Yushan'dan Bir Bakış

Bölümü dinle

Girdaplı okyanus, güzel adalar;
Kültürler arası bir yurttaşlar cumhuriyeti.[1]


Doğu Asya'nın en yüksek zirvesi Yushan'ın (Yeşim Dağı) tepesinde durulduğunda yalnızca Tayvan'a yukarıdan bakılmakla kalınmaz, bu küçük, dağlık ada ülkesinin nasıl küresel bir kavşak olduğu da hissedilir. Avrasya ve Pasifik tektonik plakalarının kavşağında yer alan Tayvan'ın jeolojik fay hattı onu her yıl yukarı iterken, sakinlerini titiz yapı yönetmeliklerinin koruduğu depremlere de düzenli olarak yol açar. Aynı biçimde, Tayvan'ın çeşitli kültürünün, tarihinin ve değerlerinin çarpışması müreffeh ve yenilikçi bir toplum kurmuş; toplum yanlısı dijital yenilik ise onu kutuplaşmadan korumayı başarmıştır.

Bugün %70'in üzerinde seçmen katılım oranı[2], dünyada ikinci en yüksek dinsel çeşitlilik[3] ve ileri çipler için küresel tedarik kapasitesinin %90'ıyla Tayvan, coğrafi kısıtları aşmış ve demokratik bir toplumun bölgesiyle ve dünyayla işbirliği yapma dayanıklılığını ortaya koymuştur.

Tayvan'ın Kovid krizi sırasında hiçbir sokağa çıkma yasağı olmadan dünyanın en düşük ölüm oranlarından birine ulaşabilmesi — aynı zamanda dünyanın en hızlı ekonomik büyüme oranlarından birini korurken — Tayvan'ın bilgi toplumunun çoğul ruhunun sonuçlarını gösteriyor. İster maske haritası ister toplumsal güvenlik mesafesi olsun, bunların hepsi gündelik yaşama derinden kök salmış işbirliğine dayalı çeşitlilik teknolojilerinin tezahürleridir.[4]

Yakınsama yeri

Tayvan adının kökenlerinden biri, "yakınsama yeri" anlamına gelen yerli sözcük "Taivoan"dır. Tayvan'ın, MÖ ikinci binyılda Polinezyalı denizcilerin binlerce kilometrelik yolculuklarının başlangıç noktası olduğuna inanıldığı için, yeryüzündeki herhangi bir yerden daha uzun süredir uzun mesafeli işbirliğinin çıkış noktası olduğu tartışmasız savunulabilir.[5] Yerli kültürlerden, sömürgeci güçlerden ve bölgenin ve dünyanın siyasi ideolojilerinden etkilenen bu adanın ve halkının hikâyesi, buranın ne olduğu ve ne olabileceğine dair farklı kavrayışlar arasındaki süregelen çatışma ve ortak yaratımın etrafında döner. Bu gürültülü ve zengin çarpışma, sürekli altüst oluş tarihiyle dövülmüş eşsiz bir demokrasi biçimi dökmüştür.

Bu kitabın başyazarlarının iki çarpıcı kişisel deneyimi bu eşsiz kültürel ve siyasi ortamı örnekler. 18 Mart 2014'te, Pekin'le yeni bir ticaret anlaşmasının özünden ve sürecinden hoşnutsuz olan ve küresel "Occupy" hareketinden esinlenen bir grup öğrenci, yasama binasını çevreleyen çiti aştı. Yaklaşık yedi yıl sonra Amerikan yasama Kongre binasının benzer bir işgali yalnızca birkaç saat sürdü ve yine de Amerikan tarihinin en bölücü olaylarından biridir. Buna karşılık "Ayçiçeği" (318) işgali yüz kat daha uzun sürdü (üç haftadan fazla) ve yine de protestocuların talepleri sonunda büyük ölçüde bir uzlaşma olarak kabul edildi; hareket bir hükûmet değişikliğine ve yeni siyasi partilerin yükselişine yol açtı.

Belki de en önemlisi, hareket siyasette daha derin ve kalıcı bir kaymaya yol açtı; dönemin hükûmeti harekete saygı duymaya başladı ve bakanlar, gençlerden ve sivil toplumdan öğrenmelerine yardımcı olmak üzere daha genç "ters mentorlar" davet etti. Böylesi özellikle girişken bir bakan, dünyanın dijital katılımdan sorumlu ilk bakanlarından Jaclyn Tsai, ikimizden birini kamu hizmeti yolculuğumuza başlamak üzere işe aldı. Sonunda bu, onun 2016'da o rolü üstlenmesine ve 2022'de ilk Dijital İşler Bakanı olmasına yol açtı.

