Mülkiyet ve Sözleşme

Bölümü dinle

Sevgili Vasana Oyuncuları,

"Yusha" ile Efsaneye Adım Atın!

İkonik Dragon Quest serisinden esinlenen en yeni oyun harikamız "Yusha"yı tanıtmaktan büyük heyecan duyuyoruz. Kahramanların korkunç düşmanları alt ettiği ve büyülü diyarların gizemlerini çözdüğü, sevilen Dragon Quest maceralarının ruhunu kucaklayın. Japoncada "cesur olan" anlamına gelen "Yusha", bu zamansız kavramı yükseltiyor ve eşsiz, gerçek dünya oyun serüveni için onu son teknolojiyle harmanlıyor.

"Yusha"nın Destansı Özellikleri:

  1. Aygıtınızla Güçlenin ve Kahramanınızın Potansiyelini Açığa Çıkarın: Yusha'nızın maceraları için aygıtınızın gücünden yararlanın. Yerel aygıtınızın hesaplama gücünü kullanarak Yusha'nızın enerji çubuğunu doldurursunuz. Gerçek dünyadaki teknoloji kullanımınız kahramanınızı şarj eder, gündelik yaşamınızla oyun içi kahramanlıklarınız arasında köprü kurar.

  2. Dünyanız, Savaş Alanınız: Sanal diyarınızı biçimlendirmek için gerçek dünyaya açılın. Yeni fiziksel konumları keşfettikçe aygıtınız topoğrafyayı yakalar ve onu oyun içinde dinamik, büyülü bir dünyaya dönüştürür. Bu, gerçek dünyadaki maceralarınızın oyunun sanal topraklarını bütün oyuncular için doğrudan genişletmesi demektir.

  3. Bağlar Kurun, Hazineler Keşfedin: "Yusha", hazineleri oyun haritasına rastgele dağıtmayarak klasik oyun mekaniklerine yeni bir soluk getiriyor. Bunun yerine bu hazineler oyuncuların aygıtlarının deposunda gizlidir ve yalnızca diğer oyuncularla toplumsal etkileşime girerek keşfedilebilir. Bu etkileşimler geniş bir yelpazeye yayılır: ortak görevlere çıkmak, bir oyuncuyu iyileştirmek, başkaları için silah yapmak ya da yalnızca sohbet edip öykülerini dinlemek gibi. Bu hazinelerin nasıl açılacağı bir gizem olarak kalır; oyuncuların kendileri bile bilmez. İleriye giden tek yol, başkalarıyla gerçek bağlar kurmakta ısrar etmektir; efsanevi Dragon Quest maceralarını andıran işbirliği özünü yansıtır.

  4. Korunan Diyarlar: Aygıtınıza, konumunuza ve çevrenize ilişkin bilgiler ile oyun içi eylemleriniz, ileri mahremiyet teknolojileriyle titizlikle korunur. Yusha'nın büyülü diyarı, oyuncuların gerçek dünyayı keşfetmesinden yaratılır. Bu fiziksel çevreleri göz alıcı dağlara ve pırıl pırıl altın şehirlere dönüştürürüz; böylece gerçek konumunuz gizli kalır.

  5. Macerayı Yaşayın: "Yusha", yalnızca sanal bir kaçış olmakla kalmayıp gerçekliğinizi genişletmek üzere tasarlandı. Gerçek dünyadaki adanmışlığınız ve keşifleriniz doğrudan Yusha'nızı güçlendirir ve sanal diyarınızı genişletir. Dragon Quest ruhuna sadık biçimde, oyunumuzun hazineleri hem sanal hem fiziksel olarak kurduğunuz bağlarda ve çıktığınız maceralarda yatar.

Fantezi ile gerçekliğin destansı bir sagada harmanlandığı Vasana maceracılarının saflarına katılın. Yalnızca zamanınızı değil, aygıtınızın hesaplama kaynaklarını, gerçek dünyayı kat ederken harcanan fiziksel çabayı ve gerçek bağlar kurmaya yönelik içten niyeti de yatırdığınızda, Yusha dünyası derinlemesine sürükleyici ve etkileşimli bir diyara dönüşür. Dijital ve fiziksel çabaların bu yakınsaması oyunun ortamına can verir; oyun deneyimini, oyuncular arasında daha derin bir katılım ve topluluk duygusunu teşvik eden benzersiz bir derinlik ve gerçekçilikle zenginleştirir.

Maceraya Atılın, Vasana Ekibi


Bugün büyük ölçekli işbirliğinin çoğu, varlıkların şirket olarak tescillenmiş sayılan kuruluşlarda havuzlanması yoluyla gerçekleşir; bunlar arasında sınırlı sorumlu ortaklıklar, yurttaş örgütleri, dinî örgütler, meslek birlikleri, sendikalar ve elbette kâr amaçlı anonim şirketler vardır. Hukuki temelleri, paylaşılan bir amaca yönelik ortak bir girişimde varlıkların (gayrimenkul, fikrî, beşerî ve finansal) paylaşımını düzenleyen sözleşmesel düzenlemelerdedir. Kira sözleşmeleri gibi en basit, en yaygın ve en küçük ölçekli sözleşmeler bile varlıkların insanlar arasında paylaşımını içerir.

Lick'in "Galaksiler Arası Bilgisayar Ağı"nın çekirdek amaçlarından biri, hesaplama, depolama ve veri gibi dijital varlıkların paylaşımını kolaylaştırmaktı. Ve bir bakıma böyle bir paylaşım bugünkü dijital ekonominin kalbidir; "Bulut" devasa bir paylaşılan hesaplama ve depolama havuzu sunarken, çevrimiçi paylaşılan geniş bilgi yelpazesi de teknoloji sektörünü kasıp kavuran üretken temel modellerin (ÜTM) temelini oluşturur. Ne var ki bu çalışmanın bütün başarısına karşın, dijital dünyanın sınırlı dilimleriyle kısıtlı ve en fazla birkaç ülkede yerleşik, son derece kârlı, kâr amaçlı küçük bir kuruluşlar grubunun denetiminde; bu da hem muazzam bir fırsat israfı hem de güç yoğunlaşması yaratıyor. İnternetin geniş ve yatay varlık paylaşımını olanaklı kılabileceği düşü bir düş olarak kalıyor.

Kitabın bu kısmında tartıştığımız diğer temel protokollerde olduğu gibi, son dönemde bu boşlukları ele almaya yönelik ciddi çabalar oldu. Bu bölümde dijital varlık paylaşımının olanaklarını gözden geçirecek ve mevcut dijital varlık paylaşımı çabalarını inceleyeceğiz. Mevcut çabaların başarılarını ve sınırlılıklarını vurgulayacak ve sağlam ve ⿻ bir çevrimiçi varlık paylaşımı ekosistemine giden bir yolun taslağını çizeceğiz.

Dijital çağda varlıklar

Belki en çarpıcı biçimde Kate Crawford'un güzel resmedilmiş Atlas of AI'ında vurgulandığı gibi, dijital dünya fiziksel dünyanın üzerine kuruludur: bilgisayar devreleri, doğurdukları bütün toplumsal sorunlarla birlikte madenlerden çıkarılan nadir metallerden yapılır; veri merkezleri büyük ölçüde elektrik santralleri gibi çalışır ve çoğu zaman onlarla aynı yerde bulunur; veri, Mary Gray ile Siddarth Suri'nin belgelediği "hayalet işçiler" gibi insanlarca üretilir vb.[1] Bu yüzden dijital âleme dair ciddi her anlatı, gerçek mülkiyet ilişkileriyle boğuşmalıdır. Yine de bu fiziksel taşıyıcılardan dijital doğma soyutlamalar olarak doğan ve çevrimiçi yaşamın kritik bileşenleri olan varlıklar vardır.

