedeni tam da budur. Bir başka Star Trek sloganını izleyerek, ad astra per aspera: "zorluklardan geçerek yıldızlara" ya da Nobel ödüllü André Gide'in sözleriyle: "Gerçeği arayanlara güvenin, ama onu bulduğunu söyleyenlerden korkun."

Çeşitliliği yenilemek

Ne var ki yukarıda belirtildiği gibi, bu tuzaklardan kaçınmayı ve çeşitliliği başarıyla köprüleyip ondan yararlanmayı başarsak bile, bu süreçte çeşitliliğin sağladığı kaynağı tüketme riskiyle karşı karşıyayız. Bu, yelpazenin her noktasında ve her teknolojik gelişmişlik düzeyinde mümkündür. Aileleri oluşturan mahrem ilişkiler katılımcıları türdeşleştirebilir, sevgiyi tutuşturan tamamlayıcılık kıvılcımlarının ta kendisini baltalayabilir. Siyasal uzlaşı inşa etmek, parti siyasetinin dinamizmini ve yaratıcılığını zayıflatabilir.[14] Çeviri ve dil öğrenimi, diğer dillerin ve kültürlerin inceliklerine duyulan ilgiyi azaltabilir.

Yine de türdeşleşme, köprülemenin kaçınılmaz bir sonucu değildir; etkilerinden biri mevcut kültürü yeniden bileştirmek ve böylece ortalama ayrımlarını azaltmak olsa bile. Bunun nedeni, köprülemenin yalnızca savunmacı değil, olumlu ve üretken bir rol oynamasıdır. Evet, bilimsel alanların disiplinler arası köprülenmesi bir alanın iç standartlarını ve dolayısıyla getirdiği ayırt edici bakış açısını gevşetebilir. Ama aynı ölçüde ayırt edici yeni alanlar da doğurabilir. Örneğin psikoloji ile iktisadın karşılaşması yeni bir "davranışsal iktisat" alanı yarattı; biyoloji, fizik ve bilgisayar bilimi arasındaki karşılaşmalar serpilen "sistem biyolojisi" alanını doğurdu; bilgisayar bilimi ile istatistiğin karşılaşması "veri bilimi"ni ve yapay zekâyı başlatmaya yardım etti.

Benzer olgular tarih boyunca belirir. Siyasal ayrımları köprülemek aşırı türdeşleşmeye yol açabilir, ama yeni siyasal yarılmaların doğuşuna da yol açabilir. Aileler çoğu zaman ebeveynlerinden ayrışan ve yeni bakış açıları getiren çocuklar doğurur. Sanatsal ve mutfağa ilişkin yeniliklerin çoğu mevcut üslupların "brikolajından" ya da "füzyonundan" doğar.[15] Tez ile antitez karşılaştığında beliren sentezler her zaman uzlaşma değildir; bunun yerine bir tartışmayı yeniden hizalayan yeni bakış açıları olabilir.[16]

Bunların hiçbiri kaçınılmaz değildir ve elbette çeşitliliği baltalayan kesişimlere dair pek çok öykü vardır. Ama bu olasılıklar yelpazesi, meseleye özenle dikkat edildiğinde pek çok durumda kendilerine güç veren çeşitliliği yenileyen işbirliği yaklaşımları tasarlamanın mümkün olduğu umudunu verir.

Sonsuz bileşimler içinde sonsuz çeşitlilik

Kitabın bu kısmında, farklılık boyunca işbirliğine yönelik bir yaklaşımlar yelpazesini ve ⿻'ye yönelik daha ileri gelişmelerin bunları nasıl genişletip üzerlerine inşa edebileceğini (kapsamlı olmaktan çok uzak biçimde) keşfedeceğiz. Her bölüm, bu bölümün yaptığı gibi, bugün kullanımda olan ve mümkün olanın sınırına yakın bir teknoloji örneğiyle başlayacak. Ardından kendi alanında yaygın ve beliren yaklaşımların manzarasını betimleyecek. Sonra araştırılmakta olan gelecek gelişmelerin vaadini ve bu araçların ⿻ için oluşturabileceği riskleri (türdeşleşme gibi) ve bunları, başka bölümlerde betimlenen araçlardan yararlanmak da dâhil hafifletme yaklaşımlarını vurgulayacak. Vurguladığımız geniş yaklaşımlar yelpazesinin yalnızca ⿻'nin özünü değil, yaklaşımının özüyle tutarlılığını da ortaya çıkarmasını umuyoruz. ⿻ bir geleceğin gelişimini ancak ⿻, tamamlayıcı ve ağsal yönler destekleyebilir.