Bu olaylardan neredeyse on yıl sonra, bu kitabın diğer başyazarı, 13 Ocak 2024'te yapılan ve önceki hiçbir yıldan daha fazla insanın oy vereceği bir "seçimler yılını" başlatan genel seçime tanıklık etmek için ziyarete geldi; bu, GPT gibi üretici modellerin kamu bilincine patlama yaptığı "yapay zekâ yılının" hemen ardından geliyordu. Birçok kişi bu modellerin otoriter aktörlerce bilgi manipülasyonunu ve müdahaleyi hızlandıracağını bekliyor. Bu seçim bir test vakası gibi görünüyordu; çok daha küçük bir nüfusa odaklanmış, daha eşgüdümlü ve daha iyi finanse edilmiş bir hasım vardı.[6] Seçim arifesinde Taipei sokaklarında yürürken, böylesi saldırıların sömüreceği bölünmelerden yana sıkıntı görmedi. İktidardaki Demokratik İlerleme Partisi'nin (DPP) mitinginde tek bir resmî bayrak bulamadı; yalnızca adanın pankartları, partinin imza yeşil rengi ve ara sıra gökkuşağı bayrakları 🏳️‍🌈. Muhalefetteki Kuomintang (KMT ya da Milliyetçi) partisinin mitinginde ise yalnızca Çin Cumhuriyeti (ÇC) bayrağını gördü 🇹🇼. Bu ona, Demokratlar tarihî bir İngiliz bayrağı, Cumhuriyetçiler ise yıldızlar ve şeritleri sallasaydı Amerikan yurdundaki bölünmelerin ne kadar daha uç olacağını hayal ettirdi.

Ne var ki bu uç ayrımlara karşın ve kısmen Ayçiçeği hareketinin sonucu olarak geliştirilen teknolojilerden yararlanılarak, 13 Ocak seçimi dünyaya olumlu bir model hâline geldi; otoriter hasmın karşı çıktığı partinin adayı kamuoyu yoklamalarının üzerinde performans gösterdi, seçimden sonra sükûnet hâkim oldu ve toplum genelinde büyük ölçüde uzlaşımsal bir sonuca ulaşıldı. Teknolojiden ve toplumsal örgütlenmeden yararlanarak birbirinden çok ayrışan tutumları ortak ilerlemeye kanalize etme kapasitesi, en keskin biçimde Ayçiçeği hareketinin ardından gelen on yıllık çalışmada tezahür etti. Yine de çok daha derin tarihsel kökleri vardır; farklı başlangıç noktalarından gelip bu kaderi belirleyen dijital demokrasi on yılında yakınsayan kökler.

Tayvan'ın tarihsel soyu

DPP ile KMT'nin vurguladığı ayrışan kimlikler, "buranın ne olduğuna" dair farklı yönlere ve tahayyüllere karşılık gelir. Bunlar, adanın adına dair alternatif bir kökenle yankılanır: yakın akraba bir başka yerli dilde (Siraya) "halk"-"yer" anlamına gelen "tayw"-"an". KMT için (mavi renkle özdeşleşen), Tayvan halkının çoğunun Mandarin, Taigi (Tayvan Hokkiencesi) ve Hakka gibi Çin dillerini konuşmasıyla tanımlanır. Kimileri Tayvan'ın etno-tarihsel olarak ÇHC'den daha "Çinli" olduğunu savunacak kadar ileri gider; %80'den fazlası birincil dil olarak Mandarin konuşur (ÇHC'de %70'e karşılık), %40'tan fazlası Taoizm gibi geleneksel dinleri izler (ÇHC'de %20'nin altına karşılık) ve resmî hükûmet ideolojisi ithal Marksizm değil Üç İlkeciliktir (aşağıda daha fazlası). Buna karşılık DPP'nin ("yeşil"le özdeşleşen) görüşünden etkilenenler için Tayvan bir yerdir; tarihi çeşitli ve kültürler arası olan, yalnızca iki yüzyılını Qing Çin yönetimi altında bir çevre olarak geçirmiş ve kendi geleceğini belirlemenin merkezi olması gereken bir ada. Bu ayrımları anlamlandırmak için hem bu adanın hem ÇC hükûmetinin tarihini kısaca izlememiz gerekir.