En her yerde bulunan üç kategoriye odaklanacağız: depolama, hesaplama ve veri. Yine de bunlarla kesişen ve pek çok ilgili zorluk taşıyan başka örnekler de var; elektromanyetik spektrum, kod, adlar ve diğer adresler (örneğin Uniform Resource Locator/URL'ler), sanal dünyalarda "fiziksel" alan ve değiştirilemez jetonlar (NFT) gibi.

Depolama, hesaplama ve veri esasen her çevrimiçi etkileşimin çekirdeğinde yatar. Çevrimiçi gerçekleşen her şey, ancak dayandığı verinin bir yerde depolanması sayesinde bir andan diğerine kalıcı olur. Olayların kendisi, talimatların ve eylemlerin sonucunu belirlemek üzere yapılan hesaplamalarla somutlaşır. Ve her işlemin girdisi ve çıktısı veridir. Bu anlamda depolama gerçek ekonomideki toprak gibi, hesaplama yakıt gibi, veri ise insan girdileri (bazen emek denir) ile insanların yaratıp yeniden kullandığı yapıtlar (bazen sermaye denir) gibi davranır.

Toprak, yakıt, emek ve sermaye çoğu zaman türdeş "metalar" olarak ele alınsa da, toplum kuramcısı Karl Polanyi'nin ünlü biçimde savunduğu gibi bu basitleştirici bir kurgudur.[2] Depolama, hesaplama ve özellikle veri türdeş değildir; yerlere, insanlara ve kültürlere bağlıdır ve bu bağlantılar hem başarım özelliklerini hem de bir dijital ekonomi ve toplumda kullanılmalarının toplumsal etkilerini ve anlamlarını etkiler. Bu zorluklar "gerçek yaşamdaki" kurgusal metalar için ciddi olsa da, bir bakıma dijital varlıklar için daha da ağırdır; en azından toplumların iktisadi ve toplumsal yapıları bunların çevresinde birlikte uyarlaması için çok daha az zamanı olmuştur. Bu zorluklar, işlevsel bir dijital paylaşım, mülkiyet ve sözleşme sisteminin önündeki kilit engeller arasındadır.

Galaksiler Arası Bilgisayar Ağı

Lick'in 1963 tarihli "Galaksiler Arası Bilgisayar Ağı'nın Üyeleri ve Bağlıları İçin Muhtıra"sı, o dönemki ve sonraki yazılarının büyük bölümünü niteleyen çevrimiçi toplumsallaşma ya da ticaret olanaklarına odaklanmıyordu.[3] Bunun yerine, belki o sıradaki bilimsel okur kitlesi nedeniyle, bilim insanlarının çözümleme araçlarını, belleği, depolamayı, hesaplamayı ve araştırma bulgularını paylaşarak bilgisayar ağları yoluyla üretkenliklerini büyük ölçüde artırma olanağını ve bunun ilgili askerî uygulamalar için taşıdığı vaadi vurguladı. Bu ayrıca, Lick'in fonladığı ilk projelerden biri olan ve pek çok kullanıcının daha büyük bir makinenin kapasitesine erişimi paylaşmasına olanak tanıyarak büyük ana bilgisayar çağında "kişisel bilişim" olacak deneyimin bir benzerini sağlamayı amaçlayan "zaman paylaşımı" sistemlerinin doğal bir uzantısıydı. Bu anlamda internet her şeyden önce, tam da bu bölümde odaklandığımız türden büyük ölçekli hesaplama kaynağı paylaşımı için bir platform olarak başladı.[4]

Görünürde bu kadar sıkıcı bir konunun (başka türlü) bu kadar geniş bir zihni neden heyecanlandırdığını takdir etmek için, hem bugünden geriye bakıp onun aşmaya çalıştığı sınırları hem de ileriye bakıp vizyonunu gerçekleştirirken kendimizin aşabileceği sınırları görmek yararlıdır. 1950'ler ve 1960'larda bilişimin başat paradigması, öncelikle International Business Machines'in (IBM) sattığı büyük "ana bilgisayarlar"dı. Bunlar bütün bir işletmenin, üniversite bölümünün ya da başka bir büyük öbeğin ihtiyaçlarına hizmet etmesi amaçlanan pahalı makinelerdi. Bu makinelere erişmek için kullanıcıların programlarını merkezî bir yöneticiye götürmesi gerekiyordu ve seyrek olarak, istedikleri hesaplamayı çalıştırmak için tek bir "yüksek riskli" şansları oluyordu. Sık sık olduğu gibi bir hata çıkarsa, bu hataları pratik testler olmaksızın titizlikle düzeltmeye çalışıp daha sonra geri dönmek zorunda kalıyorlardı. Aynı zamanda, programları hazırlamak ve makineyi yönetmek çok zor olduğundan, makinelerin zamanının çoğu programların gelmesini bekleyerek boşta geçiyordu.

Bunu, bugün gelişmiş ülkelerdeki çoğu insanın masasında, kucağında, bileğinde ve cebinde neredeyse anında geri bildirimle baş döndürücü bir hesaplama dizisi yapan bilgisayarların bulunduğu bugünkü kişisel bilişim dünyasıyla karşılaştırın. Elbette bunun büyük bölümünü, birim fiyat başına hesaplama gücünün her on sekiz ayda ikiye katlanması olan Moore Yasası güçlendirdi. Ama Lick'in ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ile başka üniversitelerde fonladığı erken projelerden bazılarının gördüğü şey şuydu: bunun en azından bir kısmı, o dönemin bilgisayarlarıyla bile, daha verimli kullanılsalar ve uçak arayüzleri tasarımı üzerine çalışmasında incelediği insanın geri bildirim ihtiyacına daha çok dikkat edilse mümkündü.

O sırada mevcut sınırlı hesaplama gücünün çoğu boşta geçen zamanda israf ediliyordu ve kullanıcıların istediği geri bildirim her masada tam bir makine gerektirmiyordu. Bunun yerine her kullanıcının, zamanını paylaştıkları merkezî bir makineye ("sunucu") ağ üzerinden bağlı temel bir ekran ve girdi istasyonu ("istemci") olabilirdi; bu kurulumun öncülüğünü birkaç yıl önce Illinois Urbana-Champaign Üniversitesi'ndeki PLATO projesi bilgisayar temelli bir öğretim sistemi olarak yapmıştı.[5] Bu, Douglas Engelbart gibi ARPANET üyelerinin ana bilgisayar çağında kişisel bilişimin geleceğini benzetimlemesini sağladı.

Hesaplama varlıklarımızı daha etkili paylaşabilseydik ne şaşırtıcı bir geleceği benzetimleyebilirdik? Dijital varlıkların atıl kalışına dair şu anda sahip olduğumuzdan daha sıkı bir muhasebe olmadan bunu bilmek zor. Ama atıl duran dijital varlıkları daha etkili kullanarak en azından beş yıl daha etkili Moore Yasası satın alabileceğimiz anlaşılıyor. Veri paylaşımının olanakları daha zengin ve potansiyel olarak daha da dönüştürücü. Bugün en çetrefil sorunların pek çoğunun yanıtı var; yeter ki üretken temel modellerin (ÜTM) açığa çıkardığını gördüğümüz güç, bugün örgütsel ve yargısal sınırlar boyunca veri paylaşımının zorluklarıyla kısıtlanan tıbbi tanıya, çevresel kaynak eniyilemesine, sınai üretime ve dahasına uygulanabilsin.