  1. Tobin South, Leon Erichsen, Shrey Jain, Petar Maymounkov, Scott Moore and E. Glen Weyl, "Plural Management" (2024) at https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4688040. ↩︎

  2. Divya Siddarth, Matt Prewitt and Glen Weyl, "Beyond Public and Private: Collective Provision Under Conditions of Supermodularity" (2024) at https://cip.org/supermodular. ↩︎

  3. David Ricardo, On the Principles of Political Economy and Taxation, (London: John Murray, 1817). ↩︎

  4. Buradaki benzetme ilk bakışta göründüğünden bile daha sıkıdır. Genellikle "enerji" denen şey aslında "düşük entropi"dir; türdeş biçimde sıcak bir sistemde bol "enerji" vardır ama bu aslında yararlı değildir. "Enerji" üretmeye yönelik bütün sistemler, iş üretmek için bu düşük entropiden ("çeşitlilikten") yararlanarak çalışır; bu tür sistemler ayrıca patlamalar ("çatışma") yoluyla "denetimsiz" ısı salımlarından kaçınma üstünlüğüne de sahiptir. Böylece ⿻'nin toplumsal düşük entropiden yararlanma hedefi ile sanayiciliğin fiziksel düşük entropiden yararlanma hedefi arasında oldukça harfi harfine ve doğrudan bir benzeşim vardır. ↩︎

  5. Oded Galor, The Journey of Humanity: A New History of Wealth and Inequality with Implications for our Future (New York: Penguin Random House, 2022). ↩︎

  6. Quamrul Ashraf and Oded Galor, "The 'Out of Africa' Hypothesis, Human Genetic Diversity, and Comparative Economic Development", American Economic Review 103, no.1 (2013): 1-46. ↩︎

  7. Oded Galor, Marc Klemp and Daniel Wainstock, "The Impact of the Prehistoric Out of Africa Migration on Cultural Diversity" (2023) at https://www.nber.org/papers/w31274. ↩︎

  8. Lisa Wedeen, "Conceptualizing Culture: Possibilities for Political Science", American Political Science Review 96, no. 4 (2002): 713--728. ↩︎

  9. Uwe Proske and Simon C. Gandevia, "The Proprioceptive Senses: Their Roles in Signaling Body Shape, Body Position and Movement, and Muscle Force", Physiological Review 92, no. 4: 1651-1697. ↩︎

  10. Değişim kiplerinin topluluklar, devlet ve metalar biçimindeki bu üçlü ayrımı, Kojin Karatani, The Structure of World History: From Modes of Production to Modes of Exchange (Durham, NC: Duke University Press, 2014) yapıtından esinlenmiştir. Karatani'nin topluluğun daha geniş ölçekte geri dönüşünü sağlama özlemi, ⿻'nin iddialı bir örneği olarak görülebilir. ↩︎

  11. Randall Hyde, "The Fallacy of Premature Optimization" Ubiquity February, 2009 available at https://ubiquity.acm.org/article.cfm?id=1513451. ↩︎

  12. Rajesh P. N. Rao, Andrea Stocco, Matthew Bryan, Devapratim Sarma, Tiffany M. Youngquist ,Joseph Wu and Chantel S. Prat, "A Direct Brain-to-Brain Interface in Humans" PLOS One 9, no. 11: e111322 at https://doi.org/10.1371/journal.pone.0111332. ↩︎

  13. Steven J. Brams and Peter C. Fishburn, "Approval Voting", American Political Science Review 72, no. 3: 831-847. ↩︎

  14. Nancy L. Rosenblum, On the Side of the Angels: An Appreciation of Parties and Partisanship (Princeton, NJ: Princeton University Press, 2010). ↩︎

  15. Claude Lévi-Strauss, The Elementary Structures of Kinship, (Boston: Beacon Press, 1969). ↩︎

  16. Bu kavram çoğu zaman hatalı biçimde G.W.F. Hegel'in yapıtına atfedilir, ama aslında Johann Gottlieb Fichte'den kaynaklanır ve Hegel'in düşüncesinin önemli bir parçası değildi. Johann Gottlieb Fichte, "Renzension des Aenesidemus", Allgemeine Literatur-Zeitung 11-12 (1794). ↩︎