Adanın tarihi her dönemeçte savaş, isyan, sömürgeci ve ulusal bağımsızlık anlatılarıyla doludur. Güney Çin Denizi'ndeki birçok ada gibi Tayvan'daki yerli halklar da sömürgeci genişleme yoluyla İspanyollar, Japonlar ve Hollandalılar gibi daha büyük emperyal güçlerle karşılaştı. On yedinci yüzyıla gelindiğinde Hollandalılar adanın güney kısmına, İspanyollar kuzey bölgesine yerleşti; bu yerleşimlerin ikisi de ticaret için tasarlanmış limanlardı, adanın büyük bölümü ise arazi koşulları ve sömürgeci denetime şiddetle karşı çıkan yerli halklar nedeniyle erişilemez kaldı.[7]

Japonya, Çin ve Güneydoğu Asya'dan gelen Güney Çin Denizi tüccarları (ya da onlarla nasıl karşılaştığınıza bağlı olarak korsanlar) da adaya yerleşti ya da limanları kullandı. 1662'de Zheng Chenggong, ya da Koxinga, yeni kurulan Qing hanedanına (1644-1911) karşı açık isyan hâlinde, Hollandalıları güney bölgesindeki iktidar merkezlerinden zorla çıkardı ve Qing'e karşı seferini Tayvan'dan sürdürdü.[8] 1683'e gelindiğinde Zheng ailesinin önderlik ettiği isyan yenilgiye uğradı ve Tayvan nominal olarak Qing'in denetimine girdi.

İki yüz yıldan biraz fazla bir süre sonra, 1895'te Qing hanedanının Çin-Japon savaşındaki yenilgisi, Tayvan'ın modern tarihini tanımlayacak iki olaylar dizisini harekete geçirdi. Birincisi, Qing Tayvan'ı ve hemen çevresindeki adaları Japonya'ya bıraktı; bu, Tayvan'da yarım yüzyıllık Japon sömürge yönetiminin başlangıcı oldu. İkincisi, bu yenilgi ÇC'yi yaratan milliyetçi hareketin yükselişini besledi.[9] Bu iki ipliği ayrıştıkları noktada ayrı ayrı izlemeliyiz.

Tayvan'da Japon işgali demokrasi hareketinin başlangıcını işaretledi. Vali Tang Jingsong, liderlik değişikliğinden yararlanarak kısa ömürlü bağımsız bir Formoza Cumhuriyeti kurdu; bu da 36.000 kilometrekarelik bir adada 12.000 can pahasına bastırıldı. Japon sömürge yönetimi sırasında "dōka" (asimilasyon) politikası, Tayvanlıları Japon kültürel ve dilsel sistemine katmayı bir kez daha denedi. Japon İmparatorluğu'ndaki bu politika; dili, hükûmet yapısını, kentsel inşayı ve Tayvan'ın seçkinlerinin ve aydınlarının eğitimini Japonya'nınkiyle bütünleştirmeye çalıştı; birçoğunu eğitim için Japonya'ya götürmek de buna dâhildi.

Japon imparatorluğunun yatırdığı muazzam çabalara ve kaynaklara karşın Tayvan'ın direnişi ve kimliği ayakta kaldı. Farklı etnik gruplar az ya da çok "medeni" sayılıyordu; bir insan grubu ne kadar az medeni sayılırsa Japon hükûmeti o kadar sert ve şiddetli davranıyordu; böylece Japon denetimi altındaki yerli, Taigi ve Hakka halkları için temelden farklı deneyimler yaratıldı.[10] Küresel sömürgecilik karşıtı hareketin yükselişi ve 20. yüzyılın başında Japonya içindeki Taishō demokratik reformları, Tayvan'daki aydınlara ve eylemcilere kendi kaderini tayin için ideolojik zemin sağladı. 1935'te mülk sahibi erkeklerin küçük bir bölümünü seçmen olarak içeren yerel seçimler, en azından Tayvanlı seçkinlere demokratik katılımın ilk tadını verdi ve daha fazla özerklik ile ifade arayışını özendirdi.[11]

Üç İlkecilik

Tayvan Boğazı'nın öte yanında, Amerika'da eğitim görmüş genç bir Hristiyan doktor ve eylemci olan Sun Yat-Sen de Qing'in Japonya karşısındaki yenilgisiyle devrimci demokratik bir yöne benzer biçimde, ama çok farklı bir nedenle yöneldi. Hanedanın reforme edilemez olduğu sonucuna varan Sun ve "Çin'i Diriltme Derneği" bir dizi başarısız ayaklanmaya önderlik etti; bunlar onu Japonya'ya sürgüne zorladı ve orada (eğitim için Japonya'ya gönderilen Tayvanlı seçkinler gibi) yeni doğan demokratik reformu özümsedi. Bu Japon, Hristiyan ve Amerikan etkilerinden ve Konfüçyüsçü geleneklerden yararlanan Sun, 1905'te Halkın Üç İlkesi'ni dile getirdi ve ÇC'nin resmî felsefesi (ve ulusal marşı) olacak "Üç İlkeciliğin" temelini attı.