Paylaşımın durumu

Yarı iletken sektörüne ilişkin çalışmalar, kişisel aygıtlarda (örneğin PC'ler, akıllı telefonlar, akıllı saatler, video oyunu konsolları) bulut altyapısı ve veri merkezlerine gidenin birkaç katı yarı iletken kullanıldığını gösteriyor.[6] Sistematik çalışma az olsa da, kişisel deneyim bu aygıtların çoğunun günün büyük bölümünde çoğunlukla az kullanıldığını gösteriyor. Bu, orantısız biçimde son derece değerli grafik işlem birimleri (GPU) barındıran video oyunu konsolları için özellikle geçerli. Bu da bulut altyapısındaki yaygın israfı hesaba katmadan bile, herhangi bir anda hesaplama ve depolamanın büyük çoğunluğu olmasa da çoğunun atıl kaldığını gösteriyor. Veri daha da uç bir örnek; nicelleştirmesi daha da zor olsa da, herhangi bir veri bilimcinin deneyimi, çaresizce ihtiyaç duyulan verinin ezici çoğunluğunun örgütsel ya da yargısal silolarda oturduğunu, ortak zekâyı ya da ÜTM'lerin kurulmasını besleyemediğini gösteriyor.

Varlık paylaşımının ulusal güvenlik ve çevre gibi değerler açısından önemli sonuçları olabilir. Kaynak israfı, ulusal güvenlik siyasalarının enbüyüklemeyi amaçladığı yarı iletken arzını fiilen azaltır ve her israf gibi çıktı birimi başına çevresel kaynak talebini artırır. Ne var ki dağıtık aygıtların kullandığı enerji kaynaklarının ve bu enerjiyi hesaplamaya dönüştürmedeki verimliliklerinin bazı durumlarda bulut sağlayıcılarınkinden düşük olabileceğini akılda tutmak önemli; bu da dijital varlık paylaşımındaki iyileşmeleri tüketici elektrik şebekesinin yeşillendirilmesiyle eşleştirmeyi önemli kılıyor. Dijital varlık paylaşımının güvenlik açısından belki de en önemli sonucu, bu paylaşım ağlarındaki katılımcılar arasında artan karşılıklı bağımlılık olabilir; bu da, özellikle mahremiyet ve işbirliği düzenlemelerinin gerekli uyumu göz önüne alındığında, onları daha sıkı bir jeopolitik hizaya sokabilir.

Bu rakamlarda en şok edici olan şey, belki de taşıma ve fiziksel yeniden konuşlandırmanın zorluğu göz önüne alındığında paylaşılması ve tam kullanımının sağlanması doğal olarak daha zor sayılacak fiziksel varlıklarla karşılaştırılmalarıdır. Çalışanlar için işsizlik oranları ya da konut için boşluk oranları tek haneli sayıların üzerine çıktığında genellikle siyasal skandal patlar; böylesi bir israf dijital dünyada her yerde. Kısacası, fiziksel varlıklarda bunlara yaklaşan israf (etkili eksik istihdam ve işsizlik) oranları küresel bir kriz sayılırdı.

Bu sessiz krizin rakamların düşündürdüğünden biraz daha az şaşırtıcı olmasının kilit nedeni, bu salt dijital varlıkların görece yeni olmasıdır. Toplumların, içlerindeki insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere çeşitli toplumsal örgütlenme sistemleriyle deney yapmak için on binlerce olmasa da binlerce yılı oldu.[7] Çağdaş mülkiyet (kiralama sistemleri, sermaye yönetimi), emek sistemlerimizin ve değerin soyut temsilini içeren uygulamaların[8] (tapular, kişilere verilen belgeler, tedarik zinciri işlemleri ve para ile) kökenleri, 1000 yıllık kültürel uygulamaların ardından doğan belirli toplumsal-psikolojik niteliklere dek izlenebilir. Hıristiyan Avrupa'da kuzen evliliklerinin yasaklanması, yeni kurumlar oluşturmakta ve mülkiyetin nasıl tutulduğunu yeniden kurmakta özgür insanların ortaya çıkmasına yol açtı; bu da daha önce var olmayan yeni tür demokratik kurumlar yarattı.[9] Arabaları verimli biçimde kiralamayı ve bu varlıkların paylaşımını iyileştirmek için giderek dijital araçlardan yararlanmayı (örneğin araç ve ev paylaşım platformları) çözmek için on yıllar oldu. Dijital varlıklar, özellikle teknik olmayan büyük insan gruplarının elindekiler, yalnızca birkaç on yıl öncesine dayanıyor. Öyleyse önümüzdeki hayati görev, dijital varlıkları fiziksel varlıklardan beklemeye alıştığımız etkililikle kullanmanın önündeki kritik toplumsal ve teknik engelleri belirlemektir.

Hesaplama varlığı paylaşımının önünde ne olduğunu düşünmenin bir yolu, görece başarılı olduğu alanları düşünmek ve bu alanlarla şimdiye dek çoğunlukla başarısız olduğu alanlar arasındaki farkları ortaya çıkarmaktır. Bunu yapmak için yukarıdaki üç odak alanını gözden geçireceğiz: depolama, hesaplama ve veri.

Varlık paylaşımı için açık standarda en yakın çerçeve, açıkça Lick'in vizyonu örnek alınarak modellenen ve öncülüğünü Juan Benet ile bu kitabın kurulmasını destekleyen yazılımların bazılarında ortak olan Protocol Labs'ın (PL) yaptığı Gezegenler Arası Dosya Sistemi (IPFS) aracılığıyla depolamada var. Bu açık protokol, dünya genelindeki bilgisayarların birbirine makul bir maliyetle, artıklığı, sağlamlığı ve veri gizliliğini/bütünlüğünü güvence altına almaya yardım eden eşler arası, parçalı, şifreli ve dağıtık bir biçimde depolama sunmasına olanak tanır. Protokol üzerine kurulu öne çıkan hizmetler arasında Tayvan Dijital İşler Bakanlığı ile daha merkezî hizmet sağlayıcıları üzerinde kaldıraca sahip olabilecek güçlü hasımlarla karşı karşıya olan diğer hükûmetlerin kullanımı var. Verilerinin ve depolama piyasasının kalıcılığını güvence altına almak için PL ayrıca, ticari işlemlere olanak tanımak ve kullanıcıları ağın verisinin olabildiğince çoğunu depolamaya teşvik etmek üzere Filecoin sistemini yarattı. Yine de IPFS bile, dosyaların dünyanın pek çok yerinden hızla erişilebilmesi için depolanması gereken "gerçek zamanlı" depolamada sınırlı bir başarı elde etti. Böylece IPFS'in ayakta kalmasını sağlayan şeyin, "derin" depolamanın görece basitliği olduğu anlaşılıyor (gerçek yaşamda meta hizmeti olarak sunulan "genel depo" alanlarının karşılığını düşünün).

Gecikme için eniyileme yapmanın daha karmaşık zorluğu ise ezici çoğunlukla Microsoft Azure, Amazon Web Services, Google Cloud Platform ve Salesforce gibi büyük şirket "bulut" sağlayıcılarınca ele alındı. Gelişmiş dünyadaki tüketicilere tanıdık gelen dijital hizmetlerin çoğu (kişisel dosyaların aygıtlar arasında uzaktan depolanması, ses ve video içeriğinin akışı, paylaşılan belgeler vb.) bu sağlayıcılara bağlıdır. Ayrıca bugün çoğu dijital işletmenin çekirdeğindeler; işletme verisinin yüzde 60'ı tescilli bulutlarda depolanıyor ve en büyük iki tescilli bulut sağlayıcısı (Amazon ve Microsoft) piyasanın neredeyse üçte ikisini elinde tutuyor.[10]

Ne var ki bu alanın birkaç kâr amaçlı şirketin denetiminde olmasının sakıncalarının ötesinde, bu bulut sistemleri pek çok bakımdan Lick gibi vizyonerlerin hayal ettiğinden çok daha azını başardı.

Birincisi, şirketi bu fırsatın peşine düşmeye ikna etmeye yardım eden Microsoft ekibi gibi "bulut çağı"nın müjdecileri, buluttan gelecek kazançların çoğunun, tam kullanımı güvence altına almak üzere kiracılar ve uygulamalar arasında daha verimli kaynak paylaşımından doğacağını görüyordu.[11] Ne var ki pratikte buluttan gelen kazançların çoğu, anlamlı kiracılar arası kaynak paylaşımından değil, bol enerji kaynaklarıyla aynı yerde bulunan ve verimli biçimde bakımı yapılan veri merkezlerinin fiziksel maliyet tasarruflarından geldi; çünkü az sayıda bulut sağlayıcısı bu tür bir piyasayı etkili biçimde kolaylaştırdı ve az sayıda müşteri kaynak paylaşımını kendisi için işler kılmanın yollarını buldu.

Daha çarpıcı biçimde, bulut büyük ölçüde dünya genelinde yeni veri merkezlerinde inşa edildi; oysa mevcut hesaplama ve depolamanın çoğu, dünya genelindeki kişisel bilgisayar sahiplerinin ceplerinde, kucaklarında ve masalarında ciddi biçimde eksik kullanılmaya devam ediyor. Dahası bu bilgisayarlar, hesaplama kaynaklarının tüketicilerine özel yapım bulut veri merkezlerinden fiziksel olarak daha yakın ve çoğu zaman daha sıkı biçimde ağa bağlı… ve yine de bulut sisteminin "dehası" onları sistematik biçimde israf etti. Kısacası, pek çok başarısına karşın bulut, büyük ölçüde Lick'in desteklemeye yardım ettiği zaman paylaşımı çalışmasından önce gelen "ana bilgisayar" modelinin daha da merkezî bir sürümüne dönüşü içerdi; hedeflerinin gerçekleşmesini değil.

Yine de bu sınırlı başarılar bile, veri paylaşımında elde edilenden çok daha cesaret verici oldu. Bugün verinin en büyük ölçekli kullanımları ya yalnızca şirket veya kurum sınırları içinde değil, bunların içinde bile mahremiyet siyasalarıyla son derece alt bölümlere ayrılmış biçimde aşırı silolanmış durumda ya da veriyi yaratanların rızası bir yana haberi bile olmadan çevrimiçi kamuya açık verinin yutulmasına dayanıyor. İkincisinin başlıca örneği, ÜTM'lerin üzerinde eğitildiği hâlâ açıklanmayan veri kümeleri. Halk sağlığı ya da hastalıkların tedavisi gibi açık kamu yararı durumları için bile veri paylaşımına olanak tanıma hareketi, yıllardır çeşitli adlar altında ortaya atıldı, ama ne özel sektörde ne de açık standart temelli işbirliklerinde pek az ilerleme kaydetti.

Bu sorun geniş biçimde kabul ediliyor ve dünya genelinde çeşitli kampanyaların konusu. Örnekler arasında Avrupa Birliği'nin Gaia-X veri federasyonu altyapısı ve Veri Yönetişimi Yasası, Hindistan'ın Ulusal Veri Paylaşımı ve Erişilebilirlik Siyasası, Singapur'un Güvenilir Veri Paylaşımı Çerçevesi ve Tayvan'ın Çoğul Yenilik stratejisi, bu zorlukları aşma girişimlerinden yalnızca birkaçı.

Paylaşımın önündeki engeller

Bu başarısızlıklardan, dijital varlıkların daha etkili paylaşımının önündeki engellere dair hangi dersleri çıkarabiliriz? Veri paylaşımının en çarpıcı biçimde başarısız olması ve depolama paylaşımının en çok veri paylaşımı çevresindeki sorunlarla boğuşması olgusundan, doğal bir varsayım, ilgili sorunların bu problemlerin pek çoğunun çekirdeğinde yatabileceğidir. Ne de olsa ilgili zorluklar bütün bu alanlarda yinelenir. IPFS'in yapısının ve karşılaştığı zorlukların çoğu, bu mahremiyeti korumaya çalışan kişi ya da örgütten uzakta depolamaya olanak tanırken veri mahremiyetini korumakla ilgilidir. Bulut sağlayıcılarının merkezî bir üstünlüğü, müşteri verisinin güvenliği ve mahremiyeti konusundaki itibarları olurken bir yandan da o müşterilerin veriyi aygıtları arasında paylaşmasına ve üzerinde büyük ölçekli hesaplamalar yapmasına olanak tanımalarıdır.

Bu zorlukları anlamak için veri ile pek çok gerçek dünya varlığı arasındaki temel bir karşıtlık önemlidir. Yukarıda tartıştığımız gibi varlıkların ödünç verilmesi ve havuzlanması ekonomide her yerdedir. Bunun için kritik olan, bir varlık üzerindeki hakların ayrıştırılabilmesidir. Hukukçular tipik olarak mülkiyetin üç niteliğini betimler: "usus" (bir şeyi kullanma hakkı), "abusus" (onu değiştirme ya da elden çıkarma hakkı) ve "fructus" (yarattığı değer üzerindeki hak). Örneğin standart bir kira sözleşmesi kiracıya usus haklarını devrederken abusus ve fructus'u mülk sahibinde bırakır. Bir şirket pek çok varlığın usus'unu çalışanlara, abusus'u yalnızca üst düzey yöneticilere (ve çoğu zaman yalnızca denge ve denetim mekanizmalarıyla) verir ve fructus'u hissedarlara ayırır.

Bu kritik ayrımı sağlamak veri için farklıdır ve tartışmasız biçimde daha zordur. Verinin usus'una erişim vermenin en basit yolları aynı zamanda erişim verilen kişiye veriyi kötüye kullanma ya da başkalarına aktarma yetisini (abusus) ve başkalarının o verilerden, muhtemelen paylaşan kişinin zararına, finansal fayda sağlama yetisini (fructus) de verir. Çevrimiçi veri yayımlamayı seçen ve verisi şimdi ÜTM'lere dâhil edilmiş olan pek çok kişi, bilgiyi başkalarının kullanması için paylaştığına inanıyordu; ama bu paylaşımın doğuracağı bütün sonuçları görmüyordu. Elbette normlar, yasalar ve kriptografi bu durumu düzeltmede rol oynayabilir; birazdan bunlara döneceğiz. Şu anda bunların hepsi, örneğin şirket yönetişimi ya da konut kiralamadaki beklentilere göre az gelişmiştir ve veri paylaşımının serpilme yetisini zedeler.