İlk ilke, genellikle "milliyetçilik" diye çevrilen 民族/Mínzú'dur (harfiyen "sivil klan"). Ancak belki daha dikkate değer olan, o dönemdeki başlıca etnik kökenlerin her biri için renkler içeren ÇC'nin özgün bayrağında[12] yansıyan etnik çoğulculuk (五族共和) vurgusuydu. İkincisi, genellikle "demokrasi" diye çevrilen ve seçim, geri çağırma, halk girişimi ve referandum hakları ile beş "Yuan" (Avrupa geleneğinden Yasama, Yürütme ve Yargı, artı Konfüçyüsçü gelenekten Denetim ve Sınav bölümleri) arasında güçler ayrılığının bir birleşimi olarak dile getirilen 民權/Mínquán'dır (harfiyen "sivil haklar"). Üçüncüsü, genellikle "sosyalizm" diye çevrilen 民生/Mínshēng (harfiyen "sivil geçim"), toprak hakları eşitliğini savunmasıyla, tekel karşıtı duruşuyla ve kooperatif girişimlere desteğiyle tanınan Amerikalı siyasal iktisatçı Henry George'un fikirleri dâhil çeşitli iktisadi felsefelerden yararlanır. Bu fikirleri kitabın bir sonraki kısmında çok daha kapsamlı biçimde ele alacağız.

Bu fikirlerden yararlanan Sun, dünyanın dört bir yanındaki yabancı müttefiklerden ve gurbetçilerden uluslararası destek topladı; bu destek sonunda ona ve müttefiklerine 1911'de Qing'i devirme ve 1912'de ÇC'yi kurma olanağı verdi. Bu ilk başarıya karşın iç çatışma onu hızla yeniden sürgüne, ardından bir iç savaşa katılmak üzere geri zorladı. 1919'da güçlerini toparlamayı ve modern KMT'yi kurmayı başardı.

O yıl aynı zamanda ÇC'nin fikirleri üzerinde bir başka hayati etkiyle, Henry George'un fikirlerinin toplumsal ölçekte nasıl işleyebileceğini görmek için kısmen Çin'i ziyaret eden bir George öğrencisiyle tanıştı. John Dewey belki de en saygın Amerikalı filozof ve dünya genelinde en saygın eğitimciler ve demokrasi filozofları arasındaydı. Dewey'nin "pragmatik" demokrasi kuramı (Çinli öğrencisi Hu Shih'in "deneycilik" olarak çevirdiği), ki bunu kitabın bir sonraki kısmında daha ayrıntılı ele alacağız, erken ÇC'nin belirsiz ve keşifçi atmosferiyle yankılandı.

Bir yandan bu akışkan, deneysel ve beliren yaklaşım, Qing ve savaş ağası monarşisinin demokratik muhalifleri arasında popüler olan Taocu geleneklerle çok şey paylaşıyordu.[13] Öte yandan, daha emperyalist birçok yabancı gözlemcinin aksine Dewey, ÇC'nin modern deneysel model okulların ekseni olarak kendi "işbirliğine dayalı sorun çözme" yolunu izlemesini savundu. Bu, Dewey'nin ÇC ile Batı, özellikle ABD arasında bir tür köprü hâline gelmesine yol açtı; Çin'de 200'den fazla ders verirken The New Republic gibi beliren yayınlar için deneyimleri üzerine aylık köşe yazıları yazdı. Bu süreçte ÇC ile ABD arasında derin ve kalıcı bir bağ dövmeye yardım etti.

Rus devriminin kabaca eşzamanlı başarısı, o zamana dek marjinal olan Çin Komünist Partisi'ne (ÇKP) mali destek ve askerî eğitim getirdi. Farklı, Marksist bir sosyalizm vizyonundan esinlense de Sun, ülkeyi birleştirmek için komünistlerle ittifak kurdu. 1925'teki ölümü sırasında neredeyse başarıya ulaşan bu çaba, Sun'ı Milliyetçiler için "Ulusun Babası", Komünistler için "Devrimin Öncüsü" yaptı.

Ne var ki bu birlik anı kısa ömürlü oldu; komünistler (Mao Zedong önderliğinde) ve milliyetçiler (Çan Kay-şek önderliğinde) sonraki yirmi yıl boyunca dönüşümlü olarak iç savaşa girdi ve savaş ağalarına ile Japon işgalcilere karşı ittifak kurdu; ta ki 1945'te Japonların nihai yenilgisine kadar. Ezici biçimde hem ulusal kurtuluş mücadelesine hem birbirlerine karşı mücadeleye odaklanan Komünistler de Milliyetçiler de Tayvan'ı pek düşünmedi.[14]

Savaş sonrası Tayvan

1949'da Komünistlerce yenilgiye uğratılan Çan ve iki milyon ÇC askeri ile sivili Tayvan'a taşındı; burayı "özgür Çin"in yurdu ilan ederken aynı zamanda "Beyaz Terör" olarak anılacak biçimde, ağırlıklı olarak Taigi ve Hakka konuşan sekiz milyonluk yerli nüfusa sıkıyönetim dayattı. Diktatör olarak davranan Çan, ÇC'yi dünyaya Çin'in gerçek temsilcisi olarak konumlandırdı. İçeride ise Tayvan halkı, adanın denetimini hızla ele geçiren ve Tayvanlı kimliğinin her belirtisini dizgesel ve acımasız biçimde bastırmaya başlayan şiddetli bir dışarıdan hükûmet deneyimledi.[15]

Aynı zamanda resmî ideolojisi Üç İlkecilik olan hükûmet, sonunda Tayvan'da demokratik hareketlere filizlenecek birçok toplumsal reform tohumu ekmeye başladı. Adaya ve yerel seçkinlerine bağları olmadığı için Çan, 1949'da kirayı %37,5'e indirmek, 1951'de kamu arazisini serbest bırakmak ve 1953'teki "toprak işleyene" politikasıyla büyük mülkleri parçalamak dâhil Kırsal Toprak Reformu'nu dayatabildi. Bu, 1977'de ayrıntılarını daha sonra anlatacağımız Georgeci bir arazi değeri vergisi getirecek biçimde genişletildi. Birçok bilginin savunduğu gibi bu reformlar birlikte, Tayvan'ın sonraki toplumsal ve ekonomik gelişimi için hayati olduğu kanıtlanan eşitlikçi bir iktisadi temel attı.[16]

Üç İlkeciliğin bir başka türevi, ÇC Anayasası'nın 145. Maddesi'nde kutsallaştırılan kooperatif girişime odaklanmaydı; madde "özel servet ve özel işletilen girişimler, dengeli bir gelişmeye zarar verici görülürse Devlet bunları yasayla kısıtlar… Kooperatif girişimler… ve dış ticaret teşvik edilir" der. Georgeci fikirlerden etkilenmekle birlikte, sınai kooperatiflere ve katılımcı üretime bu destek, Japon sömürge yönetimi sırasında geliştirilen tarımsal ve sınai işbirliği geleneklerinden de büyük ölçüde yararlanmış; ABD'nin Japonya işgali sırasında çalıştığı dönemde üretimi iyileştirmede hat işçilerinin güçlendirilmesini vurgulayan Edward Deming gibi Amerikalı düşünürlerden de etkilenmiştir.[17]

Bu etkiler birlikte Tayvan'da sınai ve siyasi geleceği için hayati olan sağlam bir sivil ve kooperatif sektörün (topluca Üçüncü Sektör dediğimiz) gelişimini besledi. Dahası, ticarete anayasal ve tarihsel odaklanma ile ihracatı destekleyen altyapıya kamu yatırımı Tayvan'ın yükselişini ivmelendirdi. 1970'lere gelindiğinde Tayvan, ileri Batı teknolojileri için önemli bir bileşen tedarikçisi hâline geldi.

Tayvan'ın eğitim sistemi de erken ÇC döneminin entelektüel mayalanmasından benzer biçimde etkilendi; Dewey'nin öğrencisi Hu, zaman zaman kavga ettiği KMT'yle birlikte Tayvan'a kaçtı. Ulusal araştırma enstitüsü Academia Sinica'nın Başkanı ve önde gelen bir aydın olarak Hu, Tayvan'ın eğitim sisteminin gelişiminde merkezî bir etki hâline geldi. Konfüçyüsçü gelenekleri Deweyci pragmatizm, eşitlikçilik ve demokrasiyle kaynaştırması, Tayvan eğitimini dünyanın gıpta ettiği bir konuma getirdi; bir dizi ölçütte dünya sıralamalarının tepesine taşıdı.[18]

Demokrasinin gelişi

1960'lar, Amerikan Sivil Haklar hareketine koşut olarak, KMT'ye ve Çan Kay-şek'e karşı Tayvan'ın bağımsızlığı ve gerçekten demokratik bir hükûmet için taleplerin patlamasına tanık oldu. Tayvan doğumlu Ulusal Tayvan Üniversitesi Profesörü Peng Ming-min (1921-2022) ve iki öğrencisi Hsieh Tsung-min ile Wei Ting-chao, özgür ve bağımsız bir Tayvan çağrısı yapan ve ÇC'yi gayrimeşru bir hükûmet olarak kınayan Tayvan Kendini Kurtarma Manifestosu'nu dolaşıma soktu.[19] Bu an Peng'in sürgünüyle sona ermiş olsa da manifesto, demokrasi savunucularını ulusal seçimlere erişim talep etmeye daha da iten ulusal bir söyleşi başlattı.