İşleri daha da karmaşıklaştıran şu: Ortaklık ve ⿻ Kamular bölümünde vurguladığımız nedenlerle, böyle bir standartlar kümesinde karar kılmak, verinin diğer kilit özelliğiyle zorlaşır: verideki çıkarlar, ender olarak yararlı biçimde çoğunlukla bireysel haklar olarak anlaşılır. Veri doğası gereği ortaklıksal, toplumsal ve kesişimseldir; bu da bu sorun için en basit "hızlı çözümlerin" pek çoğunu (mahremiyet düzenlemeleri ve kriptografi açısından) o kadar uyumsuz kılar ki ilerlemeyi kolaylaştırmaktan çok engellerler.

Dahası, bu zorluklara açık bir çözümler kümesi olsaydı bile, onları doğrudan hayata geçirmenin dolaysız bir yolu yoktur. Sözleşmelere ilişkin en basitleştirici anlayış, bunların bir belgede betimlenen ve karşılıklı kabul edilen, taraflar arası taahhütler olduğudur. Sözleşme özgürlüğü yalnızca bunların uygulatılmasını gerektirir. Ne var ki gerçeklik çok daha zengindir: bir sözleşmede ortaya çıkabilecek pek çok anlaşmazlığın nasıl çözüleceğini belirtmek olanaksızdır ve belirtilse bile kimse böylesine ayrıntılı bir belgeyi okuyup işleyemez.[12] Sözleşmeler zorunlu olarak pek çok noktada muğlaktır ve önemli ama tam olarak belirtilmesi zor pek çok soruya (örneğin "çalışan gerçekten sıkı çalışmalı" ve "işveren adil olmalı") kasten değinmez. Bu yüzden çoğu sözleşmesel düzenleme öncelikle örfî beklentiler, hukuki içtihat, bunlarla tutarlı yasalar, karşılıklı beklenen normlar vb. tarafından yönetilir. Pek çok bağlamda, bu evrilmiş ilkelerle çatışan sözleşme hükümleri uygulatılmaz. Bu normlar ve hukuki yapılar, kiralama ve istihdam gibi kanonik ilişkileri yönetmek üzere on yıllar hatta yüzyıllar boyunca birlikte evrilmiş ve resmî mahkeme temelli sözleşme hükümlerinin ve uygulatmanın oynayacağı rolü asgariye indirmiştir. Kendi kendini uygulatan dijital "akıllı sözleşmeler" böylece bu normları sorunsuzca hayata geçirmenin bir yolunu sunabilirse de, veri işbirliğinin nasıl işlediğine, farklı tarafların ne bekleyebileceğine ve çeşitli hukuki ve teknik uygulatma mekanizmalarının ne zaman devreye girmesi gerektiğine ve gireceğine dair istikrarlı bir toplumsal anlayış yaratma sürecinin yerini alamazlar.

Bu türden zorluklar, veri gibi dijital varlıkları paylaşmak için altyapı kurma çabalarını sarar. Temel sorun, bilginin neredeyse sonsuz sayıda olası kullanımı olmasıdır; bu da tarafların bilgiyi tam olarak nasıl kullanabileceğini tanımlamaya çalışan ağır "sözleşmeci" yaklaşımların yönetilemez bir karmaşıklığa çarpması demektir. Bu tür sözleşmelerin "eksiklik" bölgeleri ezici biçimde geniştir; çünkü genetik ya da coğrafi konum gibi bilgilerin bütün olası gelecek kullanımlarını kataloglamak ve üzerlerinde pazarlık etmek bir yana, hayal etmek bile mümkün değildir. Bu da veri paylaşımının en umut vadeden olası yararlarının — dünyanın dört bir yanındaki uzak taraflara bilgi iletmek için yeni teknik olanaklardan yararlanmayı içerenlerin — aynı zamanda en tehlikeli ve yönetilemez olanlar olduğu anlamına gelir. Bu yüzden olası piyasa felç olmuştur. Bu sorunları geleneksel sözleşmelerle ele alamıyorsak, ideal bilgi paylaşımı alanlarımız sonunda ortaklıklarımızın biçimine uyacaktır; yani ortaklık bağlantılarımızın daha iyi haritalarına ve başka yerde tartışıldığı gibi, güvenilen topluluklardan bile bilgi sızmasına karşı daha iyi güvencelere ihtiyacımız var.

Elbette bunlar dijital varlık paylaşımını kuşatan tek sorunlar olmaktan uzak: gecikme için eniyileme, güvenlik önlemlerinin haritalanması, hesaplama birimlerinin uygun biçimde standartlaştırılması ve benzeri teknik engeller de kayda değerdir. Ama veriyi paylaşılırken korumaya yönelik açık ve anlamlı standartların (hem hukuki hem teknik) eksikliğinin yarattığı zorluklar, ölçeklenebilir dijital işbirliğinin neredeyse her yönüne taşar. Bu tür standartlara ulaşmak için gerekecek toplumsal deneyin ve evrimin yerini hiçbir tümdengelimli çözümleme alamazsa da, yukarıdaki merkezî gerilimleri ele alması olası görünen ve dolayısıyla dijital varlık paylaşımının önündeki mevcut engelleri aşacaksak toplumsal keşif için önemli hâle gelmesi gereken bileşenlerden ve çabalardan bazılarını vurgulayabiliriz.

⿻ mülkiyet

Ele alınacak ilk ve en basit mesele, hesaplama varlığı paylaşımı için başarım ve güvenlik standartlarıdır. Kullanıcılar verilerini depoladıklarında ya da bir hesaplamayı başkalarına emanet ettiklerinde, verilerinin üçüncü bir tarafça ele geçirilmeyeceğine, hesaplamanın beklentilerine göre yapılacağına, verilerinin kendileri ya da müşterileri tarafından çeşitli yerlerdeki insanlarca beklenen bir gecikme dağılımıyla geri alınabileceğine vb. dair güvencelere ihtiyaç duyar. Şu anda bu tür güvenceler bulut sağlayıcılarının değer önerilerinin merkezindedir. Hesaplama hizmeti sunan geniş bir birey ve örgüt kümesinin kolayca karşılayabileceği standartlar olmadığından, bu güçlü şirketler piyasaya egemendir. Benzer bir örnek, çeşitli web barındırma hizmetlerinin, web içeriği tüketicilerine o siteden veriye kötü niyetli gözetim olmadan erişebileceklerine dair güven veren güvenlik ölçütlerini karşılamasını sağlayan Hipermetin Aktarım Protokolü Güvenli'nin (HTTPS) getirilmesidir. Bu tür standartlar, ek başarım ve güvenlik özellikleri üzerinde arama, talep ve eşleştirme için standartlaştırılmış biçimlerle doğal olarak eşleştirilebilir.

Ne var ki yukarıda belirtildiği gibi en çetrefil sorular başarım ya da üçüncü taraf saldırılarıyla değil, veri işbirliğinin kalbindeki sorunlarla ilgilidir: A Tarafı'nın veri ya da başka dijital varlıklar paylaştığı bir işbirlikçi olan B Tarafı, A Tarafı'nın verisi hakkında ne öğrenmelidir? Bunun açıkça tek bir doğru yanıtı olmasa da, katılımcıların işbirliğinden yararlanmasına, kritik çıkarlarını ya da bu işbirliğinden etkilenen diğer insanlarınkini sık sık baltalamadan olanak tanıyacak biçimde parametreleri ve beklentileri belirlemek, veri işbirliğini uygulanabilir ve sürdürülebilir kılmanın merkezindedir. Neyse ki bu tür ilişkiler için teknik iskele sağlamaya yardım edecek bir dizi araç kullanılabilir hâle geliyor.