Birleşmiş Milletler, Beyaz Terör altında ÇC'nin erken kimliğinin merkezindeydi; yalnızca BM'nin kurucu üyelerinden biri değil, Güvenlik Konseyi'nin tek Asyalı daimî üyesiydi de. Bu belirgin uluslararası rol, Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) rejimi için başlıca rahatsızlık kaynağıydı; onun uluslararası meselelere katılmasını engelliyor ve ÇKP'yi başlangıçta Tayvan bağımsızlığını desteklemekten Tayvan'ı fethetmeye ideolojik odaklanmaya yöneltiyordu. Ancak ABD Vietnam'daki başarısızlıklarını çevrelemeye çalışırken Başkan Richard Nixon gizlice ÇHC'yle uzlaşma arayışına girdi; küresel hizalanmaların değiştiğini imleyen bu hamlenin ortasında, Arnavutluk'un desteklediği 2758 sayılı Karar 25 Ekim 1971'de Genel Kurul'dan geçerek "Çin" tanınmasını ÇC'den ÇHC'ye aktardı ve nihayet Nixon'ın 1972'de ÇHC'yi ziyaretiyle doruğa ulaştı. Sonuç olarak ÇC BM'den "çekildi" ve kimliği ile uluslararası konumu dönüştü.

Bir yandan bu uluslararası çekilme, Tayvan'ın uluslararası etkinliklerinin kapsamını ve ekonomik ile ticari faaliyetlere girme yetisini büyük ölçüde sınırladı. Ayrıca ABD'yi ve Komünist olmayan dünyanın büyük bölümünü, ÇC'yle koşulsuz ittifak konumundan, ÇHC'nin Tayvan üzerinde şiddetini önlemeye çalışırken bir yandan da onun "Tek Çin" konumunu kabul eden bir politikayı desteklemek üzere çıkarların özenli dengelenmesi ve muğlaklık konumuna kaymaya yöneltti.

İçeride bu kimlik değişimi, "Komünist isyanı" bastırmak üzere bir savaşa küresel destek beklentisi soldukça ve "özgür Çin"in özlenen kimliğini zayıflattıkça Beyaz Terör'ün gerekçesinin büyük bölümünü çürüttü. Bir yanda giderek eşitlikçileşen, Üçüncü Sektör güdümlü ve son derece ilerici biçimde eğitimli bir nüfus, diğer yanda otoriter baskıcı bir devlet arasındaki çelişkiler böylece giderek ezici hâle geldi; özellikle 1970'lerin sonundan önce sendikaların ve siyasi sivil derneklerin gelişmesi ve Çan'ın ölümüyle. Bu kitabın yazarlarından birinin ebeveynlerinin yaşamları bu eğilimlerin kusursuz bir örneğidir: halk üniversitesi ve tüketici kooperatifi hareketlerinin öncüleri olarak ÇC anayasasındaki kooperatif desteğinden yararlandılar. Yine de gazeteci olarak, 1979'daki Kaohsiung Olayı'nda siyasi muhalefetin liderlerinin hapsedilmesi gibi devlet tarafından baskılananları haberleştirdiler ve desteklemeye yardım ederek demokratikleşmenin temelini kurdular.

Tayvan'ın zayıflayan uluslararası konumu, Beyaz Terör sırasında sürgün edilen muhaliflerin Çan'ın oğlu ve halefi Çan Ching-Kuo üzerinde artan baskı kurmasına da olanak tanıdı. 1980'lerde genç Çan yönetiminde Tayvan'ın serbestleşmesi, demokratik eylemin, protestoların, denemelerin, şarkıların ve sanatın genel seçimlere yönelik büyüyen inancı yansıttığı bir ortam yarattı. Demokrasi çağrısı yapanlar hâlâ sürgünde ya da hapisteydi, ama akrabaları ve arkadaşları yerel ve ulusal siyasi görevlere aday olmaya başladı.[20]

Canlı demokratik kuşak

1984'te Çan Ching-Kuo, Lee Teng-hui'yi (1923-2020) Tayvan doğumlu ilk başkan yardımcısı olarak seçti. Bu tercih Tayvan'ın siyasi manzarasında bir değişimi imliyordu.[21] Lee 1988'de Başkan olduğunda hızla bir dizi demokratik reform başlattı; Başkan'ın doğrudan seçilmesi çağrısı yaptı ve ülkenin egemenliğini ÇC'nin "Özgür Bölge yurttaşlarına" (Tayvan adalarında yaşayanlara) verdi. Bu, onu 1996'da doğrudan seçilen ilk Başkan yaptı; Bill Gates'in "İnternet Gelgit Dalgası" muhtırasının internet çağının ana akıma gelişini müjdelemesinden yalnızca birkaç ay sonra.

Zaten dünyanın en teknoloji yoğun ihracat ekonomilerinden biri olan Tayvan'ın ekonomisini ve toplumunu bu gelgit dalgası demokratikleşmeyle aynı güçle süpürdü. Böylece internet ve demokrasi Tayvan'da bir tür yapışık ikizdi. Dört yıl sonra ilk DPP Başkanı Chen Shui-bian, Mavi kamp parçalandıkça seçimi kıl payı kazandı. KMT'nin sekiz yıl sonra 2008'de Başkanlığa dönmesiyle, "özgür Çin"in Mavi vizyonu ile "ada ulusunun" Yeşil vizyonu arasında dönüşümlü bir sistem siyasetin örüntüsü olarak yerleşti.

Ne var ki Ayçiçeği hareketini besleyen bu derin ve kalıcı bölünmeye karşın, bu bakış açıları arasındaki örtüşen uzlaşma çarpıcıdır:

  1. Çoğulculuk: Hem Mavi hem Yeşil anlatı çoğulculuğa güçlü bir vurgu paylaşır. Mavi için bu, hem çağdaş hem geleneksel kültürü (Ulusal Saray Müzesi'yle örneklenen) ve Üç İlkeci çoğulculuk geleneğini kaynaştırmakla, ÇC'nin kültürel mirasçı ve lider rolünü öne çıkarmakla ilgilidir; Yeşiller ise yerli halklar, Japonlar, Hokkienler, Hakkalar, Batılılar ve yeni göçmenler dâhil Tayvan'a yerleşenlerin çeşitliliğine odaklanır.
  2. Diplomatik incelik: ÇHC'yle zorlu ilişkide yol almak için her ikisi de ABD'nin ve diğer müttefiklerin güvenlik duruşu, ÇC ile Tayvan'ın anlamı ve "bağımsızlık" kavramı etrafında bir dizi karmaşık ve incelikli kamusal konumu benimsemek zorunda kalmıştır.
  3. Demokratik özgürlük: "Demokrasi" ve "özgürlük" fikirleri her iki ideolojinin de merkezindedir. Yeşiller için bu fikirler, hem Beyaz Terör'ü hem ÇHC otoriterliğini aşan Tayvan'ın toplanma çağrılarının özüdür. Maviler için bu fikirler Üç İlkeciliğin özüdür ve dolayısıyla gözlerinde bir ÇC liderliğinin odaklanması gereken niteliklerdir.
  4. Otoriterlik karşıtlığı: Her ikisi de ÇHC'de büyüyen otoriterlikten, özellikle son on yılda Hong Kong'da "Tek Ülke, İki Sistem" formülünün başarısızlığıyla derinden kaygılıdır.
  5. İhracat yönelimi: Her iki parti de ticari ihracatçı olarak başarıyı kutlar ve fikirleri ile kültürü ihraç etme yetisini de geleceğin merkezinde görür. Maviler için bu daha çok ÇHC'yi Tayvan'a daha çok benzemeye yöneltmeye odaklanırken, Yeşiller için Tayvan'ın kendini savunmak için ihtiyaç duyduğu "özgür dünyada" saygı kazanmaya odaklanır.

Bu ideolojik örtüşmeye ek olarak, iki taraf da adanın küresel elektronik sektöründe oynamaya başladığı merkezî rolden yararlanmış ve ona gömülmüştür. Yarı iletken ve akıllı telefon tedarik zincirinin merkezi olarak, aynı zamanda dünyanın en hızlı internetine sahip olarak[22], hiçbir ülke Tayvan kadar dijital dünyaya eksiksiz biçimde gömülü değildir.

Çoğul, karmaşık, özgür, dünyaya dönük demokrasi üzerinde örtüşen bir uzlaşmanın, ortaya çıkan muğlaklıkta yol almaya yardımcı dijital araçların kolayca erişilebilir olmasıyla birleşmesi, son on yılda Tayvan'ın dünyanın önde gelen dijital demokrasi örneği hâline gelmesini sağlamıştır.


  1. Bu, genellikle "Çin Cumhuriyeti" diye çevrilen 中華民國'nun (harfiyen "arasında" "kültürler" "yurttaşlar" "ulus") alternatif bir yorumudur. ↩︎

  2. “Billing Profile Information,” Central Election Commission, t.y., https://db.cec.gov.tw/ElecTable/Election?type=President. ↩︎

  3. Joseph Liu, “Global Religious Diversity,” Pew Research Center, 4 Nisan 2014. https://www.pewresearch.org/religion/2014/04/04/global-religious-diversity/. ↩︎

  4. “Tracking Covid-19 Excess Deaths across Countries,” The Economist, 20 Ekim 2021. https://www.economist.com/graphic-detail/coronavirus-excess-deaths-tracker. ↩︎