Ortaklık bölümünde tartışmış olsak da, burada geçerliliklerini anımsamakta yarar var. Güvenli çok taraflı hesaplama (SMPC) ve homomorfik şifreleme, birden çok tarafın birlikte bir hesaplama yapmasına ve her birinin girdilerini diğerlerine açıklamadan kolektif bir çıktı üretmesine olanak tanır. En basit örnekler arasında ortalama maaş hesaplamak ya da bir seçimde oyları saymak sayılabilirse de, bir ÜTM'yi eğitmek ya da ince ayarlamak gibi çok daha gelişmiş olanaklar giderek erişilebilir hâle geliyor. Bu daha iddialı uygulamalar, "federe öğrenme" ve "veri federasyonu" alanının doğuşuna yardım etti; bunlar, bu iddialı uygulamalardan biri için gereken hesaplamaların, kişisel ya da kurumsal bilgisayarlardan oluşan dağıtık bir ağda yerel olarak yapılmasına ve modele giren girdilerin, altta yatan eğitim verisi hiçbir zaman iletişimin ilgili taraflarının makinesinden ya da sunucularından çıkmadan güvenli biçimde ileri geri aktarılmasına olanak tanır. OpenMined gibi bu araçların açık kaynak sağlayıcılarıyla işbirliği içinde Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütler, bu araçlardan yararlanan veri işbirliği için giderek daha çok deneysel vitrin platformu kurdu.[13] Bu dağıtık yaklaşıma bir alternatif, belirli hesaplamaları yaptığı doğrulanabilen ama kimseye ara çıktılarına erişim vermeyen özelleşmiş "gizli bilgisayarlar" kullanmaktır. Ne var ki bu makineler pahalı olduğundan ve yalnızca sınırlı bir şirketler yelpazesince üretildiğinden, yayılmış işbirliğinden çok güvenilir merkezî bir kuruluşun denetimine daha uygundurlar.

Bu yaklaşımlar, işbirlikçiler arasında gereksiz bilgi aktarılmadan bir işbirliğine ulaşmaya yardım edebilirse de, işbirliğinin ürettiği istenen çıktılarda (örneğin istatistikler ya da modeller) yer alan bilgiyi ele almak için başka araçlar gerekir. Modeller hem girdi bilgisini sızdırabilir (örneğin bir model belirli bir kişinin tıbbi geçmişinin mahrem ayrıntılarını yeniden üretir) hem de tersine, bilginin kaynağını gizleyebilir (örneğin girdi olan yaratıcı metni bir lisansı çiğneyerek atıf vermeden yeniden üretir). Her ikisi de veri işbirliğinin önünde ciddi engellerdir; çünkü işbirlikçiler tipik olarak verilerinin kullanımı üzerinde faillik ister.

Bu zorlukları ele alacak araçlar kriptografikten çok istatistikseldir. Diferansiyel mahremiyet, açıklamaların birlikte girdileri güvenilir biçimde açığa çıkarmamasını sağlamak üzere bir "mahremiyet bütçesi" kullanarak, girdi verisinin bir çıktı verisi toplamından tahmin edilebilme derecesini sınırlar. Filigranlama, içerikte kökenini gösteren, silinmesi, göz ardı edilmesi, hatta bazı durumlarda saptanması zor "imzalar" yaratabilir. "Etki fonksiyonları", belirli bir veri toplamının bir modelin çıktısını üretmedeki rolünü izler ve başka türlü "kara kutu" olan bir modelin çıktısına en azından kısmi atıf yapılmasına olanak tanır.[14]

Bütün bu teknikler ÜTM gelişiminin hızının, ölçeğinin ve gücünün bir miktar gerisinde kaldı. Örneğin diferansiyel mahremiyet çoğunlukla olguların harfi harfine istatistiksel geri elde edilebilirliğine odaklanırken, ÜTM'ler çoğu zaman bir dedektif gibi "akıl yürütme" yapabiliyor; örneğin birinin ilk okulunu, sonraki okullar, dostluklar vb. hakkındaki yalnızca gevşek biçimde ilişkili olgular takımyıldızından çıkarabiliyor. Bu modellerin kapasitesinden bu teknik zorlukları ele almak için yararlanmak ve özellikle modeller daha da ilerlerken veri korumasının ve atfın teknik standart tanımlarını türetmek, veri işbirliğini sürdürülebilir kılmanın merkezinde olacak.

Ne var ki veri işbirliğinin zorluklarının pek çoğu salt teknik olmaktan çok örgütsel ve toplumsaldır. Daha önce belirttiğimiz gibi, neredeyse bütün veriler ilişkisel olduğundan verideki çıkarlar ender olarak bireyseldir. Bu en temel noktanın da ötesinde, veri haklarını ve denetimini birey düzeyinde örgütlemenin pratik olmamasının pek çok nedeni var:

  • Toplumsal sızıntı: Veri doğrudan bir toplumsal etkileşimden doğmadığında bile, neredeyse her zaman toplumsal sonuçları vardır. Örneğin akrabaların paylaşılan genetik yapısı nedeniyle, bir nüfusun yüzde 1'lik istatistiksel örneklemi gibi bir şey, herhangi bir bireyin genetik profilinden tanımlanmasına olanak tanır; bu da genetik mahremiyetin korunmasını derinden toplumsal bir girişim hâline getirir.
  • Yönetim zorlukları: Bir bireyin tek başına, veriyi çeşitli biçimlerde paylaşmanın hem finansal hem kişisel sonuçlarını anlaması neredeyse olanaksızdır. Otomatik araçlar yardımcı olabilirse de, bunlar bu bireyler için mütevelli olması gerekecek toplumsal gruplarca yapılacak ya da biçimlendirilecektir.
  • Toplu pazarlık: Büyük veri kümelerinin başlıca tüketicileri dünyanın en büyük ve en güçlü şirketleridir. Dünya genelindeki milyarlarca veri yaratıcısı onlarla herhangi bir düzenlemede ancak kolektif davranırlarsa makul koşullara ulaşabilir ve bu şirketler ancak o zaman iyi niyetli pazarlığa girebilir.

"Veri öznelerinin"[15] haklarını ve çıkarlarını kolektif olarak temsil etme rolünü üstlenebilecek örgütlere çeşitli adlar verildi: veri vakıfları,[16] işbirlikleri,[17] kooperatifler[18] ya da yazarlardan birinin önerdiği esprili bir deyişle "bireysel veri aracıları" (MID'ler).[19] Bunlardan bazıları epey doğal biçimde mevcut örgütlerin çizgisini izleyebilir: örneğin içeriklerini temsil eden yaratıcı işçi sendikaları ya da gönüllü editörlerinin ve katkı sunanlarının kolektif çıkarını temsil eden Vikipedi. Diğerleri yeni örgütlenme biçimleri gerektirebilir; kod üretim modellerini eğitmek için kullanılan açık kaynak kodun katkı sunanları, hayran kurgusu yazarları ve Reddit sayfası yazarları kendi kolektif temsil biçimlerini örgütlemek zorunda kalabilir.