  5. Peter Bellwood, Man's Conquest of the Pacific: the Prehistory of Southeast Asia and Oceania (Oxford, UK: Oxford University Press, 1979). ↩︎

  6. “Disinformation in Taiwan: International versus Domestic Perpetrators,” V-Dem, 2020. https://v-dem.net/weekly_graph/disinformation-in-taiwan-international-versus ↩︎

  7. Emma Teng, Taiwan's Imagined Geography: Chinese Colonial Travel Writing and Pictures, 1683-1895, (Cambridge, Mass.: Harvard University Asia Center, 2004), 33. ↩︎

  8. Emma Teng, Taiwan's Imagined Geography: Chinese Colonial Travel Writing and Pictures, 1683-1895, (Cambridge, Mass.: Harvard University Asia Center, 2004), 33, 1-2. ↩︎

  9. Suisheng Zhao, The Dragon Roars Back: Transformational Leaders and Dynamics of Chinese Foreign Policy, (Stanford, California: Stanford University Press, 2022), 132. ↩︎

  10. Jeffrey Jacobs, Democratizing Taiwan, (Boston: Brill, 2012), 22. ↩︎

  11. Ashley Esarey, “Overview: Democratization and Nation Building in Taiwan”, Taiwan in Dynamic Transition: Nation Building and Democratization içinde, ed. Thomas Gold, (Seattle: University of Washington Press, 2020), 24 ↩︎

  12. "Flag of China (1912–1928)," t.y. Wikimedia Commons, https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Flag_of_China_(1912–1928).svg. ↩︎

  13. Richard Shusterman, “Pragmatism and East‐Asian Thought,” Metaphilosophy 35, sayı 1-2 (2004): 13, https://www.academia.edu/3125320/_Pragmatism_and_East_Asian_Thought_. ↩︎

  14. Yine de ele aldıkları ölçüde Mao, Kore ve Vietnam için umduğu gibi Tayvan'ı bağımsız bir komünist devlet olarak destekledi; Çan ise (neredeyse sonradan akla gelen bir düşünceyle) savaştan sonra Mançurya dâhil daha önce Japonya'nın işgal ettiği diğer topraklarla birlikte Tayvan'ın iadesini talep etti. ↩︎

  15. Chien-Jung Hsu, The Construction of National Identity in Taiwan’s Media, 1896-2012, (Leiden: Brill, 2014), 71. ↩︎

  16. Joe Studwell, "How Asia Works: Success and Failure in the World's Most Dynamic Region," (Londra: Profile, 2013). ↩︎

  17. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Japonya'nın sınai altyapısı harap olmuş, ürün kalitesi düşmüştü. Bu bağlamda Deming, 1950'de Japon Bilim İnsanları ve Mühendisleri Birliği (JUSE) tarafından davet edildi. İstatistiksel Süreç Denetimi (SPC) ve PUKÖ (Planla-Uygula-Kontrol Et-Önlem Al) çevrimini tanıttı; sürekli iyileştirmeyi (Kaizen) ve çalışan katılımının önemini vurguladı. İlkeleri özellikle Japon otomotiv sektöründe, en çok da Toyota'da benimsendi ve Toyota Üretim Sistemi'nin (TPS) ayrılmaz parçası oldu. 1990'da James P. Womack ve diğerleri, Toyota Üretim Sistemi'ni çözümleyen ve onu Yalın üretim olarak küresel bir kitleye tanıtan The Machine That Changed the World'ü yayımladı. James P. Womack, Daniel T. Jones ve Daniel Roos, The Machine that Changed the World (New York: Free Press, 2007). 2011'de "Yalın Girişim" terimini ortaya atan Eric Ries, girişimcilikte Yalın üretim ilkelerinden esinlendi. Eric Ries, The Lean Startup (New York: Crown Currency, 2011). ↩︎

  18. “John Dewey and Free China,” Taiwan Today, 1 Ocak 2003, https://taiwantoday.tw/news.php?unit=12. ↩︎

  19. Ryan Dunch ve Ashley Esarey, Taiwan in Dynamic Transition: Nation-Building and Democratization, (Seattle: University Of Washington Press, 2020), 28. ↩︎

  20. Ryan Dunch ve Ashley Esarey, Taiwan in Dynamic Transition: Nation-Building and Democratization, (Seattle: University Of Washington Press, 2020), 31. ↩︎

  21. Jeffrey Jacobs, Democratizing Taiwan, (Boston: Brill, 2012), 62. ↩︎

  22. Taiwan News, “Taiwan Has No. 1 Fastest Internet in World,” 23 Ekim 2023. https://www.taiwannews.com.tw/en/news/5025449. ↩︎