Bu resmî teknolojilerin, örgütlerin ve standartların ötesinde, veri işbirliklerinde neyin tehlikede olduğunun geniş biçimde anlaşılmasını sağlamak ve böylece katkı sunanların adil anlaşmalar yapma ve işbirlikçilerini sorumlu tutma konusunda güçlü hissetmesi için daha geniş ve daha yaygın kavramlar, beklentiler ve normlar gelişmelidir. Veri işbirliklerinin dönüşeceği şeyde teknolojik değişimin ve uyarlanmanın hızı göz önüne alındığında, bu normların hem yaygın ve makul ölçüde istikrarlı hem de dinamik ve uyarlanabilir olması gerekecek. Buna ulaşmak, izleyen bölümlerde tartıştığımız gibi teknik değişime ayak uyduran eğitim ve kültürel katılım uygulamaları gerektirecek.

Yeterince gelişip yayıldıklarında, veri işbirliği araçları, örgütleri ve uygulamaları, "mülkiyet hakları" kadar derinlemesine sağduyuya ve hukuk pratiğine kodlanacak kadar tanıdık hâle gelebilir; gerçi belirttiğimiz gibi neredeyse kesinlikle toprağın özel mülkiyetini ya da bir anonim şirketin örgütlenmesini yöneten standart örüntülerden farklı bir biçim almak zorunda kalacaklar. Belirttiğimiz gibi, çok daha fazla teknik ve kriptografik öge, kolektif yönetişime ve mütevelli yükümlülüklerine daha çok vurgu yapan farklı türde toplumsal örgütlenmeler ve bir MID üyesinin tek taraflı açıklama yapmasına karşı koruyan normlar ya da yasalar (sendikalara karşı tek taraflı grev kırıcılığının yasaklanmasına benzer) içermeleri gerekecek. Bunlar dijital dünya için "mülkiyetin" gelecekteki bir sürümüne dönüşebilir, ama verinin ⿻ karakterine çok daha uyumlu bir sürümüne.

⿻ gerçek mülkiyet

⿻ mülkiyete ulaşmak bir zorluk olacak, ama başka alanlardaki pek çok mülkiyet hakları sisteminin de tartışmalı ve akış hâlinde olduğunu hatırlamak öğretici. Bir bakıma verinin derinden toplumsal karakteri onu gerçek dünya varlıklarından ayırır ve dolayısıyla mülkiyet hakları ile sözleşme sistemleri tasarlamaya ilişkin mevcut kiplerimiz veriye kolayca uygulanamaz. Ama başka bakımlardan verinin derinden toplumsal karakteri, tanıdık olmayışı yoluyla, geleneksel mülkiyet sistemlerinin bugün gerçek varlıkları yönetmek için kendilerinin de ne kadar elverişsiz olduğunun pek çok yönünü belirginleştirir.

Salt dijital varlık dünyasından bir adım uzaklaşıp, mülkiyet hakları rejimleri hızla değişen dijitalle ilgili iki varlık örneğine bakalım. Bu iki örnek elektromanyetik spektrum ile internetteki ad alanlarıdır.

Geleneksel olarak, belirli bir coğrafi menzilde belirli bir elektromanyetik frekansta yayın yapma hakları (ABD dâhil pek çok ülkede) işletmecilere tahsis edilmiş ya da açık artırmayla satılmış ve lisanslar düşük maliyetle yenilenmiştir. Bu, aynı yerde aynı bantta çok sayıda kullanıcının çalışmasına izin verilirse frekans kullanıcılarının birbirine karışacağı ve lisans sahiplerinin bant üzerinde mülkiyet hakları olursa onu gözeteceği fikrine dayanarak fiilen özel mülkiyet benzeri bir hak yaratmıştır. Ne var ki bu varsayımlar son dönemde kopma noktasına kadar sınandı; çünkü pek çok dijital uygulama (WiFi gibi) spektrumu paylaşabiliyor ve spektrum kullanımlarının hızla değişen doğası (örneğin karasal yayından 5G kablosuza geçiş) girişim örüntülerini çarpıcı biçimde değiştirdi; bu da spektrumun, eski lisans sahiplerinin çoğu zaman direnenler olarak davranabildiği bir yeniden örgütlenmesini gerektirdi.[20] Bu da mülkiyet sisteminde ciddi değişikliklere yol açtı; Amerika'nın Federal İletişim Komisyonu gibi lisanslama kurumlarının direnenleri açık artırmalarda yeniden konumlandırmasına olanak tanındı ve alandaki liderler, aşağıda Sosyal Piyasalar bölümümüzde tartıştığımız gibi kiralama ve sahiplik ögelerini karıştıracak ya da spektrumun belirli paylaşılan kullanımlar için lisanssız bırakılmasını sağlayacak daha da köktenci tasarımlar önerdi.[21]

Ad alanlarında mülkiyetin evrimi daha da köktenci oldu. Geleneksel olarak İnternet Tahsisli Adlar ve Numaralar Kurumu (ICANN), spektrum için mülkiyet benzeri lisanslama rejimine benzer biçimde, alan adlarının görece düşük maliyetle ve cüzi yenileme ücretleriyle tescil edilmesine izin veriyordu. Bu sistem evrilmiş olsa da, daha temel değişiklik, bugün çoğu insanın web sitelerine doğrudan gezinmek yerine arama motorları aracılığıyla ulaşmasıdır. Bu motorlar genellikle belirli bir adla ilişkili siteleri, kullanıcılar için ilgililiklerine dair çeşitli (çoğunlukla kamuya açıklanmayan) sinyallere dayanarak listeler ve gerçek zamanlı açık artırmayla satılan bazı ücretli reklamlar da ekler.[22] İlgililik algoritmaları bir tür kara kutu olsa da, onlar için makul bir ilk zihinsel model, Google kurucuları Sergey Brin ve Larry Page'in özgün "PageRank" algoritmasıdır; bu algoritma sayfaları "ağ merkeziliklerine" göre sıralıyordu; bu kavram, aşağıda ⿻ Oylama bölümümüzde tartışacağımız ağ temelli oylama sistemleriyle ilgilidir.[23] Böylece ilk bakışta, bugün İnternet ad alanlarının fiilî mülkiyet rejimini, (alan adı sahiplerinin değil) tarayıcı kullanıcılarının çıkarına yönelik kolektif yönlendirme ile alan adı sahipleri için gerçek zamanlı bir açık artırmanın birleşimi olarak düşünebiliriz. Her ikisi de geleneksel mülkiyet sistemlerinden çok uzaktır.

Bu elbette bunlardan herhangi birinin ideal, hele toplumsal olarak meşru olduğunu öne sürmek değil. Bu sistemler büyük ölçüde kamuoyunun gözünden uzakta, kamusal bir anlayış olmaksızın teknokrat mühendis ve iktisatçı ekiplerince tasarlandı. Pek azı bunların işlediğini fark ediyor, uygun olduklarına inanmak bir yana.[24] Öte yandan gerçek zorluklara yaratıcı biçimlerde karşılık veriyorlar ve ele aldıkları meseleler şimdiye dek uygulandıkları dar alanların çok ötesine uzanıyor. Direnenler sorununu ve spektrum paylaşımını ele almak, kamuoyunun geniş biçimde talep ettiği ve hatta ulusal güvenlik meseleleri açısından bile merkezî görülen dijital kalkınmaya olanak tanımanın merkezindedir. Benzer direnme sorunları kent mekânlarının yeniden geliştirilmesine ve ortak altyapının inşasına sinmiş durumda; şu anda özel mülkiyet olarak tutulan pek çok arazi parklar gibi paylaşılan alanlara dönüştürülebilir (ya da tersi).

Ad alanlarını özel mülkiyet olarak ele almak pek anlamlı değil; çünkü tartışmalı bir ada (örneğin "ABC.com") sahip olanlar alan adı işgalcileri, sınırlı bir kitleye hizmet eden eski sahipler, bir markayı sömüren dolandırıcılar vb. olabilir. Mülkiyet haklarının sunduğu istikrarın ve sahiplerin ödeme istekliliğinden gelen önem sinyalinin bir kısmı açıkça önemli olsa da, arama motorlarının kullandığı sistemler, hem istikrardaki kamu yararını hem de ad alanı için ödeme yapacakların gerçek zamanlı taleplerini açıkça hesaba katarak bunu, tartışmasız biçimde basit bir özel mülkiyet sisteminden daha iyi bir dengeyle sağlıyor. Yine bu meseleler, ticari markalardan ve diğer fikrî mülkiyetten antik eserlerin ve kentlerdeki tarihî mekânların sahipliğine dek "gerçek dünya" alanlarında sık sık karşımıza çıkıyor. Çok daha iyi kamusal katılım, eğitim ve savunuyla birleşirlerse, dijital âlemde evrilmiş ve evrilmekte olan mülkiyete yenilikçi alternatiflerin mülkiyet sistemlerini daha genel olarak ⿻ bir yönde yeniden düşünmemize nasıl yardım edebileceğini görmek için hayal gücünü biraz zorlamak yeter; bu temayı aşağıda Sosyal Piyasalar bölümümüzde daha derinlemesine inceleyeceğiz.


  1. Kate Crawford, Atlas of AI (New Haven, CT: Yale University Press, 2022). Mary Gray, and Siddhath Suri. Ghost Work: How to Stop Silicon Valley from Building a New Global Underclass. (Boston: Houghton Miffilin Harcourt, 2019). ↩︎

  2. Polanyi, op. cit. ↩︎

  3. Licklider, "Memorandum for Members and Affiliates of the Intergalactic Computer Network", op. cit. ↩︎

  4. Waldrop, The Dream Machine, op. cit. ↩︎

  5. Brian Dear, The Friendly Orange Glow: The Untold Story of the PLATO System and the Dawn of Cyberculture (New York: Pantheon, 2017) ↩︎

  6. Gartner, "Gartner Forecasts Worldwide Semiconductor Revenue to Grow 17% in 2024" (2023) at https://www.gartner.com/en/newsroom/press-releases/2023-12-04-gartner-forecasts-worldwide-semiconductor-revenue-to-grow-17-percent-in-2024 ↩︎

  7. David Graeber and David Wengrow, The Dawn of Everything: A New History of Humanity, (New York: Farrar, Straus And Giroux, 2021). Yazarlar bu kitapta, insanların son 100.000 yılda kendilerini nasıl örgütlediklerine dair geniş bir siyasal yaratıcılık ve esneklik yelpazesini inceliyor. ↩︎

  8. Hernando de Soto, The Mystery of Capital: Why Capitalism Triumphs in the West and Fails Everywhere Else, (New York: Basic Books, 2000). Kitapta, mülkiyetin resmî tapular ve belgelerle soyut biçimde temsil edilmesinin varlıkların finansal sistemde kaldıraç olarak kullanılmasına olanak tanıdığını ve böylece servet üretip iktisadi büyümeyi teşvik ettiğini vurguluyor. ↩︎

  9. bkz. Henrich, "Part III: New Institutions, New Psychologies," op. cit. ↩︎

  10. Josh Howarth, "34 Amazing Cloud Computing Stats" Exploding Topics, February 19 2024 at https://explodingtopics.com/blog/cloud-computing-stats. Felix Richter, "Amazon Maintains Cloud Lead as Microsoft Edges Closer" Statista February 5, 2024 at https://www.statista.com/chart/18819/worldwide-market-share-of-leading-cloud-infrastructure-service-providers/ ↩︎

  11. Rolf Harms, and Michael Yamartino, “The Economics of the Cloud,” 2010, https://news.microsoft.com/download/archived/presskits/cloud/docs/The-Economics-of-the-Cloud.pdf. ↩︎

  12. Sanford J. Grossman and Oliver D. Hart, "The Costs and Benefits of Ownership: A Theory of Vertical and Lateral Integration", Journal of Political Economy 94, no. 4: 691-719. ↩︎

  13. "The UN is Testing Technology that Processes Data Confidentially" The Economist January 29, 2022. ↩︎

  14. Pan Wei Koh and Percy Liang, "Understanding Black-Box Predictions via Influence Functions", Proceedings of the 34th International Conference on Machine Learning, 70 (2017): 1885-1894 ↩︎

  15. Jaron Lanier, Who Owns the Future?, (New York: Simon and Schuster, 2014). ↩︎

  16. Sylvie Delacroix, and Jess Montgomery, “Data Trusts and the EU Data Strategy,” Data Trusts Initiative, June 2020. https://datatrusts.uk/blogs/data-trusts-and-the-eu-data-strategy. ↩︎

  17. Data Collaboration Alliance için bkz. https://www.datacollaboration.org/ ↩︎

  18. Thomas Hardjono and Alex Pentland, "Data cooperatives: Towards a Foundation for Decentralized Personal Data Management," arXiv (New York: Cornell University, 2019), https://arxiv.org/pdf/1905.08819.pdf. ↩︎

  19. Lanier and Weyl, op. cit. ↩︎

  20. Paul R. Milgrom, Jonathan Levin and Assaf Eilat, "The Case for Unlicensed Spectrum" at https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=1948257 and Paul Milgrom, "Auction Research Evolving: Theorems and Market Designs", American Economic Review 111, no. 5 (2021): 1383-1405. ↩︎

  21. E. Glen Weyl and Anthony Lee Zhang, "Depreciating Licenses", American Economic Journal: Economic Policy 14, no. 3 (2022): 422-448. Paul R. Milgrom, E. Glen Weyl and Anthony Lee Zhang, "Redesigning Spectrum Licenses to Encourage Innovation and Investment", Regulation 40, no. 3 (2017): 22-26. ↩︎

  22. Benjamin Edelman, Michael Ostrovsky and Michael Schwarz, "Internet Advertising and the Generalized Second-Price Auction: Selling Billions of Dollars Worth of Keywords", American Economic Review 97, no. 1: 242-259 ↩︎

  23. Sergey Brin and Lawrence Page, "The Anatomy of a Large-Scale Hypertextual Web Search Engine", Computer Systems and ISDN Systems 30, no. 1-7: 107-117. ↩︎

  24. Nitekim bu kitabın yazarları bu nedenlerle bu tasarımların önde gelen eleştirmenleri oldu. Zoë Hitzig, "The Normative Gap: Mechanism Design and Ideal Theories of Justice", Economics and Philosophy 36, no. 3: 407-434. Glen Weyl, "How Market Design Economists Helped Engineer a Mass Privatization of Public Resources", Pro-Market May 28, 2020 at https://www.promarket.org/2020/05/28/how-market-design-economists-engineered-economists-helped-design-a-mass-privatization-of-public-resources/. ↩︎